YAZARA MAİL GÖNDER Melek Sineması nasıl kurtarılıyor?..

YAZARLAR

Şimdi "Melek de nerden çıktı" diyecekler vardır.. 1924'te açıldığında adı Melek'ti çünkü.. 1958 yılında İpekçi Kardeşler Melek'i bıraktılar. Bina Emekli Sandığı'na geçti. Adını da Emek yaptılar.. O sıralar açılan bugünkü Yeni Melek, eskisinin anısına adlandırıldı.
Niye Melek'ti sinemanın adı.. Salon, zamanın modasına uygun, Avrupa ve Amerika'daki benzerleri gibi müthiş duvar ve tavan süslemelerine sahipti. O yıllarda inşa edilen Süreyya da öyledir mesela. Perdesinin iki yanında da iki çok güzel Melek tasviri vardı. Bu yüzden Melek dediler..
Peki nasıl yapıldı Melek sineması?..
Zamanın en önemli binası Cercle d'Orient /Büyük Kulüp (Bugün terk edilmiş, leş), hemen arkasında İpek Sineması (Bugün depo), onun yanında Melek Apartmanı ve bir apartman daha.. Bunların hemen arkasında bir arsa var, boş.. Daha doğrusu bu dört binanın oto parkı diye ayrılmış..
O zaman bakıyorlar ki, oto parka falan ihtiyaç yok. Bu arsa da değerlenmeli.. Derhal betonarme dört duvar yapıyorlar.. Bir de tavan tabii.. Yani mimari falan yok.. Hangar.. Hem de o süslemeler, o baroklar, rokokolar devrinde millet hangara gider mi?.. Dışı palavra binanın içine, işte o tarihe geçen süslemeleri yerleştiriyorlar.. Dıştan ucuz hangar, içten, Avrupa'nın en güzel sinemalarından biri.. Ama fuayesi yok..
Hele de her pazartesi gecesi, yeni filmlerin, hanımların tuvalet, beylerin smokinle (Evet smokinle) geldiği galalarla başladığı, konuklara basılı programların dağıtıldığı günlerde fuayesiz sinema olur mu?. Gala olur mu?.
Fuaye yapabilmek için bitişik Melek Apartmanı girişi kullanılacak. Ora da küçük ama hiç yoktan iyi.. Yapıyı taşıyan kolonlar kesilip, Melek Sineması'na bir ufak fuaye yapılıyor. Ama sorun bitmiyor..
Sinemanın balkonu yok.. Yani, sınıf farkı yok. Ucuz bilet alanlarla pahalı izleyenler yan yana.. Olur mu?.. Avrupa'da olduğu gibi, Galeri lazım ki, avam oraya gitsin, sosyeteye karışmasın..
70'li yıllarda o güzelim barok süslemeli localar yıkılıyor.. Ağır betondan bir balkon yapılıyor.. Kimse de demiyor ki, "Yahu zaten fuayenin üstündeki binanın kolonları yok. Bu balkonun da taşıyıcısı yok.. Bir depremde Allah göstermesin, neler olur?..
Son depremler sonrası, güçlendirme kontrolleri başlayınca, İstanbul Teknik Üniversitesi'ne başvuruluyor, durumun tespiti için.. Rapor geliyor.. "Bu binaya güçlendirme yapılamaz.."
Sinema A'dan Z'ye inceleniyor. Durum A'dan Z'ye bozuk.. Meraklısı bana gelirse, bu gazetenin tam sayfasını dolduracak listeyi veririm, "Aman Tanrım, biz bu sinemaya nasıl gitmişiz" dersiniz.. Tuvaletinden, makine dairesine, kulisinden, acil çıkışlarına, doğru ve sağlam tek yer yok.
Şimdi bu felaketler bitiyor.. Eski Emek de değil, orijinal Melek Sineması geri dönüyor.. 1920'de yapılan localarıyla.. Takma ve çakma balkonuyla değil.. Sinemanın hiçbir tarihi değeri olmayan, çökme tehlikesi içindeki duvarlarıyla değil.. Melek'i Melek yapan o orijinal iç mimari, o güzelim süslemeler aynen yerli yerine yerleştirilerek, 1920'nin Melek'i, ölü, kimsenin gitmediği bir salon değil, yaşayan, cıvıl cıvıl bir sinema kompleksinin içine, 2 bin metre kare kulisi ile açılacak.. Böylece bu sinemada en güzel galalar, en anlamlı ödül törenleri yapılabilecek. Salonda en ileri koltuklarda oturacak, en ileri akustik teknikleri içinde, en gelişmiş film makinelerinden gelen görüntüleri izleyebileceksiniz.. Ayaklarınızın altında bugünkü gibi fareler de dolaşmadan..
