YAZARA MAİL GÖNDER Benim Ramazanlarım!.

YAZARLAR

Ahmet Hakan çocukluğunun ramazanlarını yazmış.. Öyle de keyifli yazmış ki.. "Orucu uykuya tutturmak" lafını ordan öğrendim..
"Küçükken ben dayanamayıp uyudukça babam 'Orucu yine uykuya tutturuyorsun' diye çıkışırdı bana..." diyor..
Gel de tutturma.. İsveç, Finlandiya, İzlanda gibi kuzey ülkelerinde bu ayda geceler 3 saat.. Oruç süresi 21 saat oluyor o zaman.. Uykuya tutturmayıp da ne edeceksin?.
Sambacıların ülkesine giderseniz, ora şimdi kış. Hepsi 10 saat orucun..
Benim Ramazan'la ilk resmi tanışmam, Bandırma'da ilkokula başladığım yıllar.. Yaz tatilinde Necati Dayım beni aldı, Kilis'e götürdü. Dedem Kilis Müftüsü.. Onlarda kalıyoruz.. Müftü de müftü ha.. Ulema.. Suudi Arabistan'dan, Ürdün'den heyetler gelir, Muharrem Efendi'den Kuran tefsirleri almak için.
Padişah, Şeyhülislamlık teklif etmiş.. "Ben İstanbul'a gitmem" diye geri çevirmiş. Öylesi..
Anneannem bir iftar sofraları hazırlıyor.. İftar yemekleri bir şenlik.. Üç dayım da orda.. Nur içinde yatsınlar, Hayati ve Cemal Dayım dahil.. Cemal Dayım, Sanem Altan'ın dedesi olur.. Tabii büyük dayılar da.. Ahmet Kışlalı'nın babası Hüsnü Dayı, kardeşi Nuri Dayı.. Teyzeler.. Cumhuriyetin ilk öğretmenleri Resmiye Teyze, Lütfiye Yenge dahil.. En az 20 kişilik iftar sofrası kurulur.. Ben de ilişirim.. Ama kafamda hep, "İftarı hak etmek için oruç tutmak gerek.."
Dedeme yalvarıyorum.. "Beni de sahura kaldır, ben de oruç tutayım.."
"Çocuklar sadece arife günü tutarlar" dedi.. Arifeyi iple çektim tabii.. Anneannem uyandırdı, sahura kalktım ki, etraf davul sesleriyle inliyor..
Güzel yemekler yedik, yattık. Kalktık.. Kilis yaz sabahı.. Hava cehennem sıcak.. Açlık değilse de susuzluk felaket.. Öğleye doğru bayılacak hale geldim.. Öğle ezanı okundu o sırada, evin hemen yanındaki camide.. Dedemin camisi o..
"Tanrı uludur, tanrı uludur.. Tanrıdan başka yoktur tapacak" diyor, harika sesli bir müezzin, mahalleyi namaza çağırırken.. Okurken şerefede döndüğü için sesi yavaş yavaş uzaklaşıyor, sonra yavaş yavaş yaklaşıyor, bu da ilahi bir hava katıyor, namaz çağrısına..
Dedem geldi..
"Çocukların orucu öğleye kadar" dedi.. "Hadi sen aç bakalım.."
Açtım tabii..
İlk orucum, Müftü dedemin fetvasıyla öğleyin bitti..
O ramazanı çok sevdim.. İki sebepten.. Bir her iftarda büyük aile toplanırdı.. Her iftar müthiş bir mutluluk kaynağı olurdu.. Aile, hem de büyük aile olmanın mutluluğu..
İkincisi.. İftar sonrası, dedem ve büyük dayılar teravih namazına giderlerdi.. Necati Dayım beni alır kahveye götürürdü.. 7 yaşında çocuğun gece kahvede ne işi var, diyeceksiniz..
Ramazan geceleri, eğlence geceleriydi de ondan.. İstanbul'da efsane Direkler Arası'nı bilmeyen var mı?. Sahura dek sürerdi eğlenceler.. Yılın eğlence ayıydı Ramazan.. Şimdi nerdeyse eğlence yerlerini kapatır olduk, tersine..
Kahvede ya meddah olurdu, ya da Karagöz..
Karagöz'ü ilk orda seyrettim.. O zamanın televizyonu düşünsenize..
Gülmekten ölürdük, her gece bir başka Karagöz macerası izlerken..
Ertesi yazı iple çektim.. İlk ciddi orucumu tuttuğum ertesi yazı..
Onu da haftaya anlatırız artık!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.