YAZARA MAİL GÖNDER Hayırdır

YAZARLAR

Hop dedik! ("One minute" sözünün Türkçesi). Kimilerinde bir üzüntü, bir utanç, bir eziklik... İstanbul'daki meydan kargaşası yüzünden dünyaya rezil olmuşuz.
Yahu, bu ne bitmez tükenmez komplekstir! Dünya dedikleri bizden daha gelişmiş saydıkları ülkelerse, onların en büyük merkezlerinde yıllardır kargaşanın daniskası yaşanmakta. Hem, hangi nedenlerle?
New York'ta, Frankfurt'ta finans namussuzlukları, Londra ve Paris'te ırkçılık, Roma'da genel çıkmaz sokak, Madrid'de sefalet, Moskova'da seçim şaibeleri protesto ediliyor. Zavallı Atina'daki çöküntü debelenmelerini saymıyorum.
Bizdeki olayı başlangıçta tetikleyen neydi? Ağaç savunusu, çevreci refleksi, yeşil sevgisi...
Ne güzel be, ne güzel! Bundan mı utanıp ellerimi ovuşturacağım?
Ama efendim, konu sırf yeşil değil. Gerisinde çok şey var. Onlara bakmalı. Okurun biri hesap soruyor: "Yazar hüneriyle savunduğun Erdoğan'ın diktatörlük peşinde olmadığını söylüyordun. Şimdi ne diyeceksin bakalım?"
Peki, bakalım. Söylem kişiselleşecek ise, şu kadarını belirtmeme izin verilsin. Hüner yarışında değilim. Yorumculukta aranacak özellik gerçekleri zamanında görüp duyurmaktır. O görevi yaptım elimden geldiğince. Arşivler açık:
Bürokrasi batağına ve Stalin despotluğuna gömülen Sovyetlerin çökeceğini, Çin'in süper güç olacağını, Türk Parasını Koruma Kanunu gibi ucubelerin cenderesinden kurtulursa ekonomimizin patlayacağını kırk yıl önce yazdım.
Son referandum öncesinde "Türkiye İran oluyor" paniği beyaz yurttaşların salgın hastalığıydı. "Olamaz, çünkü ülkemizin günümüzdeki gelişme aşamasında iç dinamikler izin vermez" dedim.
Siz şimdi "Oluyor" mu diyecek, metroda öpüşmenin ayıplanması ya da alkol satışının kısıtlanması gibi "irticaya gidiş" belirtilerine mi işaret edeceksiniz?
İrticaya değil, demokrasiye gidiyoruz. Geçmişteki baskılara tepki veren çoğunluğun eğilimleri öne geçmekte. Refah arttıkça karşıt eğilimler ağır basacak. On yıl sonra dileyenler her yerde muhabbetlerini daha rahat teşhir edebilecek, alkol kullanımı da -maalesef- artacak.
Erdoğan diktası hikâyesine gelince... "İstense de gerçekleşemez, yurttaki güç dengesi uygun değil" demiştim. Son durum neyi kanıtladı? Polis çekilmedi mi alandan?
Kaldı ki, onun öyle bir şey peşinde olmadığı apaçık. Suriye zorbasını diktatör diye kınıyor; gezideki biber gazı hoyratlığını onaylamadığını, yanlış yapanlardan hesap sorulacağını söylüyor. "Eylemlere son verilmesini rica ederim" diyor.
Rica! Dikta heveslisi ağzı mı bu?
Bir kere daha: Rahat olun. İyiye gidiyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.