YAZARA MAİL GÖNDER İki bambaşka film..

YAZARLAR

Bayram tatilinin hemen başında, iki film izledim.. Her şeyi ile bambaşka iki film..
Birincisi tıklım tıklım dolu, yürümekte bile zorlandığım İstinye Park'ta, ağzına kadar dolu bir en modern sinema salonlarından birinde, gözümde gözlükler, en mükemmel üç boyutlu tekniği İmax ile çekilmiş bir filmdi.
İkincisi, göreceli tenha İstiklal Caddesi'nde, bomboş bir pasajın alt katında, tarihten kaldığını her hali ile belli eden bomboş Beyoğlu sinemasında oynuyordu.
Birincisi, vizyona yüzlerce kopyayla girmişti. İstanbul'un hemen her semtinde, Türkiye'nin sineması olan her kentinde oynuyordu.
Öteki, tek kopya ile sadece o sinemada vardı.
Birinci film, nerdeyse baştan sona bir kişi ve onun kulaklığına gelen sesle arasındaki diyaloglardan oluşuyordu..
İkincide ise tek kelime diyalog yoktu.. Tek kelime!..
Birinci film, dünyaca ünlü bir Meksikalı Yönetmenin filmiydi.
İkinci gene dünyanın öbür ucundan gene ünlü bir Güney Koreli'nin..
Meksikalı filmini Amerikan yapımı çekmiş, tüm teknolojik imkanları, sınırsız bir bütçe ile kullanarak çekmişti.
Öteki, mütevazi bir Güney Kore filmi yapmıştı..
Bu iki ayrı dünyanın, birbirinden uzaylar kadar ayrı iki filmin ortak noktası vardı..
İkisini de başından sonuna nefesim kesilerek izledim. İkisine de bayıldım.
Gravity, yer çekimi, bir bilim kurgu filmi. Dünya yörüngesinde dolaşan Hubble teleskop uydusunu tamir eden Sandra Bullock ve George Clooney kazaya uğrar ve uzay boşluğunda yapayalnız kalırlar. Tek yaşam şansları, terk edilmiş Rus Uzay İstasyonuna yürümektir. Bilim adamları, bu ikisi arasındaki mesafeyi yürümenin, İngiltere'den İzlanda'ya yüzmekle eş değerli olduğunu söylüyor ama boş verin. Filmle ilgili öteki bilimsel hata iddialarını da boş verin, filmin yüzde 90'ını tek başına, sadece kulaklığındaki sesle konuşarak oynayan Bullock'a terkedin kendinizi ve nefesinizin nasıl kesildiğini görün ve tadını çıkarın.
Haşo'yu da anlamadım. "Bir defa da kaybetsinler" diyor.. O koşullarda uzayda ölüm, milyarda dokuz yüz doksan dokuz milyon, dokuz yüz doksan dokuz bin, dokuz yüz doksan dokuz.. Kurtulma ihtimali milyarda bir.. Hangisi anlatılmaya değer?. En ama en sıradan şeyi, iki saat anlatsan kim dinler?. Bu bir.. İkincisi.. "Bitmedikçe bitmez.."
İnsanoğluna verilecek en büyük mesaj bu. En büyük öğreti bu.. Savaşı hem de nasıl kolay terk eden, yenilgiyi ne kadar kolay kabullenen insanlarız..
"En akla hayale sığmaz koşullarda bile savaşı terk etmeyin" bundan güzel nasıl denir, bundan güzel nasıl öğretilir Haşo!..
Moebius, 18 yaşından büyükler için.. Kadın kendisini aldatan kocasının penisini kesmeye karar verir, başaramaz. İntikam ateşi ile öyle yanmaktadır ki, ayni zamanda kendi oğlu olduğunu unutup, adamın oğlunun penisini keser ve kayıplara karışır. Adam ergenlik çağındaki oğlunun başına gelen trajedinin sorumlusu olduğunu bilir. Müthiş bir vicdan azabı içinde ona yardımcı olmaya çalışır.. Böyle başlıyor film ve müthiş çarpıcı, tokat gibi gelişmelerle devam ediyor.. Ama film boyu tek kelime diyalog yok.. Hayır sessiz film değil.. Her ses var, ama konuşma yok.. Koreli, diyalogsuz filmle nefes kesmeyi başarmış..
Son yılların en çarpıcı filmlerinden biri..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.