YAZARA MAİL GÖNDER Medya da mesajı aldı.. mı?.

YAZARLAR

Gezi Parkı olaylarının, özellikle İstanbul Valisi'nin durum muhakemesi yapacak, gelişmeleri değerlendirecek ve başbakanı doğru bilgilendirecek yeteneklerden yoksun oluşu yüzünden hızla büyümesi ve yayılmasının, fevkalade üzücü boyutlara ulaşmasını önleyen şey, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün iki sözcüğü oldu.
"Mesaj alınmıştır!."
Gerilimi düşüren, Gezi Parkı ve Taksim işgalini bir piknik havasına sokan başlangıç böyle oldu.
Cumhurbaşkanı'nın sözleri pek çok kişi ve kurumu da mesaj almaya yöneltti.
Bunların başında medyamız geliyor. Yani bizler..
Biz de mesajı aldık!.
Olayların büyümesinde en büyük tahriki, bütün dünya gazete ve televizyonlarının baş olay yaptığı haberi görmezden gelerek biz yaptık..
Bugün bunun farkındayız.
Olayı görmezden gelerek, hem güvenilir olma niteliğimizi zedeledik, hem de meydanı tahrikçilere açık sosyal medyaya bıraktık.
Dün gece Büyük Klüp'te Başkan Duran Akbulut ve Türker Ağabeyin (İnanoğlu) konuğu olarak yemekteydik. Ayda bir bizi toplar Türker Ağabey..
Genel Yayın Müdürüm Erdal Şafak harika bilgiler verdi, Sosyal Medya üzerine..
Erdal, ana dili gibi bildiği Fransızcasıyla dünya medyasını en iyi izleyen gazetecilerdendir.
Le Monde'u ilanlarına kadar okur her gün.. Ötekileri ve ajansları da internetten izler..
"Sosyal medya müthiş bir sınav verdi bu olaylarda" dedi..
Rakamlar söyledi..
Arap Baharı, Tunus'ta başlamıştı biliyorsunuz. Başlatan da sosyal medyaydı. Araştırmalar ortaya koymuş ki, Tunus olaylarını ateşleyen tweetlerin yüzde 70'i ülke dışı kaynaklı..
Oysa Gezi Parkı olaylarında tweetlerin yüzde 98'i Türkiye içinden..
Ve de yüzde 89'u da Taksim'den.. Gezi Park'ından..
Yani bizdeki olayın dış kaynağı, ya da tahrikleri yok. Doğrudan Gezi Parkı'na sahip çıkan gençler yönetmiş sosyal medyayı, içlerinden geldiği gibi.. Kimseye alet olmadan.. Bu o kadar önemli ki.
Haber kanalları belli bir noktadan emir almışçasına olaya gözlerini yumunca, ertesi gün çıkan gazeteler habere sırtlarını dönünce, olay sadece sosyal medyaya kaldı. Böyle olunca, yanlış haberler (Ölü ve yaralı sayısı üzerine) ve fırsatı kaçırmak istemeyen tahrikçiler de boş meydana daldılar..
Doğru, yanlış birbirine karıştı.
Olayların büyümesinde baş rol, Üç Maymunları (Görmem, duymam, söylemem) oynayan medyadaydı.. Gençler, görmezden gelen medya yüzünden daha da öfkelendiler.. Olaylar hızla büyüdü ve yayıldı.
Biz de "Haber gizleme"nin geri tepen bir silah olduğunu öğrendik..
Aldığımız ilk mesaj bu..
Açalım..
İfade özgürlüğü belli bir fikre ve görüşe özel değildir. Her fikre açıktır.
Bir gazete de, bir gazeteci de taraf olabilir. Bundan doğal bir şey de yoktur.
"Tarafsız" bir kişi ve kurum olduğunu düşünemiyorum. Bu dünya içinde yaşayacak ve her şeye tarafsız olacaksınız. Bunun için "Kayıtsız" olmanız gerek.
