YAZARA MAİL GÖNDER Kunta Kinte

YAZARLAR

Başbakan Erdoğan, Afrika gezisinin son durağı Senegal'de başkent Dakar'nın 3 kilometre açığında bir adayı ziyaret etti: Goree Adası.
Bu adayı, şimdi adı İslam İşbirliği Teşkilatı olan İslam Konferansı Örgütü'nün 11'inci zirvesi vesilesiyle 13-14 Mart 2008'de Cumhurbaşkanı Gül'le Dakar'a gittiğimde ben de ziyaret etmiştim.
Başbakan Erdoğan aslında Goree Adası'nı değil, adanın doğu sahilinde bulunan "Köle Evi"ni gezdi.
2008'de ben de adaya o amaçla gitmiştim...


***
Bugün "Utanç Müzesi" diye ünlenen "Köle Evi", 17-19. yüzyıllar arasında yapılan köle ticaretinin merkezi olarak gösteriliyor. Yani, Afrika'nın her yerinden ama özellikle batı bölgelerinden getirilen Kunta Kinte'ler burada toplanıp gemilerle Yeni Dünya'ya, Amerika kıtasına gönderiliyordu.
"Köle Evi" bu küresel ününü bir kişiye borçlu: Boubacar Joseph Ndiaye. 1962'de "Köle Evi"nin müdürlüğüne atanınca müthiş bir hikâye geliştirdi. Müze ziyaretçilerine -ki günde en az 500 turist geliyor- bıkmadan, usanmadan, yorulmadan kölelerin nasıl toplandığını, nasıl Goree Adası'na getirildiklerini, bu büyük evde nasıl 12 kişilik gruplar halinde 2.6 metrekarelik odalara zincirlendiklerini, nasıl aylarca gemi beklediklerini, sonra gemi gelince nasıl "Dönüşü olmayan yolculuk kapısı"ndan tekneye "Yüklendiklerini" ballandıra ballandıra anlatırdı.
Boubacar Joseph Ndiaye'yi dinlemek bana da nasip oldu. Ancak Erdoğan dinleyemedi. Çünkü 6 Şubat 2009'da, 87 yaşında hayatını kaybetti.
***

Boubacar Joseph Ndiaye'nin hikâyesi gerçekten çok çarpıcıydı ama epeyce abartılıydı.
Birincisi, "Köle Evi", köleliğin resmen yasaklanmasından sonra inşa edilmişti.
İkincisi, "Köle Evi"nin "Dönüşü olmayan yolculuk kapısı", adanın gemilerin asla yanaşamayacakları kayalık bir sahiline açılıyordu.
Üçüncüsü, 17-19. yüzyıllar arasında Goree Adası'na tarihçilere göre toplam bin kadar köle getirilmişti. Onların da büyük çoğunluğunu Afrikalılar değil, Magripliler, daha doğrusu Faslılar oluşturuyordu.

***

Ama bu tarihi gerçekler, en büyük gerçeği değiştirmiyor: 17-19. yüzyıllar arasında Afrika'yı kasıp kavuran köle ticareti en az 20 milyon, en çok 100 milyon insanın topraklarından koparılmasına yol açtı.
Üstelik söz konusu 20-100 milyon Afrikalı'nın yarısından fazlası "Efendileri"ne teslim edilemeden, yolda hayatını yitirdi ve Atlantik'e atıldı.

***

Köle ticareti bir "Üçgen ticaret"ti.
Lizbon, Bordeaux veya Nantes'tan yola çıkan gemiler, Avrupa mallarıyla dolu oluyordu. Bu gemiler Batı Afrika (Senegal, Gambia, Gana) kıyılarında demir atıyor, ambarlarındaki Avrupa mallarını kölelerle takas ediyorlardı. Sonra köleler gemilere bindiriliyor, Amerika kıtasında pamuk veya şeker kamışı üreticisi Beyazlar'a satılıyor, karşılığında da şeker ve diğer tropikal ürünler alınıyor, Avrupa'ya dönülüyor, bu ürünler yüksek kârla piyasaya sürüyordu.

***

Kölelik yasaklanınca, "Mağdurlar"a bir miktar tazminat verildi. Kimdi mağdurlar dersiniz? Köleleri ellerinden alınınca işgücü ve kazanç kaybına uğrayan "Efendiler"! Örneğin, halkının hemen tümü kölelerden oluşan Haiti, Fransa'ya 1825'e kadar tazminat ödedi. Ve bu tazminatı ödemek için aldığı dış borcu ancak 1946'da kapatabildi!
***

Şimdi ilk kez bir kölenin birkaç kuşak sonraki torunu Fransa'ya dava açtı. Adı: Rosita Destival. Antiller'deki Fransız deniz aşırı toprağı Guadeloupe adasından.
Fransa devletini büyük atalarına karşı insanlık suçu işlemekle suçluyor Rosita Destival ve tazminat talep ediyor. Bakalım Fransa'nın cevabı ne olacak? Hep birlikte göreceğiz. Gelişmeleri aktarırım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.