YAZARA MAİL GÖNDER Arap devrimleri ve Avrupa Birliği

YAZARLAR

Bologna

Avrupa Birliği Arap Devrimleri sonrasında nasıl bir politika izlemeli? AB'nin Ortadoğu politikası nedir? AB ve Arap Dünyası konulu bir konferans için geldiğim İtalya'nın Bologna şehrinde iki gün boyunca bu sorulara cevap aradık. Mısır, Tunus, Libya ve Lübnan'dan gelen akademisyenlerin yanında katılımcıların çoğu Amerikalı ve Avrupalı uzmanlar. Toplantı sonunda 3 konuda uzlaşı sağlandı. Birincisi Henry Kissinger'ın o meşhur sorusunun halen geçerli oluşuydu: Avrupa kim? "Bana kiminle görüşmem gerekiyorsa bir telefon numarası verin" demişti Kissinger. Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya ortak bir dış politika konusunda çoğu zaman anlaşamıyorlar. AB Dış Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ortak bir dış politika için uğraşıyor ama buna rağmen Avrupa Birliği küresel platformda ekonomik ağırlığının çok altında güreşmeye devam ediyor. Ortak bir askeri yapının olmayışı ve karar alma mekanizmasının hantallığı AB'yi NATO'nun gölgesinde yaşamaya mahkûm kılıyor.
Konferansta ikinci uzlaşma AB'nin yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle dış politikaya ayıracak vakit ve finansal kaynağa sahip olmadığı oldu. Ekonomik kriz öncesinde 2007'de son şeklini alan AB'nin Akdeniz politikası ciddi reformlar gerektiriyordu. 2011'de Arap devrimleri ve AB'nin finansal krizi aynı zamana denk geldi. Kendi derdine düşen Avrupa'da Akdeniz politikası gündemden düştü. Öte yandan bölünmüşlük gene devam ediyordu. Mesela Libya konusunda, Almanya, NATO ile anlaşmazlık yaşadı. Fransa ve Almanya Libya konusunda anlaşamayınca bir kez daha AB içinde bölünme doğdu. Bilindiği gibi Libya'da AB değil NATO ön plana çıktı. ABD desteği bir kez daha Fransa ve İngiltere için belirleyici faktör oldu. Keza Suriye konusunda da pek AB'den ses çıkmıyor. Bir girişim olacaksa gene NATO çerçevesinde olacak. Son olarak da Mali'de Fransa kendi başına hareket edince AB'nin pek bir fonksiyonu olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.
Konferansta Arap, Avrupalı ve Amerikalı katılımcıların hemfikir olduğu üçüncü konu AB'nin Türkiye politikasının basiretsizliği oldu. Haklı olarak bütün katılımcılar, Türkiye'yi dışlayan bir Avrupa'nın Ortadoğu'da pek ciddiye alınmayacağını dile getirdiler. Türkiye bu açıdan bakınca AB dış politikası için en önemli test. Bu konuda ABD AB'yi stratejik vizyon eksikliğiyle suçluyor. Ama bence sorun stratejik vizyon konusunda değil. Arkasına Türkiye gibi bir gücü alan bir AB herhalde küresel platformda daha güçlü olacağının bilincinde. Sorun Avrupa'nın Türkiye konusunda bölünmüşlüğü. Aslında Almanya, Fransa, Avusturya ve Kıbrıs Rum kesimi dışında hemen hemen bütün AB ülkeleri Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakıyor. Ama Fransa ve Almanya AB içinde ciddi ağırlık merkezi ve güçleri süreci baltalamaya yetiyor. Avrupa gene her zaman olduğu gibi Türkiye konusunda da kendi bölünmüşlüğünün kurbanı oluyor.
Sonuç olarak Bologna'dan Avrupa adına oldukça karamsar bir resim çıktı. Kendi sorunlarını halledemeyen bir AB, Ortadoğu konusunda seyirci kalmaya devam edecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.