Mümkün mü?. Gazete ve gazetecinin mutlak vasfı tarafsız olmak değildir.
Güvenilir olmaktır..
Bir yazarın tüm görüşlerine karşı olabilirsiniz. Ama "Bu adam buna inanıyor ve inandığını yazıyor" dedirtebiliyorsanız, başarılısınız demektir.
"Bu adam, parayı verenin düdüğünü çalar, dün sövdüğünü bugün övmesi için patron değiştirmesi yeterlidir" denen türlerden olduğunuz zaman, ne kadar iyi, ne kadar yetenekli, ne kadar zeki gazeteci olursanız olun, zerre itibarınız olmaz.
İnsanlar "Bakalım bugün neler saçmalamış" demek için okurlar, okurlarsa..
Gazetenin kendisinin de mutlak ve şaşmaz vasfı "Güvenilir" olmaktır. Sadece "Güvenilir" olmak. (Gazete deyişim alışkanlık..
Bu tarifin içine Haber Kanallarını da koyun lütfen.) Okur merak ettiği haberin o gazete olacağına güvenmelidir, bir.. Okuduğu haberin doğru olduğuna güvenmelidir, iki..
AKP'nin, CHP'nin, BDP'nin, geçiniz en uçtaki en marjinal gurupların gazetesi olabilirsiniz..
Sizi alan onu bilerek alır zaten..
Mesele o değil.. Mesele?..
Gazete "Haber" demektir.
Mesele "Bu gazetede haber var!.. Bu gazetede haber doğru olarak var" dedirtmektir.
Okunursanız eğer, tuttuğunuz tarafa, savunduğunuz fikre yararınız olur.
Haberleri görmezden gelir, ya da saptırarak verirseniz, o zaman okunmaz olursunuz.
Okunmayınca, tuttuğunuz tarafa da beş kuruş yararınız olmaz.
Tirajınız, paralel reklamlarınız düşer, batarsınız..
Sabah yazarları kriz döneminde alkışa layıktılar. Büyük çoğunluğu bu gazeteye "Yandaş" diyenleri utandıracak şeyler yazdılar.
Hala da yazmaya devam ediyorlar.. Nazlı Hanım, Emre, Mahmut, Sevilay, Meliha, Şelale, Ayşe.. Uçarı, haşarı genç kız bildiğimiz Ayşe en güzel yazılarını yazdı, mesela.. Ve de dün Hasan Bülent Kahraman muhteşem bir analiz yaptı.. Lütfen bulun.
Lütfen okuyun.. Herkes okusun..
Fikirlerinin yarısına katılmıyorum başından beri, ama seninle gurur duyuyorum Hasan Bülent..
Bu gazetenin en güzel, en güçlü yanı bu.. Yazarlarının ifade özgürlüğü..
Birbirlerine taban tabana zıt görüşleri olan yazarları, ayni gazete içinde bulabiliyor ve okuyabiliyorsunuz..
Böylesi bir ifade özgürlüğüne okur bile hazır değil.. Bana tonla mail geliyor "Falanca ile ayni gazetede nasıl yazıyorsun" diye.. Ona da benzerleri gidiyordur mutlak..
Böyle diyenler önce kendilerini yargılasınlar.. Demokrasi nedir, "Demokrasinin temeli fikir özgürlüğüdür" lafının anlamı nedir, biliyorlar mı?.
Kendini demokrat sanan yazarlar var.. Karşı fikirde olanları faşist kabul eden ve "Bu faşisti susturun. Kovun" diye çığlıklar atanlar var.. Farkında değiller ki, asıl faşist kendileridir.
"Susturmak" faşizmin temelidir. Demokrat "Bırakın konuşsun" der..
"Yaşasın Hitler" diyeni sakin sakin dinleyebiliyorsanız, demokrasiyi sindirmişsiniz demektir.. Siz de kalkar, karşı fikrinizi söyler, Hitler ve rejiminin ne kadar korkunç, ne kadar felaket olduğunu anlatırsınız.