Bu nasıl yapılacak?..
Çağımızda kolay.. Emek'i bugünkü mezarlığından çıkaracaklar ve ayni yerde inşa edilecek bir yaşam merkezine taşıyacaklar.. Bugün bulunduğu yerden birkaç metre yukarıya..
On para etmez, yıkılmak üzere olan dört duvarı değil, benzersiz iç tasarımı aynen taşıyacaklar.
Olmaz mı?. Geçen gün yazdım.. Dünya tarihinin mirası, Mısır'ın en büyük, en güzel, en ünlü, 2. Ramses devrinden kalma 300 bin ton kayadan oluşan devasa oyma heykellerle dolu Abu Simbel Tapınağı, baraj yapılırken sular altında kalmasın diye bulunduğu dağın eteklerinden, ayni dağın tepesine hem de 40 yıl öncenin imkânlarıyla taşınmadı mı?. Bugün Mısır'a giden herkes Aswan Barajı'na tepeden bakan Abu Simbel'e mutlaka gitmiyor mu?.
Bugün Emek, pardon yeniden açıldığında adı Melek olmalı.. 1920'deki isim geri dönmeli.. Bugün Melek, çökmekte olan bir hangar leşinden, yaşayan, pırıl pırıl, mükemmel bir yapının üst katına neden taşınmasın, itirazcıların biri söyler mi?.
Çünkü Melek, o binanın barok yapılmış, rokoko süslenmiş içi.. Hangar dört duvarı değil.. Çünkü Melek çakma balkonlu değil, enfes localı bir tarihi sinema salonu.. Korunacak olan orijinal Melek'in iç tasarımı..
Korunacak ve yaşatılacak. Yaşatamazsan, doğaya aykırı çözümde ısrar edersen yaşatamazsın çünkü, bugünkü Emek'e döner kısa zamanda.. İnsanlar gitmezse, bilet satmazsa, gene fare yuvası, gene leş olur..
Markiz'i yaşatmak için yeri yerinden oynattık.. Markiz gene açıldı.. Ne oldu?. Daha dün yeniden açıldı tarihi Markiz?. Ne oldu?.. Gidin bakalım Markiz'in yerinde bugün ne var?. Bilen yok. Çünkü giden yok..
Suyu yokuşa akıtamazsınız. Boşuna uğraşmayın.. Devir değişti. Yaşamayan, ölü, leş, fare yuvası, hiçbirinizin son yıllarda adım atmadığı Emek'i savunmaya kalkmayın.
Emek Sineması yıkılmıyor.. Yıkılmış, bitmiş, ölmüş zaten..
Bugün hazırlanan proje ile Emek, daha doğrusu Melek, 1920'nin o tarihi, o güzellikler sineması, bir muhteşem kulise açılan harika bir salonun içinde 21. yüzyıl insanının koşa koşa gideceği bir ortamda yeniden hayata dönüyor.
Yeniden yaşayan bir sinema olacak Melek.. Onun bunun korumasına (!) ihtiyaç durmadan, dimdik ayakta durarak, 1920'yi gelecek nesillere taşıyacak.
İşte önlenmek, yolu kesilmek istenen proje budur..
Dilerim, Emek'i örnek alır da, Mustafa Sarıgül de mesela, kendi sınırları içindeki Şan leşini, yaşayan bir sanat ortamına dönüştürür, artık!..
Ey İstemezükçüler.. Emek leşini yaşama döndürme projesine karşı çıkan yalancı pehlivanlar..
Yıllardan beri yangın yeri gibi duran Şan için niye tek kelime etmezsiniz?.. Niye "Şan, şanlansın" diye eylem yapmazsınız yıllardır da, bugün "Tükenmiş Emek'i kurtaralım" dendiğinde "İstemezük" diye ayağa kalkarsınız, biriniz söyler mi bana?..
Çünkü samimi değilsiniz.. Çünkü amacınız, kültüre, sanata, tarihe sahip çıkmak değil.. Amacınız bir kaşık suda fırtına yaratmak.. Hepinizin kendi hesabı içinde..
Tekrar soruyorum..
1. Son beş yılda, festival dışında Emek'e kaçınız gittiniz?
2. Emek için verilen raporları kaçınız gördünüz?.
3. Hazırlanan yeni projeyi kaçınız incelediniz?.
Ben yerinize yanıt vereyim..
Hiçbiriniz!..
O zaman ne yüzle "Hayır" diyorsunuz, ha?.. Hangi yüzle?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.