YAZARA MAİL GÖNDER Türkiye modeli bu mu?

YAZARLAR

WASHINGTON

Taksim olayları Batı ve Arap basınında büyük yer aldı. Özellikle Amerika'da iki yıldır Türkiye'nin iç ve dış politikası New York Times ve Washington Post gibi prestijli gazetelerde tartışılıyor ve yakından takip ediliyor. Sadece ABD basını değil aynı zamanda Obama yönetimi de Türkiye'deki gelişmeleri yakından ve ilgiyle takip ediyor. Bunun nedeni sadece Türkiye'de olup biteni anlamaya çalışmak değil. Washington'un gözünde, Türkiye'nin bölgedeki rolü ve de Arap dünyası üzerinde artan etkisi de son derece önemli. Zaten bu artan bölgesel önem ve etki nedeniyle Türkiye'ye sık sık Arap devrimleri ve Ortadoğu'da demokrasi için model ülke (veya AK Parti'nin tercih ettiği deyimle "ilham kaynağı") deniliyor.
Öte yandan bu model ülke, biraz derinden bakınca, ciddi sorunlara sahip. Hapisteki gazeteci sayısının yüksekliği nedeniyle Batı basını zaten bunun farkındaydı. Ama şimdi Taksim olayları sonrasında iş başka bir seviyeye ulaştı. Bunu anlamak için derin analizler yapmaya gerek yok. Hafta sonu Türkiye'deki olayları konuştuğum yüksek seviyeli bir Beyaz Saray yetkilisi "Arap dünyası için ilham kaynağı olan ülke bu mu?" diye sorunca "Türkiye modeli" kavramının aldığı darbeyi daha iyi anlamış oldum. Taksim tabii ki Tahrir değildi. Ama Türkiye'den beklenti de zaten Tahrir örneği değil demokrasi modeli olması. Taksim'de yaşananların Türkiye'nin bölgesel güç ve etkisine verdiği zarar apaçık ortada.
Burada asıl sorulması gereken soru Türkiye'nin neden bu derece kutuplaşmış olduğu. Taksim'deki olaylar iktidara karşı biriken bir toplumsal tepkinin dışa vurumu. Buna karşı "sandık konuşur" veya "yüzde 50 oy alan bir iktidar olarak toplumu asıl biz temsil ediyoruz" zihniyeti Türkiye'yi daha da tehlikeli bir kutuplaşmaya götürür. Bugün Türkiye'de sorun çoğunluğun iradesinin iktidara yansımıyor olması değil. Vesayet rejiminin sona ermesiyle çok şükür o günler geride kaldı. Sorun çoğunluğun iktidarı karşısında çoğunluktan olmayanların bireysel hak ve özgürlüklerini korumak. Hayat tarzı meselesi, alkol, cinsellik, ahlak kriterleri bütün bu nedenlerle son derece önemli. Türkiye'de bütün tartışma devleti kimin yöneteceği üzerine yapılıyor. Devleti ele geçiren kesim kendi siyasi ve toplumsal vizyonunu halka dayatıyor. Sosyal mühendislik denen şey bu. Oysa sorun devletin gücünü sınırlamak. Türkiye gibi bir pederşahi, ataerkil bir sistemde sürekli devleti kollayan, koruyan, kullanan ve sömüren bir otoriter zihniyet iktidarda kim olursa olsun değişmiyor.
Buna çözüm var mı peki? Evet var. Çözüm bireysel hak ve özgürlüklerin gelişmesi. Devleti değil, bireyleri koruyan bir zihniyet. Bireylerin özgürlüğünü devletten koruyan bir sistem kurulması. Çoğunlukçu bir demokrasi yerine liberal ve çoğulcu bir demokrasi gerekiyor artık Türkiye'ye. Benim ümidim siyasetten çok ekonomik ve toplumsal dinamiklerde. Türkiye'nin en büyük şansı bu ceberut devlet anlayışına rağmen son derece dinamik, küreselleşme ile uyumlu bir kapitalist sisteme ve artık korku eşiğini aşmış olan bir gençliğe sahip olması. Türkiye modeli bu kapitalizm ve toplumsal dinamizm sayesinde gelişecek. O nedenle iyimserim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.