YAZARA MAİL GÖNDER Operam için 'Teşekkürler' Denizbank!..

YAZARLAR

Yani olmaz böyle şey.. Bir hafta içinde ikinci defa, kendimi dünyanın en ileri kültür başkentlerinden birinde, dünya çapında bir kumpanyayı izler gibi hissediyorum..
Aspendos'taki akıllara seza Kuğu Gölü'den sonra, şimdi de Haliç Kongre Merkezi'nde bir muhteşem Rigoletto..
Yani bu nasıl mükemmel bir yapımdır?.. Carnegie Hall mu burası, Covent Garden, Scala, Bolşoy, La Fenice mi?.
Türk Balesinden sonra, Türk Operasının geldiği bu düzey nasıl çarpıcı, nasıl coşturucu, nasıl gurur verici..
Rigoletto benim en sevdiğim operalardan biridir. Dünyanın dört bir yanında izledim. İnanın bu, en muhteşemiydi..
Tam dört dörtlük..
Ankara Devlet Operası yapımı..
Gözümü operaya 55 yıl önce açtığım yuva..
Bir konservatuar deneme sahnesinden az ötedeydi o zaman.. Ve bugün gelinen yere bakar mısınız?.
Bir defa muhteşem bir görsellik var, müziği bir yana bırakın..
Dekoru, kostümü, ışıkları, oyunculuğu ile insanı büyüleyen ve avcunun içine alan bir görsellik..
Türk operasına görselliği getiren ve seyirci patlaması yaptıran Yekta Kara, Rigoletto'yu, geçmiş yılların Mantua Dükalığından, 1924'ün mafya kontrolündeki Napoli'sine getirmiş. Getirirken de, her şeyi yerli yerine o kadar güzel yerleştirmiş ki.
Başarının (Bu sözcük az, "Zaferin" demem gerek) temelinde müthiş bir takım oyunu yatıyor. Efter Tunç, çok pratik ama çok etkili dekorlar yapmış. Gizem Betil'in kostümleri müthiş. Fuat Gök'ün ışıkları, sahnedeki oyuncular kadar işin içinde. Işıklar oynuyor resmen..
Lyubomira
Aleksandrova
'nın korosu olağanüstü..
Hem müthiş bir koro.. Hem korkunç bir mafya çetesi..
..Ve solistler..
Konuk soprano Ekaterina Siurina bugüne dek dinlediğim en mükemmel Gilda'ydı. Rus soprano, Avrupa'nın en ünlü kumpanyalarının gözdesi. Devamlı Covent Garden'da (Londra) ama, dolaşmadığı ülke yok. Yekta Kara onu bize de gelmeye ikna etmiş.. Eralp Kıyıcı, harika bir Rigoletto idi.. Kambur soytarıyı seslendirirken mükemmel, oynarken daha da mükemmeldi. Opera seyircisinin artmasında görsellik, görsellikte de, oyunculuk o kadar önemli ki.. ..Ve operanın belki de en ünlü, en popüler, en yaygın şarkısı "La donna e mobile"yi söyleyen Dük'te genç Murat Karahan..
Şimdiden Avrupa Operalar'nın gözdesi Murat, nasıl tükenmez alkışlar aldı..
Kiralık katil Sparafucile'de Tuncay Kurtoğlu da öyle..
Müthiş ses, müthiş oyunculuk.. "Opera Her Yerde" başlıklı Dördüncü İstanbul Opera Festivali, Verdi'nin 200. Doğum Yılı dolayısıyla, bir Verdi ile açılırken, Haliç Kongre Merkezi tıklım tıklım doluydu..
Seyirciler, izledikleri olağanüstü gösterinin, dinledikleri olağanüstü müziğin hakkını verdiler ve dakikalar boyunca bitmeyen ayakta alkışlarıyla perdeyi kapattırmadılar.
Sanatçılar selam vermekten yoruldular mı bilemem, ama benim ellerim şişti, sesim kısıldı bir kez daha..
Orada bağıramadım ama, burada yazıyorum. Bu zaferi, kültür ve sanata sahiplenen, bu festivali 4, Bodrum Bale Festivalini 11 yıldır destekleyen Denizbank'a borçluyuz. Ve onun genç Genel Müdürü Hakan Ateş'e..
Bu olağanüstü gecenin yaşandığı salonda protokol sıralarına baktım.. Gene kimseler yoktu.
Kültür Bakanı yoğun işlerinden (!) gelememişti. Gelse şaşardım zaten.. Tarihin kültürden ve sanattan en uzak bakanı orda olsa çok şaşardım.. O olmayınca, teşkilatından da kimse gelmemişti tabii..
Tabii.. Ne olur ne olmaz.. Bakan giderse peşinden cümbür cemaat..
Gitmezse, sen de toz ol..
Yerel yönetim?.
İstanbul, 2010'da Avrupa Kültür Başkentiyken mangalda kül bırakmayanların bir ama bir teki yoktu, ne atanmışı, ne seçilmişi..
Günümüzde bu zevata iki yer kapalı.. Gezi Parkı ve Opera, Bale salonları..
Peki ya medya?.
Gazeteciler.. Zeynep Oral hepsine gelir, ordaydı.. Tufan ve Pınar Türenç, hep gelirler, ordalardı..
Benim vefalı ve cefalı dostum Atilla Dorsay gene yerindeydi..
O kadar.. Böylesi bir gecede başkaca gazeteci gözüme çarpmadı..
Benim meslektaşlarım bu olunca, politikacılara laf söyleme hakkım ne kadar var bilmem..
Bu temsil Londra'da olsa, bugün bütün gazetelerin birinci sayfası, "Zafer" haberleriyle doluydu..
Bizde..
Güldürmeyin beni..
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen de yoktu, protokol sıralarında..
Bilerek sona sakladım onu..
Rengim Gökmen, orkestra çukurundaydı çünkü.. O olağanüstü Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası'nı yönetiyordu.. Zaferde en büyük payı olan isimsiz kahramanları..
Hani adları programlara yazılmaz. Hani çukurda oldukları için seyirci tarafından görülmezler..
Ama Opera'nın bütün ağırlığını onlar taşırlar.. Genel Müdürleri onların yanındaydı Zafer Gecesinde!..
Bu da o kadar anlamlıydı ki..
Anlayana!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.