Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ne zaman Ortadoğu'ya yolum düşse, ters yönlerden esen duygu rüzgârları arasında yalpalayıp dururum.
Çünkü ölülerin aramızda yaşadığı bir bölgenin bireyi olarak hayatın anlamı üstüne kafa yoran ben, Ortadoğu'da kendimi "Ölü canlar" arasında buluveririm.
Çünkü Ortadoğu uygarlıkların beşiği değil, uygarlıkların göz alabildiğine uzanan mezarlığı.
Çünkü Ortadoğu yeryüzündeki hayatı değerlendirmeyi değil, ölüm sonrası hayata hazırlanmayı tercih etmiş, daha da ötesi onu varoluşunun (Veya yokoluşunun) biricik amacı yapmış kitlelerin coğrafyası.
Çünkü Ortadoğu sürekli ya da eski dille biteviye 4x100 değil, 4xbin, 4xmilyon, 4xmilyar ölüm yarışının yapıldığı uçsuz bucaksız bir atletizm pisti. Bayrağı taşıyan atlet ölüm koşusunda rekor kırmak, bir an önce Azrail'le buluşmak için koşar. Bayrağı teslim ettiğinde son nefesini verir. Yüzünde yalancı hayat parkurunu tamamlamış olmanın rahatlığıyla...
Çünkü burada ölüm esas, yaşam istisna. Burada ölüm sağlık, yaşam habis tümör.
Son gezimizde Bağdat'ta binlerce güvercin görünce, doğrusu başta biraz ezberim bozuldu. Düşünebiliyor musunuz; ağızlarında zeytin dalı taşıyan sayısız güvercin...
Ama bu güvercinler "Canlı" değildi. (Çünkü ABD işgalinde ve onu izleyen direniş-terör savaşında ilk ölenler güvercinler oldu.) Abbasiler'in dünyanın ilk ve o çağda tek megapolü yaptıkları Bağdat'ı asla göremeyeceğiniz kadar yüksek ve kalın beton duvarlara resmedilmiş barış kadar cansız güvercinlerdi onlar.
Havaalanından bakanlıklar binalarının toplandığı sözde güvenli "Yeşil Bölge"ye varıncaya kadar her beton duvarda karşımıza çıkan ağızlarında zeytin dalıyla uçmak için sabırsızlanan ak güvercinleri gördükçe, o barış simgeleri ya da havarileri üstüne Türk ozanların yazdıkları şiirleri mırıldadım. Tıpkı mezarlıktan geçerken okunan dualar gibi:
Örneğin Rıfat Ilgaz'ı: "Güvercin dediğin uyanık olmalı / Tüyler duman duman öfkeden / Yanıp tutuşmalı gözbebekleri / Sevgiden tıpır tıpır bir yürek / Özgürlüğünce dövüşürken."
Ve Ümit Yaşar Oğuzcan: "Süzülüp mavi göklerden yere doğru / Omzuma bir beyaz güvercin kondu / Aldım elime usul usul okşadım / Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım."
Ya da Nâzım Hikmet: "Geldi dört güvercin / Suda yıkanmak için / Su mapushane yalağındaydı / Ve güneş / Güvercinlerin / Gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı."
Veya Melih Cevdet Anday: "Bir çift güvercin havalansa / Yanık yanık koksa karanfil / Değil, bu anılacak şey değil / Apansız geliyor aklıma."
Ve de sevgili Ülkü Tamer: "Bana çiçek gönderme / Bir kuş ağacı gönder / Dallarında gezinsin / Kül rengi güvercinler."

Irak'ın ölüm tacirleri

Havaalanından Bağdat'a binbir kasisle, onbinbir güvenlik noktasıyla kesilen yolda saatte 10 kilometre hızla ilerlerken ve beton bloklardaki zeytin dalı taşıyan güvercinleri dizeler eşliğinde sayarken, Irak Büyükelçiliğimizin genç bir görevlisinin sohbet girişimiyle gerçeklere döndüm:
"Biliyor musunuz" dedi, "Bu beton bloklar bir sürü insanı zengin etti. Çimentoyu, demiri, işçiliği ve diğer gider kalemlerini koyun, bir blokun maliyeti, taş çatlasa 200 dolar. Ama ABD işgalinin ilk yıllarında fiyatı 5 bin dolara kadar çıktı. Beton blokların ikinci pazarı da oluştu. İsteyenler bu pazara koşuyor, bir blok 300 dolardan satılıyor. Bir evi çevirmek için en az 100 blok gerektiğine göre, piyasada ne paralar döndüğünü varın siz hesaplayın..."
Sorduk: "Peki, ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin resmedilmiş bloklar daha yüksek fiyattan mı satılıyor?" Güldü: "Beyim, bu coğrafyada ne zeytin ağacı var, ne de güvercin. Onların resmedildiği blokları alanın ilk işi üstlerini kalın bir boyayla kapatmak oluyor."
Ve yeniden güvercinli dizeler mırıldandım. İçimden: "Her sabah uyandığımda / Gördüğüm düşü hayra yorarım / Açmasına açarım da göğsümün altın kafesini / Korkarım / Ya bu gece / Güvercinler / Yüreğimden başka bir ülkeye / Göç etmişlerse..." (Behçet Aysan)
Dedim ya; Ortadoğu karabasanlar diyarı. "Ölü canlar" coğrafyası. Yaşamı ölüm kabul eden, hayata uzanan yol olarak "Sırat Köprüsü" ve "Araf" kavramlarını yaratan, binlerce yıllık ezoterizm laboratuvarı.
O yüzden burada hayat ucuz. Zira yaşanmıyor.
O yüzden burada ölüm kutsanıyor. Ve ölümü hızlandıracak her fırsatı değerlendirmek için sayısız gönüllü çıkıyor.
Ve Bağdat'taki onbinlerce beton blokta resmedilmiş, ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin, yakıcı güneşe rağmen renklerini koruyarak bir zihniyet değişikliği, daha doğrusu varoluşun anlamını yeniden tanımlayacak bir devrim bekliyor. Sabırla. Burası Ortadoğu, "Ölü canlar" beşiği.
Burası Ortadoğu, hiç yaşamamış insanların devasa mezarlığı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER