YAZARA MAİL GÖNDER Belki şehre bir film gelir..

YAZARLAR

Ne severim Kemal Burkay'ın dizelerini, Sezen'in emsalsiz yorumuyla hele..
Şehre bir film geldi, işte.. Gittim.. Yazdım.. Uzun uzun yazdım.. Gazeteyi elime aldım, okudum.. Kısa yazmışım.. Anlattıklarım yetmemiş Kelebeğin Rüyası'nı anlatmaya..
"Hadi gülümse bulutlar gitsin
İşçiler iyi çalışsın, gülümse
Yoksa ben nasıl yenilenirim
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.." diyor ya, Burkay.. Film tam da o sanki..
Çalışmanın hem de mecburi olduğu bir işçi kenti Zonguldak o zaman.. İki genç şair var.. Verem..
Ölüme mahkum.. Bulutlara bakıp şiirler yazıyorlar.. Şiirler yazıp kendilerini yenilemeye çalışıyorlar..
Gülümseyecek bir dünya yaratmaya çalışıyorlar kendilerine.. Dönem o dönem..
Kelebeğin Rüyası bir "Dönem" filmi.. Dönemi vurgulayarak başlıyor zaten..
Madene "Mükellefler"i götürüyor jandarmalar.. Kanun çıkmış, yörede eli kürek tutan herkes madende çalışacak.. Cumhuriyet tarihinin karanlık günlerinden.. Filme de eleştiri geliyor entel kesimlerden.. "Efendim, o mükellefiyet işinin altını niye çizmemiş.. Niye uzun uzun anlatmamış.."
Yahu film onu anlatmıyor ki.. İki şairi, şiiri, dostluğu, sevgiyi anlatıyor.. Anlattığının bir zemini var..
Zonguldak.. Bir de zamanı.. 1941.. Yani savaş yılları.. Dünya savaşıyor o tarihte.. Japonya Pearl Harbour'u basıyor..
"Avrupa savaşımız bitti. Artık bir Dünya savaşımız var" diyor şair, parazitli radyodan haberi dinleyince..
O minik ama vurucu sahneler, dönemi anlatmak için.. 2013 yılında, koltuğuna kurulmuş, önündeki bilgisayara tıklayarak on dakikada yazıyı yazıp, bir tıkla yarım saniyede gazeteye baskıya gönderme çağında oturup o günleri eleştirmek, o günleri karalamak ne kolay..
Dünya savaşıyor. Dünyanın bütün enerji kaynakları, büyük silah güçlerinin kontrolü altında.. Savaşın sebebi hatta o..
Türkiye savaşın dışında kalmaya savaşıyor, tüm çabası ile, Alman tankları sınırlarımızda dolaşırken.. Bizi ezip Musul'a mı gidecekler, petrole ulaşmak için, yoksa, kuzeye dönüp Romanya'ya, Rusya'ya, oralardaki petrol kuyularına mı saldıracaklar.. Savaşa girmeme uğruna yapayalnız Türkiye'ye de enerji gerek, enerji için savaşan dünyada.. Petrolü yok.. Hidro elektrik santrali yok. Sahip olduğu tek enerji kaynağı taş kömürü. Zonguldak'ta.. Ve o kömür çıkmalı..
Sanayiyi çalıştırmak için çıkmalı.. Termik santraller elektrik üretsin diye çıkmalı.. Evler, okullar, hastaneler aydınlansın, ısınsın diye çıkmalı.. Vapurlar, trenler gitsin diye çıkmalı. Hayat, o kömüre bağlı ülkede.. Yerin dibindeki kömüre.. Hazine para dolu olsa, bastır parayı, çalıştır adamı..
Yok.. O zaman nasıl çıkacak o "Hayati" hem de çok "Hayati" kömür!.. Zamanın hükümeti "Mükellefiyet"i bulmuş.. Savaşmak ve ölmek mükellefiyeti yerine "Çalışmak ve yaşamak" mükellefiyeti.. Tartışırsın.. "Şu yapılabilirdi.. Şöyle yapılabilirdi" diyebilirsin..
Ama bunların hepsini demek için, kendini 2013, sıcak ve ışıl ışıl odandan alır, 1941'in soğuk gecelerine, o iki şairin yanına götürürsün..
Mum ışığında yazmaya çalışıyorlar.. İyi kötü ışık var da kağıt yok.. Lisedeki Necatigil Hoca'ya gidiyorlar.. "Bize kağıt ver" diye.. "Yok" diyor Hoca.. "Sen yazıyorsun ama.." diyorlar.. "Bu kağıtlar, öğrencilerden topladığım ödev kağıtları.. Onları silip üzerine yazıyorum.." Hadi, 2013 bilgisayarında, o devre vur bakalım, vurabilirsen..
Ben niye vurmuyorum.. O devri yaşadım, bilirim de ondan..
Bütün gün şehri dolaşmıştım, Bandırma'da.. Ödev yapacağım, dosya kağıdı lazım..
Yok.. Hiçbir yerde yok.. Ama evde babamın çalışma masasında var.. Var da, dokunmam bile yasak..
Babam geldi gece.. "Çocuğa bir kağıt ver, ödev yapacak" diyecek oldu annem.. "Onlar devletin kağıdı.. Bana verdiler, çalışmam için.. Devletin işinde kullanılır ancak, senin oğlunun ödevinde değil" diye gürledi babam..
Devletin kağıdı.. Işığa baktın mı, filigranı görürsün içinde.. Ay yıldız..
"Yüzbaşı Fuat'ın oğlu devletin kağıdını kullanıyor, desinler okulda ha!.. Ya babası devlet olmayan çocuklar ne yapacak ha!." Yüzbaşı Fuat'ın masasında siyah, kırmızı, mavi kalemler de dolu.. Ağbimle ben, yılı bir kalemle geçirmek zorundayız.. Minnacık kalır, ucuna sazdan yapılmış tutacak ekleriz, tutabilmek için. Üzerinde "Devlet Malzeme Ofisi" yazan kalemlere dokunmamız bile yasak..
O devri yaşadığın zaman, kağıt arayan, kalem arayan, ışık arayan, umut arayan şairleri çok daha iyi anlıyorsun..
Filmi de daha iyi anlıyorsun..
Belki asıl bundan çarptı, Kelebeğin Rüyası beni..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.