Türkiye'nin en iyi haber sitesi

WASHINGTON

Türkiye'de olup bitene dışarıdan bakanlar için bugün yaşananlar bir post-Kemalist iktidar kavgası. Gene dışarıdan bakınca bu kavga ve gürültünün rahatsız edici iki tarafı bulunuyor. Birincisi komplocu boyut. Fakat bu artık kanıksanmış bir şey. Komplocu zihniyet Türkiye'nin DNA'sında mevcut. Dış mihraklara gönderme yapmadan hiçbir mesele konuşulamaz Türkiye'de. Bu zaten biliniyor. Bu nedenle asıl rahatsız edici boyut ikincisi: post-Kemalist kavga ülkenin en önemli sorunu konusunda yaşanmıyor. Dışarıdan Türkiye'ye bakınca ülkenin en önemli meselesi Kürt sorunu ve buna bağlı olarak çözüm süreci. Oysa bugünkü kavga ile Kürt meselesi ve çözüm süreci arasında büyüyen bir makas oluşuyor.
Bu nedenle, kanımca Türkiye'ye dışarıdan bakınca en önemli risk ülkenin zaman kaybediyor olması. Yanlış anlaşılmasın. Yolsuzluklar ve temiz siyaset önemsiz anlamına gelmiyor bu tabii ki. Ama mesele içerdeki kavganın gerçek bir temizlik getirme ihtimalinin düşüklüğü. Zira yaşanan bir demokrasi mücadelesi olmaktan çok, bir iktidar kavgası olarak görünüyor. Prensipleri, kuralları, etik boyutu, hukuksal çerçevesi muğlak bir iktidar kavgası. Daha da önemlisi, demokrat olmayan iki güç arasındaki bir iktidar kavgası bu. Dolayısıyla da gerçek kazananı demokrasi olmayacak bir iktidar kavgası. Kanımca ABD yönetimi kavgaya bu açıdan bakıyor ve de en önemlisi bu iktidar kavgasının Kürt meselesi ve çözüm sürecini ihmal ediyor olmasından korkuyor. Zira Kürt meselesi ve çözüm süreci, bu yaşanan kavgadan farklı olarak bütünüyle ve gerçekten demokrasiyle ilgili tek mesele Türkiye'de.
Şimdi biraz kavramlara netlik getirmeye çalışalım. Belki kavgaya değinmeden önce post-Kemalizm kavramını açmak gerekiyor. Türkiye'de artık eski düzen bitti. Eski düzen Kemalist resmi ideoloji ve bunu koruyan askeri vesayet üzerine kuruluydu. Eski rejimin tehdit algılaması "irtica" ve "bölücülük" üzerinden giderdi. Bu tehditlere karşı yol haritası belliydi: İrticaya karşı katı-laiklik ve bölücülüğe karşı sert-asimilasyon. Bugünse irtica ve bölücülük kavramı gittikçe demode olmuş durumda. Eski rejim standartlarıyla bakarsanız "irtica iktidarda ve bölücülerle pazarlık yapılıyor." İşte bu Kemalist bakış açısı çöktüğü için post-Kemalist bir Türkiye'de yaşıyoruz. AK Parti-cemaat ikilisine bakış ise dışarıda şöyle: 2007 muhtırası sonrasında artan askeri vesayet tehdidi karşısında çıkar birliği yapmış bir siyasi parti ve bir toplumsal hareket mevcuttu. Ortak payda dindarlık ve ortak düşmandı. Bu dayanışma askeri vesayeti yıktı. Ama ortak düşman ortadan kalktıktan sonra iki ortak arasında ciddi bir iktidar kavgası başladı. Mesele böyle gözüküyor.
Öte yandan, yukarda ifade ettiğim gibi, ne AK Parti ne de Gülen hareketi "Türkiye'de demokratik değişim" konusunda ikna edici gözükmüyor dışarıdan bakınca. Demokrat olmayan güçler arasında bir demokrasi mücadelesi algılaması mevcut. O nedenle ABD de siyasi kavgada taraf olmamak için sessiz kalmaya devam edecek gibi gözüküyor. Bu arada asıl kaygı Kürt meselesi ve çözüm sürecinin arada kaynayacak olması.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER