Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Washington

Türkiye içeride çözüm süreci ve dış politikada Suriye açmazı nedeniyle zor bir dönemden geçiyor. Reyhanlı haberi geldiğinde en korkulan senaryo saldırının içerideki çözüm sürecini baltalamak amacıyla, yani şu veya bu şekilde PKK ile bağlantılı olması riskiydi. Ne de olsa çözüm sürecinin provokasyon ve sabotaja karşı açık olduğu hep dile getirilen bir gerçekti. Eğer halkın gözünde Reyhanlı saldırısı Kürt meselesiyle bağlantılı görülseydi, ortada konuşulacak bir barış süreci kalmayabilirdi. Ama iş sadece bununla kalmayacaktı. Zira içinden geçtiğimiz bu barış sürecinin daha önceki Kürt açılımlarından ciddi bir farkı var. Buna kısaca yüksek beklentiler birikimi diyebiliriz. Silahsızlanma, çekilme, Kandil'den canlı yayınlar bir yandan, anayasa değişikliği, vatandaşlık tanımının reformu, anadilde eğitim, federalizm tartışmaları öte yandan, ortada çok daha ciddi ve somut bir süreç mevcut. Bu sefer 2009'daki Oslo sürecine oranla çok daha yüksek toplumsal beklentiler var. Beklentiler bu kadar yüksek olunca, herhangi bir provokasyon ve sabotaj durumunda toplumsal kızgınlık, hüsran ve öfke de o derece yüksek olacak. Bütün bu nedenlerle yol almakta olduğumuz bu çözüm süreci çökerse kitlesel etnik çatışma ve o çok korkulan şehir terörizmi başlayabilir.
Neyse ki yakın tarihimizdeki en korkunç terörist saldırılardan biri olan Reyhanlı'dan Suriye rejimi sorumlu ilan edildi. Böylece içerideki barışı sona erdirecek kitlesel şiddet riski taşıyan korkunç senaryo yerine, o bildiğimiz kısır Suriye tartışması gene başladı. Yanlış anlaşılmasın, Suriye tabii ki önemli bir kriz. Üstelik Suriye'deki çatışmanın Türkiye'deki mezhepsel izdüşümü nedeniyle içeride de hassasiyet yaratan bir toplumsal boyutu var. Ama nihayetinde Suriye meselesi Türkiye'de 40 bin ölüme sebep olmuş bir Kürt sorunu kadar can alıcı bir konu değil. Kürt meselesi Türkiye'nin kendi tarihi, siyaseti, toplumsal barışı, ekonomisi, anayasası, kimliği, rejiminin ve vatandaşlık tanımının temel özellikleriyle tam anlamıyla bir "varoluş" meselesi.
İşte bu nedenle Reyhanlı'nın arkasında Kürt meselesi veya PKK boyutu yerine, El Muhaberat yani Suriye derin devletinin çıkması Türkiye'nin en çok korktuğu senaryo değildi. Bir bakıma bu sayede çözüm süreci kurtulmuş oldu. Şimdi bütün tartışma dış politika yani Suriye odaklı yapılıyor. İç politika ve Kürt meselesi gündemden düştü. Ama unutmayalım ki, Kürt meselesinin bir de dış politika boyutu var. Türkiye kendi Kürt sorununu çözmeden etkili bir Irak, Suriye ve İran politikası izleyemez. Ankara nihayet bunu anladı. Erbil bu durumdan çok memnum. Ama Bağdat, Şam ve Tahran Türkiye'nin PKK ile geldiği noktadan rahatsız. Ne de olsa böyle giderse Türkiye'ye karşı kullandıkları önemli bir kozdan mahrum kalacaklar. O nedenle iç politikayı ve çözüm sürecini dış dinamiklerden ve Türkiye'nin bölgede izlemek istediği Kürt politikasından ayırmak mümkün değil. Başbakan bu hafta Washington'da Obama ile Suriye konusunu ele aldığında Reyhanlı saldırısı Türkiye'nin tezlerini trajik bir şekilde güçlendirecek. Artık Suriye sadece bir bölge krizi değil. Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak ve İsrail için bir iç politika meselesi. Ama Suriye ABD'nin iç meselesi değil. Ateş düştüğü yeri yakar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER