YAZARA MAİL GÖNDER İran ve ABD: Bu sefer neden farklı?

YAZARLAR

WASHINGTON

Geçen hafta New York'u teslim alan BM Genel Kurul yıllık toplantısında gündem beklendiği gibi ABD-İran yakınlaşması oldu. Herkes Obama ve Ruhani'nin el sıkışmasını beklerken şimdi analizler iki lider arasından gerçekleşen beklenmedik telefon konuşması üzerinden yapılıyor. Obama, aktarılanlara göre, Ruhani'yi New York'tan ayrılmak üzere havaalanı yolundayken aramış ve son dönemdeki olumlu sözleri ve tavrı için teşekkür etmiş. Aynı zamanda iki lider nükleer dosya konusunda karşılıklı beklentileri karşılayan bir anlaşmaya bir an önce varılması konusundaki ortak dileklerini de dile getirmişler.
Obama ve Ruhani iyi bir başlangıç yaptılar. İyimser olmak için birçok neden var. Ancak umarız bu sefer gene bir hayal kırıklığı yaşanmaz. Zira İran ve ABD arasında yakınlaşma denemeleri pek de yeni sayılmaz. Son 15 yılda bazı önemli adımlar atıldı ama sonuçta bu fırsatlar hep kaçırıldı. Kısaca hatırlatalım. 1997'de İran halkı ve de özellikle gençler bu son seçimlerde olduğu gibi gene İslami rejime tepki olarak ılımlı reformist Muhammed Hatemi'yi başkan seçmişti. Hatemi göreve geldikten kısa bir süre sonra bir "Medeniyetler Diyalogu" çağrısında bulunarak ABD'ye zeytin dalı uzatmıştı. Ama sonuç olarak Hatemi hem içerideki şahinlerin, hem de Washington'un ilgisiz tavrının kurbanı oldu. Dini lider ve rejimin asıl hâkimi Hameney devreye girerek ABD ile yakınlaşma sürecine karşı çıktı. Sonuçta Hatemi devre dışı kaldı.
İkinci fırsat 11 Eylül 2011 terör saldırısı sonrasında geldi. Bush yönetimi El Kaide terörü sonrasında önce Afganistan sonra da Irak'ı işgal etti. İran'ın bu iki ülkeyle ciddi sorunları vardı. Saddam tarihi düşman, Taliban ise Sünni fanatizmin zirvesiydi. ABD'nin askeri macerası sayesinde İran iki komşusundaki Şii düşmanı rejimlerden kurtuldu. Ama aynı zamanda, Tahran artık ABD, yani "büyük Şeytan" ile komşu duruma gelmişti. Üstelik Bush yönetimi içinde bazı neokon şahinler "şer ekseni" içinde gördükleri İran'a da bir askeri ders verilmesini istiyorlardı. ABD'nin Afganistan ve Irak'ta rejimleri bu kadar kolay yıkmasından korkan ve sıranın kendisine geldiğini hisseden İran, Washington'a barışçıl mesajlar yollamaya başladı. 2003'te Tahran, İsviçre vasıtasıyla ABD'ye bir "büyük pazarlık" önerisinde bulundu. Ama Bush yönetimi buna yanaşmadı. İran ile yeni bir başlangıç fırsatı bu sefer de kaçırıldı.
İşte şimdi üçüncü fırsat kapıda. Kanımca bu sefer şartlar farklı çünkü hem Tahran'da hem de Washington'da ılımlı ve pragmatik isimler iktidarda. En önemlisi, İran'da rejim son yıllardaki ekonomik ve finansal yaptırımlar nedeniyle ciddi zafiyet içinde. Bu nedenle dini lider Hameney, Ruhani'ye Hatemi'ye yaptığını yapacak güce sahip değil. Ruhani ve ekibi nükleer dosya konusunda Batı ile ortak bir çözüm bulunmasını istiyor. Obama ise içerideki bütçe sorunları nedeniyle Federal hükümetin kapatılacak olması gibi bir rezaletle uğraşmak zorunda. İçerde bu kadar sorun varken Obama'nın İran ve Suriye ile savaş yerine diplomasiyi tercih etmesi pek de şaşırtıcı değil.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.