YAZARA MAİL GÖNDER Bir köpeğin ölümü..

YAZARLAR

Cimbom hayatta en sevdiğim yaratıklardan biriydi.. Köpeğim.. Alman Poodle.. Dünyalar tatlısı.. "Köpeğine Cimbom adı takmış" diye kızmıştı bazı Galatasaraylılar.. Dalga geçmişti bazı Fenerliler.. "O benim hayatta en sevdiğim şey, gerzekler" demiştim..
Her gün benimle Gelişim Yayınları'na gelirdi. Her odayı dolaşır konsümasyon yapardı akşama kadar.. Seyahate gittim mi, kızlar sıraya girerdi, Cim Bom'u almak için.. Ama en çok ressamımız Lalehan severdi Cimbom'u.. Cimbom da Lalüş'ü..
Sabah'a geçtiğim zaman, İkiTelli'deki plaza yeni yapılmış, değil hayvan bitki bile sokmak yasak.. Cimbom'un da en nefret ettiği şey evde yalnız kalmak..
Lalüş "Bende kalsın Hıncal ağbi" dedi.. Cimbom taşındı. Ben de sık sık uğruyorum.. Beni görünce tavana kadar zıplıyor sevinçten..
Bir gün Lalüş "Artık gelmeyin" dedi.. "Sizi görünce ne kadar mutlu oluyorsa, arkanızdan o kadar üzülüyor. İki gün kendine gelemiyor.. Resmen travma yaşıyor.."
Yaşlandı Cimbom.. Şeker hastası oldu. Gözlerini kaybetti. Lalüş evde tek eşyanın yerini değiştirmedi ki, koşarken çarpmasın.. Ezber bildiği evde yaşadı son yıllarını.. Karaciğeri bozuldu, her şeyi yiyemez oldu. Lalüş özel yemek pişirdi ona.. Dişleri kalmadı biberonla yedirdi..
Haa.. Bu arada eşinden de ayrıldı Lalüş.. Cimbom'la başbaşa kaldılar evde.. Cimbom 21 yaşına geldi.. Görülmemiş bir yaş.. Ama yaşamak denirse.. Hiç bir organı çalışmıyor artık. Yaşadığı her gün işkence..
"Uyutmak lazım" dedi, 15 yıllık veterineri.. Lalüş'le ayni anda isyan ettik.. "Unut onu.. Kendi ölene kadar.."
Ama ölmüyor..
Veteriner dediki.. "Bu hayvan seni yalnız bırakmamak için ölüme direniyor, ama yaşadığı her saat ona işkence.. Kalk bir yere git ki, hayvan kendini bıraksın.."
Lalüş Cimbom'u bir arkadaşına emanet edip Bodrum'a gitti..
Ertesi gün telefonu çaldı.. "Cimbom'u kaybettik.."
Lalehan uzun yıllar köpek alamadı, sonunda aradı beni.. "Hıncal Ağbi şimdi bir Gypsy'm var!.."
Yıllarca Gypsy dinledim ondan..
..ve bir mektup gönderdi geçen hafta bana..

***

... Cimbom'un son nefesinde yanında değildim.
Seyahate yollayıp dönülmez yapmıştı beni. Eminim bilerek...
Bu kez can-ı gönülden yakalandım fırtınaya.
Son nefes ya da öteye gidiş; canhıraş bir savaştı, zor bir can çekişti.
Acısına müdahale etmeyi uyutmayı düşünemediğim bir panik haliydi. Sadece yanından ayrılırsam son nefesinde yanında olamazsam düşüncesiyle kıpırdamadan yanında yatarak, gitmeye çalışan canın soğuk nefesine "Isınsın" diye sarılma arzusuydu.
Sanki bu acıyı birlikte çekmemiz gerekiyormuş gibi, belki de elimde ölmeyi bekler gibi yanına yatırdı beni. Bilemiyorum birçok şeyin nedenini. Çaresiz dilim ve dizlerim tutuldu.
Doktor "Acı çekmiyor, can çekişiyor" dese de ikisi arasındaki farkı anlamıyor ve fiziken acısını paylaşamıyordum.
Üç kez küçük patisini boşluğa-havaya kaldırıp savurdu. Kimbilir niye, kimbilir kime?
Avucuma üfledi son nefesini... Soğuktu ama huzurun işaretiydi.
Gün henüz ağarmamıştı. Vedalaşmaya koşarak geldi bir bir sevdikleri. Yüzünde tatlı güzelliği eksilmeden duruyordu. Kimse öpmeden edemedi. Tek eksik "Bir daha öpün, sevin" işareti olan patisinin sevenine doğru kalkmamasıydı.
Her şartta içine zor sığdığı ama ısrarla yattığı kedi yatağına yatırdık ve o yatakla verdik toprağa... Annelik yaptığı ve genç yaşta ölen iki kedisinden mirastı bu yatak.
Bir de bir emzik koyduk yanına. Geç yaşına rağmen gocunmadan ağzına alıp dostlarını güldürdüğü bu emzik, eline doğan ve bugün genç bir delikanlı olan arkadaşlarımın oğlu Ege'den kalma ona.
Ege, Gypsy'nin büyüttüğü ilk çocuk. Bu emzik de ikisi arasında sayısız o günde geçen bir yemek takasından kalma...
Bugün onsuz ilk gün. Anladım gitti.
Ardında beni, iki kedisini, oyuncaklarını ona vermiş bir çok küçük-büyük çocuğu ve onunla yaşadıklarını masallaştıran çokça insan bırakarak gitti.
Bedeni, 17 yıl boyunca giriş kapısını her gördüğü an çığlıklar attığı Belgrad Ormanı'nda, en sevdiği tepede şimdi. Gözümüzden kaçıp yüzmeye gittiği gölün manzarasına bakarak dinleniyor.
Ruhu zaten çoktan gölü aşmış, okyanustadır şimdi!
Belki Cimbom'la buluşmuşlardır..
"Ya ne acayip bir kadındı şu Lalehan... Bırakamadık peşini, bin yaşımıza kadar süründürdü alçak bizi" diye beni çekiştiriyorlardır!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.