Demokrasi budur. İfade özgürlüğü budur.
"Susturun bu Hitler hayranını" çığlığı attığınız anda, siz bizzat Hitlerleşmeye başlarsınız.. Böyle yapınca, demokrat olduğunuzu sanmak gaflet ve çelişkisine düşerek..
Bakın, bu "Yandaş" denen gazetede, tam da seçimler öncesi, tam da AKP, Doğu'da, baraj adaletsizliğini yenmek için bağımsız adaylar gösteren BDP ile müthiş bir mücadeleye girmişken ben "Oyumu Sırrı Süreyya Önder'e vereceğim" diye; sayfanın en tepesine boydan boya başlık attım. Aynen sayfaya koydular.
Sırrı Süreyya'nın kendisi bile şaştı.
Sırrı Süreyya'ya oy vererek ne kadar doğru yaptığımı da Gezi Parkı olaylarındaki liderliği gösterdi.
Yazarları alkışlanacak bir sınav veren gazetem, haberlerde, yani asıl olması gereken yerde büyük bir yanlış yaptı. Tıpkı bindikleri dalı kesen Haber Kanalları gibi, olayı ciddiye almadı. Birinci sayfaya bile koymadı, içerde minnacık verdi.
Bu yanlışın özürü yok.. Nasıl bir yanlış yapıldığını da Okur Temsilcimiz Yavuz Baydar pazartesi günü yarım sayfa anlattı..
Gazete adına özür diledi..
Bu da Sabah'ı Sabah yapan harika özelliklerden biri. Kendini eleştirmek ve okurdan özür dilemek.
Şimdi önemli olan, Yazı İşlerini yöneten arkadaşların, Cumhurbaşkanı'nın "Mesajı aldık" sözlerinden kendilerine düşen mesajı almış olmaları..
Yani "Bu olayların bize verdiği mesaj ne" demeleri..
El cevap!.
Mesaj "Her haberi vermek, her haberi layık olduğu değerde vermek ve her haberi doğru vermek"tir.
Aslında, gazeteciliğin temel ilkesi ve varoluş sebebi budur.
Doğru ve güvenilir haber!.
Yazarlar özgürdür. Diledikleri görüşü savunurlar.. Ama haber kutsaldır. Kutsal olan da "Doğru" olmaktır. Doğru ve güvenilir olmak.. Okur haberi bulacağına inanarak gazeteyi alacak.
Bulacak. Okuyacak ve doğru olduğuna inanacak..
O zaman kötü niyetliler, çağdaş ve demokrat gençlerin arasına karışıp sosyal medyayı bulandırmaz ve çirkinleştiremezler.
Tahrikler yapamazlar.
Yaparlarsa, güvenilen medyanın doğruları onların yalanlarını ortaya çıkarır. Etkilerini sıfırlar.
Bu gazetenin sahibi Ahmet Çalık, "Yorum özgür, haber kutsaldır" ilkesini birinci günden beri, sözlü, yazılı defalarca ifade etti.
Herkes kulağına küpe yapmalı, kimse durumdan vazife çıkarmaya kalkmamalı..
Bundan böyle, Türk medyası doğru, Türk medyası güvenilir olursa, ya da olduğu ölçüde Gezi Parkı olaylarını başlatan genç ve dinamik kitlenin verdiği mesajı aldığını gösterir.. Bu mesaj alınırsa, ülkem demokrasiye, gerçek demokrasiye doğru hızla yol alır.
Bu ülkenin geleceğine sahiplenecek gençler güvenilen, inanılan medya istiyorlar..
Kırk ayrı görüşte oldukları halde, Gezi Parkı için birleşen, el ele veren gençler.. "Medya hangi tarafta olursa olsun, önemli değil.
Önemli olan güvenilir olması. Gerçekleri görmesi ve gerçekleri yazması" diyorlar.
Benim mesleğim adına aldığım mesaj budur, Sayın Cumhurbaşkanım!.

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.