YAZARA MAİL GÖNDER Tokalaşırken

YAZARLAR

Eyvahlar olsun, seçimler yaklaşıyor. Onların öncesindeki kampanya dönemi erken başlayacak gibi. Politika esnafı böyle günlerde "Seçim sath-ı mailine (eğik yüzeyine) giriyoruz" der.
Niçin eğik? Çünkü o dönemde büsbütün artan abartmalar, karalamalar ve palavralarla herkesin ayağının altındaki zeminin kayganlaştığını bilirler.
Şu ara gözler CHP'nin üstünde. Değişik mezhepten çok kişi seçenek sağlayabilecek doğru dürüst bir muhalefet oluşmasını istiyor. Ben de istiyor, o saftaki gelişmeleri dikkatle izliyorum.
Parti İzmir'de bir "seçim stratejisi kitapçığı" hazırlamış. Halkın seçim değil, geçim stratejisi derdinde olduğu söylenebilir ama kitapçığın muhatabı kampanya görevlileri. Temel hedef de "halktan kopukluk imajının düzeltilmesi".
Nasıl düzeltilecek? Somut ve pratik öğütler var:
Ev ve iş yeri ziyaretlerinde içeriye "Selamünaleyküm" diyerek girilecek, "Allah'a emanet olun" diyerek çıkılacak. ("Çav" ya da "Baybay" cıs!)
El sıkışırken "canlı, alçak gönüllü, kavrayıcı" olunacak. Yani karşıdakinin eli sıkı sıkı kavranacak... V. b.
Yeter mi bunlar halktan kopukluk izleniminin silinmesine? Oy getirir mi?
Halka yaklaşma kavramının özünde bir eğretilik var. Yaklaşmaya niyetleniyorsanız, uzağındasınız demektir. Yukarıdan baktığınız, lütuf diye el uzattığınız fark edilir hemen.
Böyle konuları düşünürken hep hızlı avcılık günlerimi hatırlarım. Ercüment Karacan'ın düzenlediği seferlerde köy kahvelerine giderdik. Beyzade dostlar "alçak gönüllü" davranır, zorlama tebessümler ve hatır sormalarla oradakilere "yakınlık" gösterirlerdi. Ama havada hep bir yapaylık kokusu bulunurdu. Rehberlik edenlere gün sonunda bahşiş verilirken o koku burun kırardı.
Ben o grupta saray soytarısına hoş görüyle bakılır gibi katlanılan solcu olduğumdan, köylülerle gerçekten ilgilenir, av dışında da kahvelerine gider, evlerinde kalır, İstanbul'a yolu düşenleri konuk ederdim. Birçoğuyla av arkadaşı değil, arkadaştık.
Bunun sonuçlarından biri ilginçti. Avlarda hep en çok kuşu ben vururdum. Ercüment ve takımı "Amma şanslısın" dedikçe gülerdim içimden.
Şimdi de İzmir'deki kitapçığın neye yarayacağını düşünürken CHP kurmaylarına diyeceğim şu ki "imaj düzeltmek" yetmez. Kişilik düzeltmeye bakmalı. O başarılırsa imaj konusu yoluna girer kendiliğinden.
Ne demek kişilik düzeltmek?
Sırf oy almak için karşınızdakinin elini sıkıca kavramakla yetinmeyecek, onu gerçekten adam yerine koyacak ve iç dünyasını kavramaya bakacaksınız.
Seçimleri de bunu yapabilen kazanacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.