YAZARA MAİL GÖNDER Pis kıssadan temiz hisse

YAZARLAR

İlk bakışta görüntü tartışma kaldırmayacak kadar açık seçik. Maktul yerde. Katilin silahının namlusu tütüyor. Bu kadar belirgin cinayetin işlenip işlenmediği konuşulur mu?
Ama tartışma sürüyor. Çünkü katliam faili darbecinin söyledikleri var:
"Ben cinayet işlemiyorum, sizin taraftarı göründüğünüz özgürlüğü savunuyorum. Devirdiğim adam takiyeci şeriatçıdır. Ülkeyi alıştıra alıştıra İslami faşizme götürüyordu. Şimdi beni protesto edenlerden daha büyük kalabalık onun yolunu kesmek için meydanları doldurmuştu. Yirmi milyondan fazla imza toplandı. Demokrasinin düşmanı değil, koruyucusuyum. Karşımdaki gözü dönmüş fanatikler ise kilise yakıyor."
Akıl karıştıran benzeri tezler Suriye'de de dillendirilmekte. Diktatörün destekçileri en iyi savunmanın saldırı olduğu kavlince bağırıp çağırıyor:
"Biz gidersek yerimizi alacak olan El Kaide yobazları bölgeyi Taliban cehennemine çevirecek. Bize karşı savaşanların ön safında kimler bulunduğuna iyi bakın. Liderlerinden biri öldürdüğü adamın kalbini söküp ağzına attı!"
Petrol ve "stratejik istikrar" hesapları yaparak bütün pislikler karşısında "Ayıp ayıp, iki taraf da uslu dursun" diye mırıldanmakla yetinen Batı'nın da işine geliyor akıl karışıklığı.
Bizim açımızdan ise iğrenç tablodan alınabilecek çok yararlı bir ders var. Mısır'daki durum tam neyin görüntüsü, biliyor musunuz?
Düşünün:
Anadolu'da Yunan ordusuna yenilip Batı'nın çizdiği sınırlar içinde şeriat çerçeveli düzeni sürdürseydik... Laiklik ilkesi genele yakın kabul görmeseydi... İktidar ülkenin en somut gücü olan ordunun kurduğu diktaların paylaşılamaz tekelinde kalsaydı... Zamanla örgütlenen dindar çoğunluk günün birinde o iktidardan pay isteyip dikilmeye başlasaydı... Ne olurdu?
Aynı bugün Kahire'de olan! Talat Aydemir kafalı subayların emirleriyle birtakım sakallı adamların, başörtülü kadınların, onların kucaklarındaki çocukların meydanlarda kana bulandıklarını görürdük.
Kimi kafalarda hâlâ yanlış bir karşıtlık etkili. Bir uca Mustafa Kemal'i koyuyorlar, karşı uca Recep Tayyip'i. Oysa gerçekte bunlar çatışan değil, birbirini tamamlayan iki uygulamanın simgesi. Müslüman ülkelere önce (yeni Türkiye'nin kurucusunun yaptığı gibi) laikliğin getirilmesi, sonra o ilkenin (Türkiye başbakanının yaptığı ve Kahire ziyaretinde tavsiye ettiği gibi) dindar kesimlerce de benimsenmesinin sağlanması gerek.
Arap ülkelerinin talihsizliği geçmişlerinde bir dâhi kurucu, bugünlerinde de gözü kara bir atılımcı bulunmaması. Kozlardan yararlanmayı bilelim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.