YAZARA MAİL GÖNDER Jin, asla 'Tarafsız' değil!..

YAZARLAR

"Reha Erdem görsel olarak harika, duygusal olarak parlak bir film yapmış, hayattan kaçıp doğaya sığınan isyancı genç Kürt kızının hikâyesinde.. Muhteşem dağ manzaraları arasında çektiği, genellikle konuşmasız Jin, doğanın kırılgan ama harikulade güzelliğinin, insan tarafından yok edilişinin hüzünlü seyircisi. Geniş anlamı ile savaş karşıtı film, bu yok edilişe hayvanların şahit oluşlarını da olağanüstü ve mükemmel anlatıyor. Ne var ki çok uzun ve zaman zaman düştüğü tekrarlarla Jin, Avrupa'nın 'Sanat' salonlarında gösterilmeye aday.."
Bu satırları, Reha Erdem'in Jin'i üzerinde, dünyaca ünlü şov dünyası dergisi Variety'nin yazısının girişinden derledim.
Filmi görmeden önce tonla yazı okumuştum. İzledikten sonra, bu defa yabancı kaynakları da araştırdım.. Variety'deki eleştiri, tam altına imza atacağım oldu..
Bizdeki yazılar filmi genelde PKK isyanına bağlamış.. Ortak laf, "Reha Erdem tarafsız kalmış.." Ortak kanı da, hele şu "Açılım" döneminde filmin barışa katkıda bulunacağı.. Yanılıyorlar..
Jin'in PKK'dan kaçıp kente dönmek için önce dağlara, sonra yollara düşen bir Kürt kızı oluşu kitlesel yanılgının sebebi..
Reha çok başka şey anlatmaya çalışıyor oysa, çektiği masalsı öykü ve kullandığı simgelerle.. Jin, bir Kürt kızı olduğu gibi, Güney Amerikalı bir gerilla, Afrikalı bir isyancı, Uzak Doğulu bir savaşçı da olabilirdi.. Öykü gerilla savaşlarının yaşandığı herhangi bir kıtanın, herhangi bir ülkesinin, herhangi bir dağında geçebilirdi. Reha, Türk diye, bizde geçmiş hepsi o kadar..
..Ve Reha asla tarafsız değil.. Hem de öyle ödün vermez taraf ki..
Doğadan yana, Reha!..
Doğa müthiş güzel bitki örtüsüyle ve hayvanlar o doğanın içinde nasıl mutlu yaşıyorlar.. İnsanoğlu gelene ve her şeyi yok edene kadar.. Kim olduğu, niye geldiği önemli değil.. Kimin kiminle savaştığı da.. Çünkü savaşan taraflar, kim kazanırsa kazansın, aslında doğayı yok ediyorlar..
Bitkisel güzelliği ve hayvansal yaşamı yok ediyor insan savaşarak.. Bombalar, makineli tüfekler, kurşunlar, aslında doğaya atılıyor. Birbirleriyle savaşanlar, ortak düşman gibi, doğayı yok ediyorlar..
Film boyu sahne sahne bunu izliyorsunuz.. Sadece sahneler değil.. Reha Erdem'in simgeleri de, insanın yıkıcılığı, yok ediciliğini bilinçaltına yerleştiriyor..
Jin'in orman içinde dolaştığı sahnelerde, doğanın insanı zorladığı tek görüntü yok.. Fırtına, yağmur, kar, tipi, dolu, çığ, heyelan gibi yığınla doğal afetten hiçbiri ile karşılaşmıyor Jin.. Daima güzel, daima ılıman, daima yardımcı bir doğa var, kız dağda yalnızken.. Pırıl pırıl kaynaklar, harika ırmaklar ve göletler, her şey ama her şey harika..
Ne zamanki insanlar çıkıyor ortaya, orda doğa vahşileşiyor.. Tozu dumana katıp göz gözü görmez yapan fırtına, kasaba görünür görünmez başlıyor.. Issız dağlar bir bitki ve hayvan zenginliğiyken, uygarlığın elinin değdiği yerler, ekim yaptığı tarlalar dahil, verimsiz, çorak, çirkin, taşlık..
İnsanoğlunun olmadığı yerlerde, vahşi, zehirli bildiğimiz hayvanlar bile dost.. Yılanlar, kırkayaklar, çakallar, boz ayılar bile.. İnsanoğlunun olduğu yerlerdeki hayvanlar ise, acımasızca kullanılmış ve atılmış..
Dağdaki yalnız kıza her "vahşi" hayvan sahip çıkarken, uygarlığa dönme çabası içindeyken karşılaştığı hemen her "uygar" insan kötü ve tecavüzcü..
Daha ne olsun?.
Reha Erdem, insana karşı doğanın tarafını hem de öyle güzel tutuyor ki..
Ben filmi, başından sonuna keyifle izledim.. Jin'de Deniz Hasgüler'in akıllara seza oyunculuğu ve doğayı harikulade yansıtan Florent Herry'nin bakmaya doyulmaz fotoğrafları keyfimi tavana vurdurdu..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.