YAZARA MAİL GÖNDER "Kaçacak" dediler kendileri kaçtı

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR / Sabah.com.tr Yazarları

Mecburen kaçacaklar. Çünkü Paralel örgüt, yıllarca söylediği her şeyin şu anda tersini yapıyor, aksini savunuyor.

Ne derlerse tersini anlayın.

Paralellerin tehditlerini gördünüz 17-25 Aralık'ta. Milleti ve onun iradesini tehdit edecek kadar devletin damarlarına girmişlerdi. Allah'tan erken fark edildiler ve şimdi firar ediyorlar.

Ama devlet Romanya'dan getirdiği gibi başka ülkelerden de Paralel örgüt elemanlarını eni sonu getirecektir.

***

"Erdoğan ve oğlu ülkeden kaçacak" diyen eski savcılara bakın. Bizzat kendileri kaçtı.

17-25 Aralık'ta yargı ve emniyet darbesine kalkıştılar.

Sürekli, "Darbe değil yolsuzluk" dediler ama 12 yıldır olmayan 'yolsuzluğu' bir gecede icat etmelerini açıklayamadılar.

***

Kaçan savcılardan biri hatırlarsanız Cumhuriyet'e konuşmuştu. Can Dündar'a konuşan Celal Kara o röportajda, "Darbe değil yolsuzluk" dedikleri 17-25 Aralık'ın nasıl bir hükümet darbesi olduğunu itiraf etmişti.

Dönemin Başbakan'ı Erdoğan'dan bahsederek aynen şöyle diyordu: 'Doğrudan ismi olmasaydı, tapelerde bilgi olmasaydı da iddianamede ismi geçecekti… 1 Numara kim olabilir? Başbakan'dır. Ben bunu iddianamede irdeleyecektim…"

Zekeriya Öz de kaçmadan birkaç gün önce sosyal medyadaki mesajında, Gezi olaylarında asıl hedefin Erdoğan olduğunu ve eylemlerin hükümet darbesi olduğunu itiraf ederek, "Gezi'ye PKK da katılsaydı şu anda Hükümet o makamda olamazdı" anlamında tvit atmıştı.

Düşünün bunlar 'Gezi'de ve '17-25 Aralık' sırasında savcılık yapıyordu.

İnsan, "Etkin görevdeyken Hükümeti yıkmak için neler yaptılar kim bilir?" diye sormadan edemiyor.

***

Hükümet, Paralel örgütü fark edip onlara dokunana kadar açıkça gazetelerinde, "AK Parti gelmiş geçmiş en iyi iktidardır" diye yazıyorlardı.

Hele Dumanlı, 2011 seçimlerinden önce AK Parti'ye saldıranların seçimde hangi argümanları kullanacağını, atılacak iftira ve yalanları bile yazarak uyarmıştı.

Sonra "Trafo", "Kedi", "Yolsuzluk", "Otoriter yönetim", "Diktatörlük" gibi tüm iftiralara kendileri sahip çıktı.

Senelerce AK Parti'yi Kürt sorunu konusunda "Aymazlıkla" suçladılar. Güvenlikçi politikalardan hariç hiçbir şekilde PKK'nın silah bırakmayacağını, dağın taşın bombalanarak dümdüz edilmesini istediler.

Devlet, Oslo'da görüşmeler yaparken onlar ertesi gün binlerce Kürdü "KCK davası"ndan kelepçeleyip içeri attı.

Bir de şunu diyorlardı: "Dershaneler kapatılınca bölgedeki gençler dağa çıkar."

Sonra seçimlerde dağa çıkanların yoldaşlarıyla buluşup cemaat olarak onlara oy verdiler.

***

Paralel örgütün geldiği ibretlik noktaya bakın.

Şimdi de yıllarca dizileriyle, yazılarıyla, haberleriyle kin kustukları terör örgütünün sevdalısı oldular.

Çözüm masasını dağıtarak uykusunda polis katleden, eşinin yanında asker öldüren, evinde çocuklarının önünde sivil katleden terör örgütünü değil hükümeti suçluyorlar.

Hürriyet'le Zaman'ın manşetlerindeki kardeşliğe, haberlerin satır aralarındaki "PKK değil Hükümet savaşı başlattı" kardeşliğine bakın.

"Devleti ele geçireceğim" diye yola çıkıp, 'Himmet' diyerek insanları kandırıp, televizyonlarında Kürt düşmanlığı yaptıktan sonra gelinen ibretlik noktaya bakın.

Rezilliğin de seviyesi olmalı…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.