Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

Bir halka daha koptu

Gençlik yıllarımda İzmir'de "Francophone" bir ortamda yaşadım. O nedenle ya da o sayede kültürel mabedimi ayakta tutan sütunların pek çoğu Fransız yazarlardır.
Özellikle de romancılar.
Hangi birini saysam: Albert Camus, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Joseph Kessel, Henry Troyat, Georges Bernanos, Louis-Ferdinard Celine, Andre Malraux, François Mauriac, Nathalie Sarraute, Andre Gide, Henry de Montherlant...Ve de ağır kitaplardan bunaldığımda dört elle sarıldığım Georges Simenon...
Hepsi de bu dünyadan göçtüler. Kervana üç gün önce biri daha katıldı:
Jean Dutourd. Ve onunla birlikte beni gençlik yıllarıma, hatta 20'nci yüzyıla bağlayan zincirin son halkalarından biri daha koptu.
Gerçi az-buz yaşamadı Dutourd; gözlerini ebediyen kapattığında 91 yaşındaydı.
Ama son gününe kadar pırıltısından hiçbir şey yitirmeyen zekâsı, sivri dili, müthiş esprileri, insanda onun ölümsüz olduğu ya da en azından çooook uzun bir hayatın sırrına ulaştığı duygusu uyandırıyordu. (1970'lerde yayınlanan bir söyleşisinde "2000'li yılların kendisini kıyametten daha çok korkuttuğunu" söylemişti; haklı çıktı.)
Dutourd'un ilginç, daha doğrusu tuhaf bir kişiliği vardı. Kendini "Gerici" diye tanımlardı. "Gericilik" ile otomobilin icadından önceki dünyaya özlemini ifade ederdi. Kentlerin bu kadar büyümediği, kırsal kesimin sessizliğinin, sakinliğinin hüküm sürdüğü, sanayiden çok tarıma dayalı bir toplum ve bir dünya.
Çok bereketli bir yazardı: Ardında 127 eser bıraktı. Çoğu roman, birkaçı tiyatro oyunu, birkaçı deneme, üçü de çeviri.
Tuhaftır; onca yapıtından, bildiğim kadarıyla, yalnızca biri dilimize çevrildi: "Köpekler". 1973'te, Martı Yayınları'nca.
Hakkını yemeyeyim; meslektaşım Hadi Uluengin, 2008 Mayıs'ında bir yazısında ondan genişçe bir alıntı yaptı. Bizzat çevirerek. Buyurun Uluengin'in o yazısından Dutourd'un "Bir kuşak" tahlili:
"Babalar savaşırken evde tini mini anneler tarafından büyütülen neslimin çocuklarını izleseydim, pasif bir sıradanlıkla, şu melek yüzlü vasatlara benzeyecektim.
Ya aile firmasında, ya toptancı bakkalda, ya anonim şirkette yöneticilik yapan ve Rotary Kulüp kartı taşıyan, şimdiki roman kahramanları türünden bir ellilik olacaktım.
Hani 'Olgun adam' dedikleri gibi, hem tecrübeyle, hem göbekle de donanacaktım.
Ve tabii bankada hesabım, kapıda otomobilim, benim kadar salak üç çocuğum, gazabından korkacağım ve gizliden aldatacağım çirkin karım da eksik kalmayacaktı."
Dedim ya, tuhaf bir insandı Dutourd; dünya görüşünü, yani siyasal kimliğini de şöyle tanımlardı: Sağcı anarşist ve solcu degaulle'cü! Ama aslında monarşistti!
"Obituary"sini, yani ardından yayınlanacak yazıyı da bizzat kaleme almıştı:
"Ne doğum tarihi biliniyor, ne de ölüm tarihi. Kitaplarındaki adı da gerçekten kendisinin mi; kim bilir! Doğru olan bir şey varsa, 20'nci yüzyılda ve Paris'te yaşadığı, bıyıklı ve mavi gözlü olduğu. Pipo içtiğine ilişkin epey söylenti var ama, elimizde pipolu hiç fotoğrafı bulunmadığı için, doğrulayamıyoruz. Jean Dutourd 127 cilt kitap yazdı, bu da 40 bin sayfa eder. Mantıken, bu kadar yazan bir adamın yaşamaya fırsat bulamadığını söyleyebiliriz. Tabii, Jean Dutourd imzasının ardında birçok yazar gizlenmiyorsa!"
Evet, Dutourd da göçüp gitti. Ve beni gençlik ortamıma ve de 20'nci yüzyılın güzel yıllarına bağlayan zincirin son halkalarından biri daha koptu.
Daha doğrusu, o zincirden galiba tek halka kaldı: Jean d'Ormesson. O da kopacak diye her gün biraz daha korkuyorum; çünkü vasiyetname diyebileceğimiz son eserini (Adı: "Son Tahlilde Dünya Gerçekten Tuhaf") yazdı bile...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA