YAZARA MAİL GÖNDER Lobiden notlar

YAZARLAR

Dünyada en çok sevdiğim ve özlediğim kentler listemde her zaman ilk üçte yer alan New York'tan geçen hafta Başbakan Davutoğlu ile yaptığımız gezide biraz "soğudum".
Hemen vurgulayayım: Duygularımdaki bu hafif değişikliğin sorumlusu New York değil, New York'u pençesine alan yüzyılın kışıydı.
Yine belirteyim: "Yüzyılın kışı" ifadesiyle, 2000'lerin başından bu yana geçen yılları değil, 1900'lerin başından bu yana akan zamanı kastediyorum.
Kış gibi kışın nasıl bir şey olduğunu gecenin ileri mi ileri bir saatinde JFK Havaalanı'na iner inmez kavradım. Pistin iki tarafında kar dağları sıralanıyordu. Bizden kısa bir süre önce, 185 yolcusu ve mürettebatıyla JFK'ye değil New York'un diğer havaalanı La Guardia'ya inen Delta Havayolları uçağı pistten çıkıp işte o kar dağlarına gömülmüştü...

***

Buz tutmuş yollardan geçerek Central Park'ın güney kapısının tam karşısına düşen otelimize vardık. Haydi adını vereyim; Ritz Carlton.
Sabah kalktım, pencereden dışarıya göz attım. Caddelerdeki karlar kaldırım kenarlarına kürenmişti. Central Park ise kar altında kaybolmuştu.
Dışarıya çıkmaya kalktım; daha kapıyı açar açmaz soğuk adeta bir kamçı gibi yüzümde ve bedenimde şakladı. Kendimi lobiye zor attım.
Ertesi gün kar olanca şiddetiyle yeniden başlamasın mı... Mecburen yine lobiye hapsoldum. Ve vakit geçirmek için çevremi gözlemeye koyuldum.
Ana-baba günü gibiydi otelin lobisi...
Başbakan'ın koruma ordusu, danışmanları... Bakanların korumaları ve danışmanları... Biz gazeteciler... Davutoğlu'ndan ayaküstü de olsa demeç alabilmek için Türkiye'den ve ABD'nin çeşitli eyaletlerinden koşup gelmiş TV ekipleri ve yere göğe sığmayan, kazayla çarpınca insanın böğrünü çökerten kameraları...
Bitmedi; ABD'ye yerleşmiş işadamlarımız ve de diğer vatandaşlarımız...
Belki inanmayacaksınız ama ABD'den Türkiye'deki seçimler için AK Parti'den aday adaylığına soyunmuş, önüne gelene broşür uzatan vatandaşlarımız... Sırf Davutoğlu'nun çevresine kendini tanıtabilmek için taa Türkiye'den çıkıp gelmiş, AK Parti'de kimsenin tanımadığı aday adayı bile vardı!
Ve yine inanmayacaksınız ama bir köşeye sinip neler konuşuluyor, neler oluyor diye kulak kabartan Paralel Yapı'nın ABD'deki adamları da lobideydi...
Özetle topu topu 8 oturma grubunun yer aldığı lobi, insan kaynıyordu. O kadar ki, otelin diğer müşterileri asansörlere ulaşabilmek için adeta savaş vermek zorunda kalıyordu.
Bir gün... İki gün... Üç gün...
Sonunda, üçüncü günün akşamı, otelin müdavimi olduğu anlaşılan orta yaşlardaki bir Amerikalı patladı: "Yorgunluk atmak için bir şeyler içmek istiyorum. Ama günlerdir masam işgal altında. Yeter artık!"
Otel görevlileri adamcağızı yatıştırmak için bizden bir gruba binbir ricayla masa boşalttırdılar...
***

Oteldeki bu curcuna yurda dönüş yoluna çıkacağımız üçüncü günün gece yarısına kadar sürdü.
Ayrılırken otobüsün penceresinden kapı önündeki otel personeline baktım. Yüzlerinde müthiş bir rahatlamanın belirtileri uç vermeye başlamıştı.
Arkamızdan teneke çalmadılarsa bile sevinç çığlıkları attıkları kesin.
Ve de o personelin bundan böyle "Türkler geliyor" diye korkutulacağından adım gibi eminim.
***

Bu notları aktarmamın tek nedeni var: Gözünüzü seveyim, bundan böyle dış gezilerde daha bir derli toplu görüntü sergileyelim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.