YAZARA MAİL GÖNDER Anadolu'yu bir Usta'dan dinleyin..

YAZARLAR

Bugün yerimi Cahit Ülkü'ye bırakıyorum.. Öyle güzel bir yazı göndermiş ki, Son Hazaryalı yazarı.. Bir nefeste okuduğum bir romandı, o.. Hürrem'i anlatıyordu, bir tarih tezi gibi.. Hani dizi sayesinde efsane olan Hürrem'i..
Hürrem, "Kayıp Kabile" de denen, 13'üncü kabiledendi. Yani Yahudi Hazarya devletinden.. Ruslar Hazarya'yı yıkınca, İspanya'ya kaçmış, esircilerin eline düşmüş, İstanbul'da, esir pazarından saraya satılmıştı. Hazaryalı Yahudi sevgilisi de peşinden gelmişti..
Ve Cahit Ülkü tarih tezi gibi romanında, Hürrem'in Kanuni'den olan kendi öz oğlunu bile öldürtmesinin sebebini anlatıyordu. Selim'in babası Kanuni değil, Hürrem'in Hazarya'dan beri peşinde gelen sevgilisiydi. Kanuni'den sonra Osmanlı tahtına Hazaryalıların çıkmasını sağlamıştı Hürrem..
Vatanımın nasıl bir cennet olduğunu anlatmıştım, doğası, tarihi, coğrafyası, iklimi, kültür hazineleriyle.. Anadolu'nun inançlara saygı, hoşgörü içinde yaşama özlemimden söz etmiştim.
Cahit Ülkü'nün yazısı onun üzerine..

***

16 Temmuz tarihli Sabah Gazetesi'ndeki yazınızda her zamanki gibi gözden kaçan önemli noktalara değinmeniz beni mutlu etti. Dahası, son günlerde "Anadolu'ya Türklerin girişleri, Müslümanlığı ve hümanizması" konularını da kapsayan bir çalışmanın tam içindeyken sizin konuya bu denli incelikli yaklaşmanız beni heyecanlandırdı da.
Sizin hayal ettiğiniz yaşam biçimi, asırlarca öncesinin Anadolu'sunda yaşanıyordu. Bugün o yaşam tarzını neden yitirdiğimiz ayrı bir araştırma konusudur; ama bence Anadolu insanı, geçmişindeki birikimleriyle o yaşam tarzını yeniden canlandırma yeteneğine sahiptir.
Anadolu'daki insan yapısı, doğulu olsun, batılı olsun pek çok seyyahın ve tarihçinin ilgisini çekmiştir; ne var ki bizim neslimiz bu bilgileri edinememiştir. Örneğin İbn Batuta, Anadolu'yu şöyle tanımlıyor:
"Burada dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı yaşar ve en nefis yemekleri pişirilir. Tanrı'nın yarattıkları içinde en şefkatli olanlar bunlardır ki, bundan ötürü 'Bolluk, bereket Şam'da, şefkat ise Anadolu'dadır,' denmiştir. Bu ülke, belki de dünyanın en güzel ülkesi! Allah öbür ülkelere güzellikleri ayrı ayrı vermişken burada hepsini bir arada toplamış."
Batuta, son cümlesiyle sanki sizi destekliyor!
Suriyeli Mihael'e göre ise "Türkler kutsal gizlere önem vermediklerinden, bir kimsenin nasıl ibadet ettiğini sorgulamak ve bu nedenle bir kimseyi cezalandırmak onlara çok ters gelen bir şeydir. Bu yüzden hain ve yobaz Greklerin tam karşıtıdırlar."
Michel Balivet, bir sufinin şunları dediğini aktarıyor:
"Yüreğim bütün biçimlere açıktır. Putlar tapınağı, Hıristiyan papazların manastırı, Musa'nın on emri, müminlerin Kuran'ıdır; dinim sevgi dinidir."
Jean Paul Roux Türklerden söz ederken "Bu serüven dinginlikten, huzurdan, düzenden, örgütlenmekten, ölçülülükten, bilgelikten, hoşgörü ve dostluktan, kardeşlikten, sakin zevklenmekten, ince zenginlik ve gösterişten, olağanüstü gizemli coşkulardan, çok güzel sanat ve duygu dile getirişlerden oluşuyor," diyor ve bir başka yerde, Ortaçağ'ın Fransa'sında değirmenlere "turquois" dendiğini belirtiyor.
Ülkemizde öyle bir kültür kaynaşması yaşanmıştır ki, bugün bile Anadolu'da hilâlli, haçlı ve Davut yıldızlı mezarları yan yana görebiliriz. Bunun dünyada başka örneği var mıdır bilmiyorum, ama İstanbul'un Zeyrek semtindeki bir caminin halk arasında "Kilise Camii" diye isimlendirilmesinin bir örneğinin olmadığına eminim. Herhâlde "Sinagog Kilisesi" ya da "Kilise Camii" adını taşıyan bir mabet, dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.