Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Sansürlerin en ağırı, oto sansürdür!..

Avrupa Parlamentosu son zamanların en sert Türkiye raporunu onayladı. Raporun sert olmasının sebebi, basın özgürlüğü.. İnsan haklarının belki de en önemlisi "Düşünce ve İfade Özgürlüğü" konusunda, Avrupa değerlerinin korunmadığı görüşünde parlamento üyeleri..
Başta Dış İşleri ve AB'den Sorumlu Devlet Bakanlığımız, raporu hemen sert ifadelerle eleştirdiler. Eleştirecekler. Görevleri bu. Tartışılacak. Bu tartışmaların sonunda da bir yere varılacak.
İfade özgürlüğü bunun için gerekli zaten..
Raporda, belki de gözlerden kaçan, altı çizilmeyen bir cümle var. Bana sorarsanız işte asıl bu "Tartışılmaz" bir gerçek. Tartışılmaz ve acı gerçek..
Rapordan aynen alıyorum.
"Türk medyasında oto sansür, giderek yoğunlaşıyor.."
Yıllardan beri söylüyorum. Yazıyorum. Sansürlerin en kötüsüdür bu..
Eğer siz kendinizi sansür etmiyorsanız, her türlü sansürle savaşır, kendinizi bir türlü ifade yolu bulursunuz..
Abdülhamit sansürüne "Ne mümkün zulm ile, bidat ile imhayı hürriyet/ Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten" diyen Namık Kemal'i Osmanlı diktası durdurabildi, susturabildi mi?.
Cumhuriyet Devrinde, hem de lafa gelince en demokrat devrinde, benim gazeteciliğe başladığım yıllarda, 1957'den sonra basını susturmak için, akla hayale gelmez önlemler alındı.
Hangi savcı, hangi yargıç.. Gazeteciler emirle içeri alındı, akıbetleri meçhul.
Sıkı yönetimler her şeye yayın yasağı koydular. Sadece gazeteleri değil, matbaaları da kapatan yasalar çıkarıldı. Ne oldu?. Susturabildiler mi?..
Konuşmak isteyen, bir şekilde ifade yolu bulur..
İstemezse.. Oto sansür başlarsa..
İşte dehşet odur.. İşte asıl felaket odur..
"Oto sansür yoğunlaşıyor.." Peki neden?..
Bu ülkede şu anda 61 gazeteci tutuklu.. İran'da bu rakam 24.. Tüm dünyada da 145!..
Peki tutuklu olanların gelecekleri konusunda fikri olan var mı?.
Bir sabah geldiler, sizi aldılar.. Dünyanın en ünlü avukatları sizi gönüllü savunacak. Hiç de suçunuz olmadığını biliyorsunuz.. "Yanlışlık anlaşılır, iki günde evime dönerim" diyebiliyor musunuz?. Evinize ne zaman döneceğinizi, sizi, yakınlarınızı, kamuoyunu geçtik, sizin tutuklanmanızı isteyen savcılar, karar veren yargıçlar biliyor mu?.
Ergenekon olduğu iddia edilen dava 4 yıldır sürüyor. Bir yandan sürerken, bir yandan yeni dalgalarla yeni dosyalar, belgeler, yeni tutuklular ekleniyor. Yani davanın ne zaman biteceği belli değil.. Yani suçsuzsanız bile, içerde kaç yıl kalacağınız belli değil. Böyle hukuk devleti olur mu?
Bakın dün Avrupa Parlamentosu haberlerinin yanında nihayet isyan eden Başbakan Erdoğan'ın sözleri de vardı..
"Halkının yargıya güvendiği bir Türkiye.. Bu çok önemli.. Geciken adalet, adalet değildir. Dosyalar hızlı incelensin, kararlar hızlı verilsin.."
Gene dünkü gazetelerde, müthiş bir ironi haberi vardı.. Hani seçim yasaları yüzünden istifa etmek ve yerini bir "Tarafsız" a bırakmak zorunda kalan Adalet Bakanı giderayak bir açıklama yaptı.. "Onların tutukluluk sebebi gazetecilik olsa, basın özgürlüğü bitikti. Onlar başka sebeplerden içerdeler.."
İroni haber, bakanı bile güldürmüştür, sanırım..
15 yaşından küçük bir kıza cinsel tacizden içerde bulunan bir gazeteci, hem de 13 yıl hapse mahkum olduğu gün "Yargıtay süreci ve içerde yattığı süre dikkate alınarak" serbest bırakıldı.
