YAZARA MAİL GÖNDER G.Saray camiası Bizans'a benzer
SPOR YAZARLARI HABERLERİ

G.Saray'ın üst düzey bir eski yöneticisi bana, "Erman hocam, biz Galatasaray olarak Bizans'a benzeriz" diyerek gülmüştü. Bakıyorum, o espriyle karışık cümle sık sık karşımıza çıkıyor

Bayram değil seyran değil, Ünal Aysal, kendisine altın tepside sunulan görevi sudan bahanelerle bırakarak kaçıyor. Ünal Aysal'ı elinden tutup başkan yapan kim; İnan Kıraç. Peki İnan Kıraç şimdi nerede? Ey kamuoyu, Fenerbahçe bir halk takımıdır, Beşiktaş bir halk takımıdır. Diğer bütün takımlar da halk takımıdır. Bir tek Galatasaray halkın takımı değildir. Galatasaray, lisenin takımıdır. Lafı fazla uzatmayalım. Şimdi bazıları diyecekler ki "Öyle diyorsun ama bu takımın başına lise dışından başkanlar da geldi. Mesela Galatasaray tarihinin en başarılı başkanlarından Faruk Süren lisenin dışından." Ama adam o kadar güzel işler yaptı ki tahammül edemediler tefe koyup yolladılar. Kimdi onu yollayan; liseli grubu. Devam ediyorum... Adnan Polat geldi. Polat tam arı kovanına çomağı soktu ki baktılar büyük tehlike olacak, onun da kellesini alıverdiler. Peki, Polat ne yapmak istemişti? Kulübe, Galatasaray'ı çok seven halktan Galatasaraylıları üye yapmak istemişti. Yani Galatasaray'ı halkın kulübü yapacaktı. Bu liselilerin sonu demekti. Hemen kellesini aldılar.

MONŞERLER ÇETESİ

Galatasaray kurulduğundan ve daha sonraki yıllardan beri Galatasaray Lisesi çok etkili bir lise. Sonrasında başka bir üniversiteyi bile bitirseniz Galatasaray Lisesi'ni bitirenler tahsili sorulunca Galatasaray Lisesi derdi. O yıllarda Galatasaray Lisesi'nin eğitim açısından rakibi yoktu. Sonra ne oldu, şu anda Galatasaray Lisesi'nin üzerinde eğitim veren onlarca lise sayabilirsiniz. Yani Galatasaray Lisesi'nin artık bu etkinliği kayboldu. Ama burayı bitiren monşerler hala daha kendilerini diğer Galatasaraylılardan yüksek görüyorlar. İşte bütün sorun burada başlıyor ve bitiyor. Onlar istedikleri kadar inkar etsinler ama işin perde arkası bu kadar basit. İsmi bende saklı üst düzey bir eski yönetici, "Erman hocam, biz Galatasaray olarak Bizans'a benzeriz" diyerek gülmüştü. Bakıyorum, o espriyle karışık sarf ettiği cümle sık sık karşımıza çıkıyor. Şu anda İnan Kıraç nerede merak ediyorum. Çünkü Ünal Aysal gelmeden önce Telegol programına bağlanıp enteresan cümleler söylemişti. Şimdi niye konuşmuyor? Bu işin çözümünde iki isim başrol oynar. Birisi Faruk Süren, birisi Adnan Polat. Bu ikili oturup çok şeyi açık açık konuşurlarsa o zaman G.Saray'a gönül veren ama kongrede olamayan insanlar G.Saray'ın nerede olduğunu göreceklerdir.

YÖNETİM TAKIMIN AYNASIDIR
Slaven Bilic, demiş ki, "Güzel çimi bulduk oynadık." Galatasaray, Arsenal maçını ondan kötü zeminde mi oynadı, hayır. O çimde oynamak için güç, beceri, takım ruhu, arkadaşlık lazım. Bu Beşiktaş'ta Galatasaray'a göre fazlasıyla var. Galatasaray'da hiç yok. Galatasaraylı futbolcular, devre arasında "Arkada üç kişi oynarsak 8 olur" demiş. Aslında 11 kişi de arkada kalsalardı, Burak o aldatmacalı penaltıyı yapmasa ve kaleci atılmasa yine 8 olurdu. Çünkü hiçbir Galatasaraylı futbolcu birbirine yardım etmiyor. Herkes maç üstüme yıkılmasın düşüncesi ile toptan kaçıyor Takımların aynası yönetim kurullarıdır. Orası nasılsa takım da öyledir. Şu andaki Galatasaray yönetimi ile takımı arasındaki tek olay ayna.

HALİLHODZİC AY'DA BİLE ATILIR
Trabzonspor 1-0 mağlup oldu. Maçın son 70 dakikasını izledim. Trabzon baya istekliydi, hatta maçı bir ara tek kaleye döndürdü. Gol atamadılar, olabilir. Ama şu bir gerçek, hırçın olmaya, saldırmaya evet ama bu bilinçli olmalı. Yalnız Halilhodzic'i gördükten sonra futbolculara kızamıyorum. İyi de kardeşim, yurt içi maçlarında atılıyorsun, yurt dışı maçlarında atılıyorsun. Senin için maçları Ay'a ya da Mars'a mı götürmek lazım? Orada olsa orada da atılacaksın. Hiç mi sende sorun yok? Bu Halilhodzic işin suyunu artık kaçırdı. İkide bir başkanı arkasına alıp beyanatlar vermesin. Bir gün de başkan çıkar onun için beyanat verirse ipler tam kopar. Belki o da ipler kopsun da ben gideyim diyordur. O da başka bir mesele.

NEYİN TRİBİNİ ATIYORSUN SEN?
Geçtiğimiz iki yıla kadar yabancı oyuncu sınırlamasının yanındaydım. "Gelen oyuncuların kariyerine bakılmalı, son 5 yılda milli takımlarda oynama şartı, yaş şartı" falan diyordum. Ama sonunda geldiğimiz noktada ben havlu attım. Bu yabancı oyuncu sınırlaması kaldırılmalı. Yabancı sınırlaması sayesinde, yerli oyuncuların kalitelerine ve sahada verdiklerine göre çok daha fazla para alıp yan gelip yattıklarını görüyorum. Benim bu yerli oyunculardan 2-3-4 milyon Euro vererek aldığımı Allah'ın Afrikalısı'ndan 400 bin Euro'ya alırım. Sınırlama kalksın. Eğer yerli oyuncun iyiyse Afrikalı'dan fazla almak için onu geçsin. Değilse de Afrikalı'nın arkasında yedek kalsın. Sonra da bu bizim yerli oyuncularımız seyirci bizi ıslıkladı diye oturup ağlıyorlar. Daha da olmuyor, bu sefer tripler atmaya başlıyorlar. Aslında benim mantığımı geçen sene Jose Mourinho da doğrulamıştı. Ünlü teknik adam "Türkiye'de oyuncular verdiklerinden çok fazlasını alıyorlar, onun için benim Türkiye'den alacağım oyuncu yok" demişti.

BİZDEKİ HAKEMLERE ÖRNEK OLSUN
Avrupa Ligi'nde oynanan Tottenham-Beşiktaş karşılaşmasının hakemini çok beğendim. Maç boyunca boşuna hiç düdük çalmadı, futbolcularla münasebeti iyiydi. Hakem gibi maç yönetti, sağı solu oynamadı. Bizdeki basın mensupları ve özellikle hakemler acaba bu maçı bir daha seyretseler ne derler merak ediyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.