YAZARA MAİL GÖNDER Diyalog!.. Diyalog!.. Diyalog!..

YAZARLAR

Yani bu ülkede Milli Eğitim Bakanı olsam, ilkokul birinci sınıftan, üniversite diploması alana dek, her ama her sınıfa zorunlu Diyalog dersi koyardım..
Hayatımız anlaşmak değil, anlaşmamak üzerine kurulmuş.. Diyalogdan nefret ediyoruz. İşimiz gücümüz monolog..
Peki amaç ne konuşmaktan..
"Ben konuşayım, herkes dinlesin.. Fikirlerimle, benimle ayni düşünmeyenlerden hiç değilse bir kısmını ikna edeyim.."
Öyle olması lazım değil mi?.
Hadi canım sen de..
Konuşmalar sadece ve sadece zaten yandaş olanlara gaz vermek, ötekileri daha öteye itmek için yapılıyor..
Memleket ikiye ayrılıyor..
"Bizimkiler ve ötekiler" diye..
Ötekilere veriyorlar küfrü.. Veriyorlar küfrü.. Adam ortalarda bir yerde, kararsız bile olsa, bu saldırı karşısında iyice öteye geçiyor.. Kimin umurumda.. Bizimkiler orgazm olup "Yaşaaa" diye haykırıyorlar ya, bizimki de coştukça coşuyorlar ya. O gazla, ertesi gün daha da ağır sövüyor..
Minnacık bir gece kondu kahvesindeki en ufak, en anlamsız fikir ayrılığından başlayın, bugün ülkenin en önemli meselesi Barış Süreci'ne dek, durum asla ve asla farklı değil..
Yahu, adı üstünde "Barış!.."
30 yılda 50 bin gencimiz ölmüş, kaybolmuş, sakat kalmış, hayatı sönmüş.. Böyle devam ederse, gelecek otuz yılda olup bitecekleri düşünmek bile istemiyor insan..
Düne kadar bebek olan evler bayram yapardı. Hele erkek olması ayrı bir övünç kaynağı olurdu, geleneksel.. Son yirmi yılda, erkek doğuran analar, beraberinde, endişe, korku ve dehşet doğurur oldular. Çocuk büyüdükçe korkular arttı.. Ülke yaslı ve korkulu analarla doldu.
30 yılda savaşa milyarla dolar aktı. Bu dolarlar, ülke kalkınmasına gitseydi, mesela Van, o emsalsiz gölün etrafındaki tesislerle, dünyanın en ünlü turizm merkezlerinden birine dönüşürdü.. Sıcak yazlardan kaçanlar, Ağrı Dağına çıkmak isteyenler, Van Gölü Canavarını görmek, Akdamar'da ayine katılmak, Anadolu'nun o emsalsiz, binlerce yıllık tarihinin içinde dolaşmak, Van kuyumculuk sanatının taşa ve altına o benzersiz işlemelerine sahip olmak isteyenler için her gün onlarca uçak inip kalkardı. Van ihya olurdu, Vanlı ihya olurdu. Doğu ihya olurdu.. Doğu'da kaç Van yaratılırdı..
30 yılı, binlerce genci, miyarlarla doları kaybettik. Tamam.. Geri gelmez.. Ama geleceği kurtarmak lazım..
Nasıl kurtaracağız?.
Barış'la..
Barış nasıl sağlanacak?.
Gidersin, ezersin, yenersin, perişan edersin. Barışı da dikte edersin. Sevr Barışını bize dikte ettikleri gibi..
Ama ortada böyle bir durum yoksa ve modern "Harp" eğitiminde "Düşük Yoğunluklu Savaş" (Bana "Savaş ne demek, terör var" diye kelime oyunu yapanlar, bilimi bilsinler) denen çatışmanın daha yıllarca sürüp gideceği açıkça belliyse, Barış karşılıklı oturup konuşmakla, yani "Diyalog"la olur..
Taraflardan biri fikrini, ötekine dikte ettiremediğine göre de, taraflar karşılıklı adımlar atarlar.. Yani kendi taraftarlarına göre "Ödün" verirler.. Verilmezse, anlaşma olmaz, barış olmaz çünkü..
Barış masasında imzalar atılırken, iki taraf da kelimenin tam anlamıyla mutlu görünmez. İki tarafın da suratlarının bir bölümü verdikleri ödünler yüzünden asıktır..
