Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu ülkeye önce "Hukuk açılımı" gerek.. Bu ülkeyi önce dağ başı olmaktan çıkarmalıyız ki, daha sonra öbür gelişmeleri sağlamanın anlamı olsun..
İnsanların "Yaşama Hakkı"nın olmadığı, tesadüfen yaşadıkları ülkede, demokrasi, eşitlik, özgürlük olsa ne olur, olmasa ne olur?..
Adalet yoksa, insanların hakka ve adalete inancı yoksa, öteki bütün laflar havada kalmaz mı?..
Ağır mı konuşuyorum, Sayın Adalet Bakanı?.. Ağır mı konuşuyorum, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri?.. Yargıtay Başkan ve üyeleri?.. Baro Başkanları.. Bu ülkede "Hukuk" denince kendini bağlı ve bağlantılı hisseden herkes?.. Yasa koyucular.. Yani Devletin Birinci gücü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri!.. Ağır mı konuşuyorum..
O zaman kendinizi Güliz Sirek'in yerine koyun da, söylediklerimi dinleyin..
"Güliz Sirek de kim" mi?.. Haklısınız. Tanımazsınız. Ben de tanımazdım, dün Sabah'ın üçüncü sayfasındaki Gülay Fırat'ın haberini kanım donarak okumasaydım.. Sevgili Erdal?.. O haber niye üçüncü sayfanın manşeti?.. Aslında gazetenin birinci sayfasının tümü bu olaya ayrılmalıydı.. İbret-i alem için manşetlere taşımalıydık..
Bu gazetenin ne kadar yazarı varsa, görüşleri alt alta sıralanmalı, başka gazetelerin önde gelen yazarlarıyla konuşulmalı ve bu manşetin arkası, sonuç alınana dek sürdürülmeliydi.. Bu ülkede bir yanlış var.. Ya yasalarda yanlış, ya da savcılarımız ve yargıçlarımızda.. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde bu manzara olmaz.. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde insan canı bu kadar ucuz, bu kadar bedava değildir.. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde, insan öldürmek bu kadar kolay, bu kadar bedelsiz değildir..
Güliz Sirek, habere ekli resimde, bir mezarın başında duruyor.. Annesinin 47'nci yaş gününü kutlamaya oraya gelmiş, çünkü annesi mezarda..
Dört ay önce ölmüş anne Gülizar.. Nasıl ölmüş peki?. İnsanın kanını donduran, isyan ettiren "Olmaz" dedirten şey orda işte.. Gülay yazıyor..
Gülizar Çokduru, Beşiktaş'ta, Barbaros Bulvarı'nda, yani İstanbul denen sözüm ona uygar kentin, Avrupa Kültür Merkezinin (Sevsinler) tam da göbeğinde, yaya kaldırımının başında ışığın kendisi için yeşile dönmesini bekliyor.. Yeşil yanınca yürüyor ve bu onun son yürüyüşü oluyor..
Çünkü o sırada, hışım gibi gelen bir mersedes Güliz Hanıma öyle bir çarpış çarpıyor ki?..
Dikkat buyurun.. O sırada mersedese kırmızı yanıyor. Durması gerek.. Tam tersi.. Gaza basmış adam.. O bulvar, meskun mahal.. 50 kilometreden fazla hız yapmak güya yasakken, rallici gibi gaza basıp geliyor.
Hem de kırmızıya, yaya kaldırımına.. Öyle hızla çarpıyor ki, Gülizar Hanım bir kuş gibi havalanıyor. O hızla bir de yere çarpıyor.. Oracıkta ölüyor.
Gülay olayı ordaymış gibi yazıyor.. Orda değil, ama öyle olduğunu biliyor. Çünkü herkes biliyor.. Kaza anı, başından sonuna, Mobese kameralarına kayıtlı.. Şahide falan gerek yok..
Peki ne oluyor?..
Gülizar Çokduru mezara.. Mersedesi kullanan adam tutuksuz yargılanmak üzere..
Yani Amerika'da, Almanya, İtalya, İngiltere, Fransa'da hatta "Kaza" değil, "Cinayet" suçundan yargılanacak kadar bilerek adam öldüren, hem de kırmızıda, hem de hız sınırlarını katlayarak araba sürüp Gülizar Çokduru'yu öldüren adam olaydan sadece dört ay sonra, elini kolunu sallayarak aramızda dolaşıyor..
Şimdi burada bir yanlış yok mu, ey halkım.. Ey yetkili, sorumlu kişilerim?.. Ey medya denen ve ne işe yaradığını bir türlü çözemediğim topluluk?.. Bu işte bir yanlışlık yok mu?.. Ve bu kaçıncı örnek?..
Niye dünyanın en çok ölümlü kazasına sahip ülkeyiz?.. Niçin her gün nerdeyse bir uçak dolusu insan ölüyor ve yaralanıyor da kimsenin haberi olmuyor?..
Bayramda, üç günde 100 ölü, 500 yaralı verdik.. Kim umursadı?.. Kim "Hey neler oluyor" dedi..
Kim "Yeter" diye ayağa kalktı..
Bu yasalar, bu cezalarla, trafikte adam öldürmenin serbest olduğunu Allahın günü ilan edersek, bu kazalar, bu ölümler azalır mı?..
Sokağa adım attığımız andan itibaren can güvenliğimiz yok.. Öldürenin yanına kar kalıyor ve herkes, ama herkes seyrediyor?.. Nereye kadar?.. Ne zamana kadar?..
Bu ülke insanının, hakka, hukuka, adalete inancı güveni kalmadı!..
Yazıklar olsun!.

Not: Öğleden sonra Habertürk'te aynı olayla ilgili iki ayrıntı daha okudum. kazayı yapan adam 180 promil alkollü imiş ve kaza anında Mercedes'in hızı 160 kilometreymiş. Şimdi hala "kaza" demek mümkün mü? Cinayet olsa acaba nasıl işlenirdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER