Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Önceki akşam TGRT Haber'de katıldığım programda, konu Başkanlık sistemi tartışmalarına gelince, "'de şu anda zaten defacto olarak Başkanlık sistemi yaşanıyor" dedim.

Halen uygulamada olan 1980 darbe anayasasına göre Cumhurbaşkanı'nın sınırsız yetkileri var.

Buna göre bugünkü Cumhurbaşkanlığı sistemi, Başkanlık Sistemi'nden bile daha dokunulmaz ve daha sorumsuz bir yapı.

Milletin yüzde 52 oyuyla seçilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin oyuyla seçildiği gün aslında fiilen de Başkanlık sistemine geçmiş olduk. Erdoğan, açılışlara, toplantılara katılıyor, yurtdışı ziyaretleri yapıyor, açıklamalarıyla sadece 'de değil dünya politikasında bile gündemi belirliyor.

Kim bunu engelleyebilir? Kılıçdaroğlu mu, HDP mi, Erdoğan düşmanlığı gözünü kör etmiş bir kısım medya mı, AB mi, ABD mi, terör örgütleri mi? Hiç biri bunun önüne geçemez zira Erdoğan'ın arkasında kaya gibi millet var.

Bunu yıllardır görmek istemeyenlerin çoğu da 15 Temmuz gecesinden beri pısmış durumda.

E çünkü onlar görmek istemese de millet neyin ne olduğunu o gece gözlerine soktu.

***

Türkiye defacto olarak yani fiilen aslında Başkanlık sistemini yaşıyor aslında. Bakın yavaş yavaş siyaset de buna göre şekil alıyor. AK Parti ve MHP gibi millet menfaatini önceleyen partiler bir blok, ve HDP gibi milletin her talebine 'Hayır' diyenler de bir blok.

Tıpkı Amerika'daki gibi. Başkanlığın toplumsal ve politik zemini de oluşuyor.

Demokratlar-Cumhuriyetçiler bloğuna benzer şekilde Başkanlık sisteminin altyapısı kendiliğinden hazır hale geliyor.

***

Cumhurbaşkanlığı seçiminde de böyle olmuştu. Muhalefet bloğu, Ekmeleddin İhsanoğlu değil de başka bir aday gösterseydi belki de yarış çok daha kıran kırana geçecek, CHP'nin başını çektiği muhalefet de "kazanmanın" hayal olmadığını görecekti.

Hem Başkanlık sisteminde 100 bin imza toplayan herkes başkan adayı olabilecek. Marjinal partiler dediğimiz ve yüzde 10 barajını geçemeyen partiler de "Dar bölge" sistemiyle Meclis'e temsilci gönderebilecek.

Muhalefet, ikinci turdan itibaren sağlam adaylar ve sağlam projelerle yüzde 51 dengesini yakalayıp belki de hiç ummadığı şekilde iktidara gelebilecek. CHP'nin bu toplumsal ve siyasi şartlarda başka iktidar şansı da görünmüyor.

Dolayısıyla en başta muhalefetin "Başkanlık" sistemini desteklemesi gerekiyor bence…

***

MHP lideri Bahçeli, Başkanlık referandumuyla ilgili "Meclis'te "Evet" derlerse meydanlarda da "Evet" diyeceklerini açıkladı. Bahçeli'nin, partisini siyasetin gündemini belirleyen bir konuma getirdiği ortada. Siyasetin önünü açan bir tavır bu aynı zamanda.

Zaten Bahçeli ısrarla, Başkanlık teklifini milletin onayına sunmaktan kaçınan herkesi "ikinci darbenin destekleyicisi" olarak işaret ediyor. Bence burada çok açık bir 'ipucu' var. Bahçeli'nin, bu sözlerin 'bağlayıcılığını' bile bile teklifi referanduma götürmeyeceğini düşünmek en hafif tabirle saflık olur.

***

Başbakan Yıldırım'ın geçen hafta Afyon'da Başkanlık tartışmalarıyla ilgili şu sözleri çok önemliydi: "Anayasada cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Bu, işin esasıyla çelişiyor. Bu kadar insana karşı sorumluluk almış, onlara karşı siyasi hesap verme konumunda olan Cumhurbaşkanı'nı 'Sen hiçbir işe karışma, gelen kanunları imzala. Ondan sonra git meydanlarda de ki işte ben anayasaya göre bir şey yapamıyorum.' Böyle bir şey yok. Mevcut durum ile darbe anayasası bir çelişki halinde. Bunu düzeltmek gerekiyor. İşin özü budur."

Evet, işin özü bu ve millet de her zamanki ferasetiyle bu işi 'net' bir şekilde çözecek inşallah…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER