Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ERDAL ŞAFAK
ERDAL ŞAFAK

Gül Bahçesi

Aman tanrım, ne kadar bekledik kapının önünde öyle... Izbandut gibi bir görevli (Not: Irk ayrımcılığı gibi algılanmaması için kökenini ve rengini belirtmeyeceğim) belindeki anahtarlarla açıp kilitlediği kendisi için küçük ama içeri girmek isteyenler için büyük mü büyük iktidar alanında, "Burası Başkan Obama'dan değil benden sorulur" havasında turlayıp duruyor.
Tıpkı eski Sultanahmet Cezaevi gardiyanları gibi...
Tıpkı Nazım Hikmet'in dizelerinde anlattığı Bursa Cezaevi personeli gibi...

***

Yaklaşık 45 dakikalık bekleyiş ve uğraştan sonra Beyaz Saray gardiyanının hücresinden içeri girebildik.
Bir süre o meşhur "Basın Merkezi"nde oyalandık. (Not: Ününe bakmayın, Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık öyle bir basın ofisi düzenlese, "Bize burayı mı layık görüyorsunuz" diye kıyameti koparırız.)
Sonra geçtik, medya açısından ünlülerin en ünlüsü mekâna; "Rose Garden"a, yani "Gül Bahçesi"ne. Hani şu, Washington'da havaların güzel olduğu günlerde Başkan ve konuğunun medya önüne çıktığı "Gül Bahçesi"ne.
Adına bakmayın. Bahçede gülden çok diğer çiçeklerin egemenliği var: Küpe, ful, yasemin, akşam sefası...
Ve de görkemli ağaçların: Salkım söğüt, akasya, ayrıca iri yapraklı ve geniş gölgeli bizim buralarda pek göremeyeceğimiz, adlarını kime sorduysam bir türlü öğrenemediğim ağaçlar. (Not: Hatta bu suskunluğu bana karşı bir komplo olarak düşündüm bir an için. Öyle ya, ben dünyanın neresinde olursa olsun, ne iklimde boy atarsa atsın, her türlü çiçeğin ve ağacın tohumunu veya fidanını İstanbul'a getirip yetiştirmiş biriyim. Beyaz Saray'ın ağaçlarının benim mütevazı bahçemde de sefa sürmeleri olasılığından paniklemiş olmalılar zahir.)
***

Çevreme göz atmaya başladım.
Hımmm... Çimler sık, koyu yeşil ve bakımlı. Aferin Beyaz Saray bahçıvanlarına.
Ağaçlarda sincaplar dolaşıyor, ağaçların dallarında da irili ufaklı, bizde olan olmayan yığınla kuş, akreditasyon derdi olmadan cirit atıyor.
"Yes, please mister..."
"Yes, please misis..."
İki kürsü. ABD armalı. Arkalarında ikişer bayrak. Biri ev sahibinin (ABD), diğeri konuk liderin ülkesinin. (Şimdi haliyle Türkiye'nin.)
"Yes..." diyenler, iki kürsüde biri Obama'nın diğeri Erdoğan'ın yerine ses kontrolü yapıyorlar.
Kürsülerin karşısında iki blok halinde toplam 96 sandalye. 96'sı da dolu. Bir o kadar meslektaş da ayakta.
***

Ortak basın toplantısının saat 12.00'de (Not: Türkiye saati ile 19.00) başlayacağı duyuruldu.
Saat 12.15. Hiçbir hareket yok.
Sincapları, kuşları ve çiçekleri seyretmekten bıktığım için "Gül" konulu şarkılarımızı mırıldanmaya başlıyorum. İçimden.
"Sensiz ey gül, gülşen-i âlemde mey nuş eyleme..."
"Güller dökülür, bülbül öter..."
"Ne gülün rengini sevdim, ne de bülbül sesini..." "Gül ağacı değilem..."
İlhamım bitti. Veya repertuvarım. Bu kadar güle, bu kadar şarkı. Yeter.
***

O günlük güneşlik hava kapanmaya başlamasın mı!... Önce serinletici bir rüzgâr. Ardından yağmur taneleri.
Saat 12.35. Ne Obama var ortalıkta, ne Erdoğan.
Bu arada, beklemekten sıkılan "Haber kanalları", Gül Bahçesi'ndeki elemanlarıyla bağlantı kurup "Canlı yayın" yapıyorlar!
- Bu gecikmeyi neye bağlıyorsun Ahmet?
- Görüşmelerin uzamasını kriz işareti olarak yorumlayabilir miyiz Mehmet?
O arkadaşlar da atıp tutuyorlar. Dakikalarca. Bu kadar uzun süre bu kadar boş, anlamsız ve gülünç cümleler kurmak her babayiğidin harcı olmasa gerek.
Alacaksın eline bir gül sopası.... Neyse.
***

Ve saat 12.47. Önce Erdoğan'ın kurmayları görünüyor. Sadece adlarını yazacağım, yerden tasarruf olsun diye; unvanlarını ve görevlerini siz bulun. Böylece bu yazı bir tür mini "Hükümet test"i işlevi de görsün:
Bülent Arınç, Numan Kurtulmuş, İsmet Yılmaz, Ahmet Davutoğlu, Zafer Çağlayan, Taner Yıldız, Egemen Bağış, Hakan Fidan, Efkan Ala, Ayşenur Bahçekapılı, Feridun Sinirlioğlu, Mevlut Çavuşoğlu, Cevdet Erdöl, Mustafa Varank, Namık Tan...
Obama ve Erdoğan henüz birkaç kelam etmişlerdi ki, yağmur başlamasın mı!
Hayır, "Eşek sudan gelinceye kadar ıslandık" demeyeceğim.
Çünkü; bir: O kadarı gazeteci abartısı olur.
Çünkü; iki: "Eşek" sözcüğü ile ABD iç politikasına (Not: Hem de Obama'nın partisine!) esaslı bir gönderme yapmışım gibi algılanır ki, öyle bir niyetim kesinlikle yok!
Başka bir yazıda "Gül Bahçesi"nin bir başka köşesinde buluşmak üzere. (Yine not: Bir gün daha yol arası izni lütfen; ondan sonra normal yazılara döneriz. Hem de inanılmaz Washington öyküleri sosuyla.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER