YAZARA MAİL GÖNDER İki şehirde iki harika gün!..

YAZARLAR

Valla, başlık "İki Şehrin Hikayesi/A tale of two cities"den mülhem itiraf ederim, ama Charles Dickens'ın yanından geçmek haddimiz değil, benzerlik o kadar..
29 ekim salı ve 30 ekim çarşamba günlerini harika geçirdim, İstanbul ve Ankara'da.. Onu anlatacağım, ben de iki gün sizlere, hepsi o..

***

Sevgili Dost, Dr. Banu arayıp "Bu gece Boğaz'da çok güzel gösteriler olacakmış. Ortaköy'de iyi bir yer bulup izleyelim" demeseydi, inanın aklımdan geçmiyordu, inip o kucak kucağa kalabalığın içine girmek.. Ama doktorun hatrı var. Ertekin'i aradım. "Sahil kafelerinden birinde bir teras masası ayırt" dedim.. Cumhuriyet'in 90'ıncı yılını Allah da seviyor.. Ekim sonu nasıl güzel bir hava.. Açık havaya kurulduk, Ünal, Banu, Ertekin, ben..
Fahir Atakoğlu'nun o gece için özel müzikleriyle, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın düğmeye basıp gösteriyi başlatmasını bekliyoruz.. Sondaki çoğul eki, "..ruz" lafın gelişi.. Ben pek beklemiyorum açıkçası..
1980'de Moskova Oyunları'nın kapanış töreninde bir havai fişek gösterisi izlemiştik ki, "Böylesi olmaz" demiştik, rahmetli Kenan'la (Onuk..)
Ama 1986'da, New York'ta, Özgürlük Heykeli'nin 100. Yılı için düzenlenen havai fişek gösterilerini izlemek üzere, o yıllarda New York'ta yaşayan arkadaşım Alaattin Yıldırım, sabah sekizde Battery Park'a götürdüğünde, iyi bir şey göreceğimi tahmin etmiştim. Gösteri akşam sekizdeydi ve biz 12 saat önce geldiğimiz halde, ancak sıkışacak bir yer bulmuştuk..
Amerikalılar da muhteşem bir gösteri yaptılar..
"Bundan iyisi olmaz artık" dedim kendi kendime ve yanıldım.. 2000 Oyunlarının kapanışı için, Sydney Köprüsü'nde düzenlenecek gösteriler, oyunlar boyuncu konuşulunca, sabahın köründe, o ünlü Opera binasının sahillerine gene binlerce insanla konuşlanıp geceyi bekledik.. Kenan'la gene.. Ve beklediğimize nasıl değdi, gösteriler..
Şimdi kafamda bunlar.. Biz ne yapabiliriz ki, artık.. Maksat Banu'nun gönlü olsun..
Kadir Topbaş, şovu başlatacak düğmeye basmak için gelince.. (Her şey elektronik, her şey dijitalmiş. Düğmeye basınca, Köprü'nün Ortaköy ayağından, Haydarpaşa'ya kadar sahil boyu akan gösteriler başlayacakmış..) Gelince, Ortaköy meydanında bir iki protesto sesi duyuldu.. "Her yer Taksim.. Her yer direniş" diye.. Kızar gibi oldum.. Atatürk'ün "Ebediyete akıp giden her on senede.." diye bize adeta vasiyet ettiği bir gecede, bir gece için her şeyi unutup niye kenetlenemiyoruz diye..
Meğer sebebi varmış.. Meğer, devlet adamlığından hiç nasip almamış Vali, İstiklal Caddesi'nde toplanıp 90'ıncı yılı kutlamak isteyenlerin Taksim Meydanı'na girmelerini engellemek için yolu yan yana yapışık nizam otobüslerle kesmiş. İçlerine biber gazlı polisler doldurmuş.. Tomalar orda..
Yahu ne oluyorsun?. İstiklal Caddesi'nde Cumhuriyet coşkusu ile toplanmış millet Taksim'e girse ne olur?. İşgal kuvvetleri mi bunlar?. Taksim'i kime karşı savunuyorsun?. Plevne mi orası da, Gazi Osman Paşalık taslıyorsun?.
Atanmış Vali, bu ülkede tek adamlık devrinin simgesi olarak her fırsatta anılan Nevzat Tandoğanlığa özenmiş. "Taksim'e girilecekse biz gireriz" dermiş meğer. Sosyal medyada haber gelince, Ortaköy de ayağa kalkmış.. "Her yer Taksim" diye..
Seçilmiş Kadir Topbaş'ı o gece çok sevdim. Nasıl sabırlı, olgun ve örnek bir tavır aldı..
Protestoları duymazdan gelip "76 milyon kucaklaşacağız bu gece" özetinde, kısa ama anlamlı bir harika "Balkon" konuşması yapınca, meydanda gerginlik, merginlik kalmadı..
Hele düğmeye basıp şov başlayınca..
İnanın ben bu kadar güzel havai fişek gösterisi görmedim bugüne dek.. Hele havada birbiri ardına patlayan fişeklerle gökyüzünün karanlığında, ışıl ışıl, dalga dalga bir ayyıldız oluşunca..
Arif Nihat Asya'nın dizeleri doldu beynime, ilkokul çağlarımdan kalan..
"Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
......
Ey, şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalan;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim"
Gözlerim heyecandan yaşlarla dolmuş, Banu'yu yanaklarından öptüm,
"Teşekkürler" diye.. "Bana bu geceyi sen yaşattın" diye..
Arkadan bir de Topbaş'ın DJ'yi gümbür gümbür Onuncu Yıl Marşı'nı girmez mi?.. Meydan o marşla gümbürdemez mi?.
Ellerimizde bayraklar ayağa fırlamaz mıyız?. Marşı boğazımız yırtılana kadar bağırarak söylemez miyiz, binlerce İstanbullu!..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.