Ama barışın emsalsiz meyveleri yenmeye başlayınca, zaman içinde o anlaşmanın hem de nasıl hem iki taraf, hem de ülke için harika bir şey olduğu ortaya çıktıkça, herkes mutlu olmaya başlar..
Türkiye'de geleceğin pırıl pırıl, umut dolu, aydınlık ve refah içinde olması Barış'a bağlı.. Savaşa devam, felaketin büyümesi, hatta ülkenin bölünmesini getirir.
O zaman yapacak şey, masaya oturmak, çatır pazarlık, hatta kavga etmek, ama diyalogu asla, ama asla kesmemek olacaktır. Olmalıdır..
Peki bugün ülkenin kaderinde sorumluluk sahibi olan siyasal partilerin "Diyalog"la ilgileri var mı?.
Ne yazık ki hayır!..
CHP ve MHP, her türlü diyalogdan kaçıyor, her türlü diyaloga karşı çıkıyorlar.
Yahu konuşmaktan niye korkuyor, niye kaçıyorsun.. Ne diyeceksen gel, o diyalog ortamında söyle, ağzını bağlayan mı var?.
Kendi Meclis gurubunda, kendi şak şakçıların önünde bağırıp çağırmayla nereye varacağını, savaşı nasıl bitireceğini düşünüyorsun, bir anlat da biz de umutlanalım hiç olmazsa..
Peki ya, "Ben bu yola baldıran içmeyi göze alarak çıktım" diyerek işe başlayan Başbakan, farklı mı davranıyor?. Hem de bugün on seçim olsa, onunu da kazanacak kadar güçlüyken.. Ortada onu devirecek muhalefetin "Mu"su bile görünmezken. O kadar güçlü, o kadar kuvvetliyken.. Hoşgörü ve kucaklama tam da ona düşerken..
Yurt içinde, yurt dışında, Meclis gurubunda, tünel açılışında, her yerde, TV'lerin canlı yayın yapacaklarını gayet iyi bilerek, her fırsatta CHP ve MHP'ye en ağır sözlerle saldırıyor.. Onların diyalogdan kaçmasından mutlu sanki..
Etrafına topladığı o 63 akil adamdan biri de çıkıp demiyor ki..
"Sayın Başbakan.. Bakın PKK'yı bile muhatap alıp, barış sürecine girdiniz. Türk demokrasisinin temel taşları siyasal partileri niye 'Öteki' ilan ediyorsunuz?. PKK ile barışırken, niye CHP ve MHP'yi ötekileştiriyorsunuz?. Bu ülkede ille de ötekiler mi olmalı?. Biraz sakin, biraz kucaklayıcı olsanız, ağzınızdan bal aksa ve barışa ulaşıldığında gelecek güzel günleri anlatsanız, bıkmadan, usanmadan ve vatandaşlar arasında hiç ama hiç bir sebeple ayrım yapmadan.. Bu CHP ve MHP içinde ortada gezen, kararsız olanlar var. En azından onları kazanırsınız.. Barış sürecine desteklerini sağlarsınız.. Ama siz, Allahın her günü, her yerde böyle Bayramlık ağızla hücuma geçince, aslında bıraksanız birbirlerinin gırtlağını sıkacak, birbirinden nefret eden (Geçmişi hatırlayın) CHP ve MHP'yi kucak kucağa oturtuyorsunuz. Saldırmasanız, barış süreci yüzünden nerdeyse kendi içlerinde bölünecek partilerin kenetlenmesine yol açıyorsunuz. Yaptığınız Barış'a hizmet etmediği gibi, üstelik siyasal taktik olarak da yanlış" demiyor.. Ne diyorlar?..
"Padişahım çok yaşa!.."
Barış süreci içindeyiz.. Ama bu süreci iyi yöneten, iyi yönetmeye niyetli olan tek parti görünmüyor ortada. Benim de süreçten umudum giderek azalıyor!..
Bak AKP!.. Bak CHP, MHP, BDP!.. Ben "Öteki" değilim.. Ben ülkesinde barış isteyen bir yurttaş, bir vatandaş, bir insanım sadece..
Bu ülkede "Öteki" yok.. Siz yaratmazsanız, olmaz da..
Farklı düşünmek insanı "Öteki" yapmaz.. Farklı düşünmek, farklı düşünenleri de kucaklamak, ülkeyi "Demokrat" yapar ama!..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.