YAZARA MAİL GÖNDER "Yasaklar Ülkesi"ne "Barış" geliyor!.

YAZARLAR

Bakın sendikalar umurumda değil.. Yıllardan beri değil.. 1960'lı yıllarda, çalıştığım gazete hem de "Tensikat gereğince işinize son verilmiştir" yazısıyla beni gerekçesiz ve tazminatsız kovmuştu. Oysa 212 sayılı yasaya göre, "İstifa etsem bile" tazminata hak kazanıyordum. Aylardır zaten maaş alamadığımız için cebimde değil avukat tutacak, istida pulu yapıştıracak param yoktu. "Gazeteciler Sendikası"na başvurup "Davamı açın ve avukatınız takip etsin" dedim.
Cevap geldi..
"Avukatımız çok yoğun, başınızın çaresine bakın.."
Yoğun avukatımız da, daha sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı olacak Yekta Güngör Özden'di. Yıllardan beri her aybaşı primini maaşımdan peşin alan sendikadan o gün istifa ettim. Bir daha da hiçbir sendikaya üye olmadım. Bugüne dek başımın çaresine bakarak geldim.
Ancak Ankara'da yaşadığım yıllarda, iş yerlerime komşu sendika merkezlerine son model mercedeslerle gelip giden sendika ağalarını yakından görmeye başladım.. Kurulan şirketler, sahip olunan gayri menkuller, gazete, dergi, hatta televizyonlar, neler neler gördüm..
Sendika ağası yetiştirme dışında işe yaramayan sendikalar da güçlerini, itibarlarını kaybeder oldular..
İlk zamanlar, Türk-İş'in geçin başkanını, Genel Sekreteri bile, ülkenin fikir liderlerindendi. Konuştu mu, manşet olurdu. Adları ezber bilinirdi. Başbakanlar kapıda karşılardı.
Bugün, hem de şu olaylı 1 Mayıs'tan sonra bir sendika liderinin adını sorsun bakalım önüne gelene Kenan Işık, bir bilen çıkar mı?.
Geçen ay, Hava İş Sendikası'nın kaç Başbakan, kaç bakan, kaç genel müdür görmüş başkanına, tamamen kişisel birkaç soru sordum..
Bir tekine yanıt vermedi ve çirkin bir saptırmaya girişip THY çalışanlarına hakaret ettiğimi söyledi. Kaçını kandırdı bilmem ama yazım internette duruyor.. Kananlar açıp okusunlar ve söylesinler, hangi satırında, cümlesinde, sözcüğünde THY çalışanlarına hakaret var?. THY benim en sevdiğim Türk Kurumudur. Nasıl ve neden gurur duyduğumu en az 40 kere yazdım. Başkan ortalığı velveleye verdi ama, tamamen kişisel sorularıma hâlâ yanıt vermedi..
Yani, "Sendika" dedin mi, ben arkalarından yürümem bir..
Fatih Altaylı, 1 Mayıs günü, HaberTurk'te sendikaların nerden nereye geldiğini ve çalışan kitlenin yüzde kaçını temsil ettiğini, rakam vererek açıklamış.. Gerçek aynen o.. Bu da iki..
Şimdi bir de 61 Anayasası'nın kuşa çevrilmesi sonucu, iyice ahı gitmiş, vahı kalmış sendikalar 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak istiyorlar..
Kutlasınlar.. Hayır..
Başbakan "Olmaz" diyor..
"Benim valim" diyor ya.. Onun valisi de "Yasak" diyor..
Şimdi bu ülkede "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası" var. Toplantıların, nerde, nasıl yapılacağını da anlatıyor, yasağa uymayanlara verilecek cezayı da.
"Taksim'de inşaat var. Bu yüzden bu yıl orda miting yok" dersin. Gene orda toplanırlarsa, yasağa karşı gelenleri mahkemeye verir, gerisini adalete bırakırsın, geçer gider.. O yasa bunun için çıkmadı mı?.
Ama hayır..
"Vur" deyince öldüren Vali'nin yaptığına bakar mısınız?.
"1 Mayıs İşkencesi/ 14 milyonluk kent felç." (Posta Gazetesi)
"1 Mayıs Ohal'i/ Olağanüstü önlemler alındı. Nerdeyse sokağa çıkmak yasak olacak." (Güneş)
Bunlar 1 Mayıs'ın ertesindeki değil, öncesindeki başlıklar. Valilik önlemleri açıklayınca, olacakları görmüş gazeteci..
Ama ne önlemler..
Sanırsınız, Ruslar 93 Harbi'nde olduğu gibi Yeşilköy'e gelmişler.. Taksim'i işgal edecekler de, Vali Paşamız engel olmak için önlem alıyor.. Köprüler açılmış.. Yollara barikatlar kurulmuş.. Vapur, metro başta tüm toplu taşımacılık yasaklanmış..
Keşke sokağa çıkmak yasak olsa.. O zaman daha rahat ederdi, 14 milyonluk kent.. Evlerinde oturur TV izlerlerdi. Ama sıkı mı otursunlar.. İşler devam ediyor.. Patronlar bekliyor..
Sen üç sendikacıyla iddialaşacaksın diye, 14 milyon İstanbullu'ya, ziyarete gelen turistler dahil işkence çektirme hakkına sahip misin, Sayın Vali?.
Sen, İstanbul halkının, önce İstanbul halkının valisi olduğunun bilincinde misin, Sayın Vali?.
Vilayet Konağı'nda otururken, masanıza çayını getiren zavallı, o konağa nasıl ulaştı, merak ettiniz mi?. Umurunuzda oldu mu?.
İstanbul'da milyonla insan, neler çekti, sayenizde Sayın Vali?.
Ya o biber gazları.. Evlerin, otobüslerin içine kadar atılan biber gazlarından ölüm tehlikesi geçiren masumlar?. Tek günahları İstanbul'da yaşamak ve sizin iddianız sınırları içinde yaşamak olan, yaşlılar, hastalar?. Onlar hiç aklınıza geldi mi?.
"Doğu'da terör bitiyor" denirken, hem de Dünya Başkenti olduğunu bir gece evvel, Kültür Bakanı'nın açıkladığı, en Batı'daki İstanbul'a layık gördüğünüz bu işkence, bu bizi dünyaya rezil eden çirkin manzaralar nedir, Sayın Vali?.
Ya o konuşmanız?..
"Radikal unsurlar.. Radikal unsurlar.." Adları yok mu onların?. Niye saymadınız, niye ısrarla "Radikal" vurgulaması yapıp "Terörist" demeye getirdiniz?.
"Türkiye Komünist Partisi, Kadıköy'de izin verilen yerde sakin miting yaptı" dediniz.. "Türkiye Komünist Partisi"nden daha "Radikal" hangi unsur var, sözlüklerde söyler misiniz, Sayın Vali.. O radikal değil ama CHP radikal öyle mi?.
Yani nasıl bir usta kelime oyunu zekasıdır bu Sayın Vali?.
1 Mayıs günü İstanbul'da terör vardı gerçekten Sayın Vali!.
İstanbul'da yaşamak ve sizin hemşehriniz olmak dışında günahları bulunmayan 14 milyon insana yaşatılan dehşeti yaratan terör!..
Devlet Terörü!.
Sorumlusu sizdiniz, Bayım!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.