YAZARA MAİL GÖNDER "Ben de ordaydım!.."

YAZARLAR

Yani Ankara, Ankara olalı böyle bir gece yaşadı mı, bilemem!..
3 bin kişilik Ankara Ticaret Odası salonu tıklım tıklım dolu.. Tek boş koltuk yok..
Sahnede 400 kişi.. İki senfoni orkestrası, ilavelerle.. Üç koro.. Sekiz de solist!..
Dünyadaki ilk seslendirmesi de böyle kalabalık bir kadro ile yapılınca "Binler Senfonisi" demişlerdi adına..
Ve 1995'te İstanbul'da minik bir kadro ile seslendirilip kalmıştı, Türkiye'de.. Şimdi adına layık bir ekiple ilk defa yorumlanacaktı.. Uçtum gittim Ankara'ya..
Kültür ve sanat Ankara'da başkadır.. Cumhuriyetin başkentinde, daha ilkokulda başlar çocuklar, tiyatroları, operaları, konserleri takibe.. Öyle büyürler.. Ben öyle, aralarında büyüdüm, yaşayarak bilirim.. Bugünkü Hıncal'ın kökünde Ankara vardır..
Sanata sevgi, sanata saygı, sanata ilgi başkadır Ankara'da..
Mahler'in 8'inci Senfonisi de öyle bir ortamda yaşandı işte..
Geçen hafta "Gidin.. Yarın 'Ben de ordaydım' diyebilmek için gidin" diye yazmıştım.. Şimdi ben yazıyorum işte..
"Ben de ordaydım!.."
Nasıl, ama nasıl bir gece oldu anlatılmaz..
Nasıl muhteşem çalındı ve söylendi, gücüm ve bilgim yetmez.. Uzmanlara bırakmak lazım orda lafı.. Ben duygularımı yazacağım sadece..
Mahler'in senfonisi iki bölüm.. İki ayrı eser gibi iki bölüm..
Bana bir ırmağı düşündürdü Mahler.. 400 kişilik orkestra ve korolar, beş soprano, bir tenor, bir bariton ve bir basla öyle gürlüyordu ki, sanki Amazon gibi muhteşem bir ırmak.. Dağların tepesinden doğuyor, çağıl çağıl iniyordu aşağıya.. Finalde bu harika ekibe salonun tam ortasına yerleştirilen "Borular, Trompet ve trambonlar" eklenince, Niagara şelalesi oldu ortalık.. O nasıl görkemli bir çağlayıştır?.
Yani, her türlü sanatı severim ama, bu müziğe gelince bazen bir aşağılık kompleksine yakalanırım..
Bu nasıl bir beyindir ki, o dört yüz saz ve sesin çıkardığı nihai melodiyi duyabilmiş ve hepsini ayrı ayrı yazabilmiştir?.
Bunu yazabilen Mahler insansa eğer, ben neyim?. Ama gene de Tanrı'ya bin şükür.. Bana da Mahler'i dinleme, zevk alarak, coşarak dinleme yeteneği verdiği için bin şükür!.
İkinci yarıda, ovaya indi o çağlayanlarla gürleyen nehir.. Yeşillikler arasında kıvrılarak sakin sakin akmaya başladı bu defa, kıyılarındaki nilüfer çiçeklerinin sakin kıpırdaşmalarıyla.. Bir rüya ülkesinin keyfini yaşadım bu kez..
Bittiğinde alkış kıyamet.. Bittiğinde salon ayakta.. Bittiğinde kimse gitmek istemiyor.. Doyamamışlar ki..
Teşekkür.. Teşekkür.. Teşekkür!..
Bu muhteşem konseri düşünen ve gerçekleştiren Sevda-Cenap And Müzik Vakfı'na ve başkanları Mehmet Başman'a.. O müthiş orkestra, koro ve solistleri yöneten şef Işın Metin'e..
Bilkent Senfoni Orkestrası ve Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası mensupları, konuk ve mezun sanatçılarına, Wroclaw Filarmoni ve Lisbon ESML Korolarına, Bilkent Çocuk Korosu'na.. Özellikle de hem de nasıl bir coşku içinde söylediklerini yakından izlediğim o çocuklara..
İçlerinden biri konser dağılırken, o kalabalığın içinde beni buldu. Kendisini tanıttı, nasıl kibar..
"Ben Elif" dedi.. Sarıldık.. Resimler çektirdik.. "Seni unutmayacağım Elif" dedim.. Unutmadım bak. Unutmayacağım da.. O resimden bir tane de bana yolla olur mu?. Teşekkürler Elif..
..Ve solistler.. Nancy Weissbach, Burcu Uyar, Klara Ek, Alison Cooke, İsabel Vera, Ünüşan Kuloğlu, Karsten Mewes, Tuncay Kurtoğlu'na teşekkürler..
Bu konserin haberini veren ve izlememi sağlayan, Yankı'daki Yazı İşleri Müdürüm, şimdi Vakıf yöneticisi sevgili kardeşim Şefik Kahramankaptan'a teşekkürler..
Beni havaalanında karşılayan, ağırlayan, bu müthiş geceyi benimle paylaşarak, aldığım zevki, coşkumu katlayan kardeşlerime, aileme teşekkürler.. İçim minnet, içim şükran, içim coşkuyla dolu..
Ankara'ma, Atatürk'üme teşekkürler!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.