İki yıldır içerde yatıyordu ve hakkında iki kez verilmiş 13 yıllık mahkumiyet kararı vardı. O şimdi serbest..
Ama dört yıldır devam eden ve zaman biteceğini kimsenin bilmediği, tahmin bile edemediği bir davadan iki yıldır tutuklu Mustafa Balbay, hala içerde.. Hakkında tek mahkumiyet kararı yokken üstelik..
Balbay'ın suçu ne?.. Küçük bir kız çocuğuna tecavüz edip, onun ruhsal sağlığını bozmamak mı?.
Oto sansürün sebebi sadece 61 gazetecinin tutuklu olması değil tabii..
Bir de önüne gelenin açtığı tazminat davaları var. Bu ülkede halen devam eden tazminat davası sayısını bilmiyorum bile..
Mahkemelerin bu davaları bu kadar bol keseden kabul etmesi bile, oto sansür terörü yaratıyor. Benim davalarımın ardı arkası kesilmiyor.. Ama umurumda değil. Çünkü gazetemin de, benim de ödeyecek gücümüz var. Ya olmayanlar?.. Ya genç gazeteciler..
"Gazetem ödemez de beni kapıya koyarsa.." diye haklı olarak korkanlar..
Bunlar suya sabuna dokunmaz şeyler yazmaya başlarlarsa, kızabilir misiniz? İşte ayni günkü gazetelerden bir haber daha.. Bir iftar yemeğini fotoğraflı haber yaptıkları için iki gazeteci, muhabir ve yazı işleri müdürü yargıda.. Hadi şimdi özgürce haber yapın bakalım!..
Bitmedi..
Oto sansürü yaratan en korkunç sebep, aslında bizler, kendimiziz..
Yani ifade özgürlüğünün olmayışından en fazla şikayet eden gazetecilerin kendileri..
Çünkü, bizim dilimizde ifade özgürlüğü, sadece kendi fikirlerimizi ifade özgürlüğüdür. Başka fikirler ifade edenler, önce meslektaşları tarafından idam edilirler..
İdam!.. Evet idam..
Başka şeyler söylüyor diye, yazı yazmasına itiraz ederler. Etmekle kalmazlar.. Patronlarına saldırırlar.. "Buna hala nasıl yazı yazdırıyorsunuz" diye.. Adamı kovdurmak için şantaj yapanlar var, patronuna..
İnternetteki olanakları harekete geçirip, Tunus, Mısır devrimlerini örnek alırlar, başka şeyler söyleyen kelleyi almak için..
Ben gene dimdik dururum. Umurumda değil.. Bundan sonra yazmasam ne olur ki?. Ama genç bir gazeteci böylesi bir teröre karşı direnebilir mi?. O zaman düşüncelerini özgürce ifade edebilir mi?.. Yoksa mahalle ne istiyorsa onu mu yazar?.. Mahalle baskısı, kendi mahallemizin baskısı, ifade özgürlüğü bırakır mı genç gazetecilerde..
Bu ülkede gazetecileri savcılara en çok ihbar edenler gene gazeteciler..
Bu ülkede bir gazeteci tutuklanınca, zil takıp oynayan ve kına yakanlar gene gazeteciler.. O zaman iktidarın suçu ne? Savcıların, yargıçların günahı ne, biz kendi kendimizi yok etmekte baş rolü başkalarına bırakmazken..
Türkiye'de, gazetecilerin kendilerinin baş rol oynadığı oto sansür baskısı hem de fena halde işliyor..
"Düşüncelerinize katılmıyorum, ama onları ifade etme özgürlüğünüz için hayatımı veririm" diyen Voltaire, bugün bu ülkede simge değil, hatta en önde gelen yazarların alay konusu, düşünebiliyor musunuz?. "Bir ülkede namus erbabı, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülke için kurtuluş yoktur" diyen İnönü'ye Allahın günü sövmek prim yapıyor, görüyorsunuz.
O zaman biz ifade özgürlüğünü hak ediyor muyuz bu ülkede, önce ona cevap verin..
Verilen özgürlüklerin kıymeti harbiyesi yoktur.
Hak ederek kazanmalıyız ki, değerini bilelim.
Avrupa Parlamentosunun raporunda Türk medyasının ifade özgürlüğünü ne kadar hak ettiğine dair cümleler de olsaydı, keşke..



Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA