YAZARA MAİL GÖNDER Mancini'nin fevkalade akıllı taktiği..

YAZARLAR

Maç salı gecesi oynansaydı, her şey çok başka olacaktı, hem Galatasaray, hem Juventus için. O gece alınacak sonuçlara göre, iki takımın da Şampiyonlar Ligine kalması, iki takımın da Avrupa Ligine gerilemesi, iki takımın da "Annelerinin Ligi"ne dönmeleri mümkündü, çünkü..
Ununu elemiş, eleğini asmış Real Madrid, geçen sene Manchester'in İstanbul'a geldiği kafayla Kopenhag'a giderse, yenilebilirdi, o zaman puan cetveli allak bullak olurdu.
Yani çarşamba gecesi, Mancini de, Conte de, kendi kaderlerini kendileri çizmek zorundaki adamlardı. İkisi için de "İpi sağlam kazığa bağlamanın ve kaderini başkalarının eline bırakmamanın yolu" kazanmaktı.
Oysa çarşamba günü koşullar değişti. Real Kopenhag'ı silince, evdeki bulguru sağlama almış Galatasaray da, Juventus da, sahaya doğrudan çarşıdaki pirinç, yani Şampiyonlar Ligi için çıktılar.
Mancini'nin "Fevkalade akıllı" dediğim taktiği işte bu önemli farktan doğdu.
Kopenhag 4 puanda kalıp tüm şansını yitirince, 6 puanlı Juventus'a Şampiyonlar Ligi için bir puan yeterli hale geldi.
Bitmesine 60 dakika kalmış maç, çarşamba öğleden sonra 0-0'la başlarken, o anki skor Conte'ye yetiyordu. Conte'nin artık, üstelik saha da iyi futbol oynamaya izin vermezken riski göze almayacağı belliydi. Tedbirli oynaması için İtalyan olmasına gerek yoktu.
Mancini tüm taktiğini rakibin bu düşüncesine göre kurdu..
İlk yarının geri kalan 15 dakikası oynanırken, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, Şampiyonlar Ligi için ise mutlak galibiyete ihtiyacı olan Galatasaray, tıpkı rakibi gibi yavaş, tıpkı rakibi gibi kendi sahasında top çevirerek, tıpkı rakibi gibi, taçlar dahil duran topları gecikmeli atarak oynuyordu. Kaleci Muslera bile, atışlarını rakip kaleci Buffon'u aratacak geciktirmelerle yapıyordu. Ekran önünde maçı izlerken Galatasaray'ın bu durgun, hatta ruhsuz görüntüsüne sinirlenenler arasındaydım. İtiraf ederim, jötonumun düşmesi vakit aldı. Ama maçtan sonra yorumları dinler ve dün gazeteleri okurken, hemen tüm medyamızda jötonun hala düşmediğini görünce, moralim düzeldi.
Bizim skor yazarlarımız, 1-0'ın üzerine destanlar yazarak, döşenmişler, Galatasaray'ın harika bir futbolla nasıl Juve'yi çökerttiğini anlatıyorlardı, çünkü.. Her zamanki palavra halimizdi bu.. "Mancini, Juve'yi uyuttu" diyen yoktu..
Aynen öyle.. "Akıllı Taktik", beraberliğe razı Juve'yi, ayni havada oynayıp uyandırmamaktı.
Mancini, Galatasaray'ın bu yılki halinin, aslında pür melal olduğunun farkındaydı. Juve sezon başından beri futbolunun üzerine her maç biraz daha koyarken, Galatasaray, üç gün evvel ilk defa gol yemediği bir maç oynamıştı.
İki takımın farkını görmek için tartmaya bile gerek yoktu. Mancini, kötü sahanın iyi takım aleyhine olduğunu biliyordu. Juve'ye bir puanın yeteceğini de biliyordu. Taktiğini "Uyuyan yılanı uyandırmama" üzerine kurdu.
Galatasaray, Real'in galibiyeti ile garantilediği Avrupa Ligi cebindeyken, kendi seyircisi önünde gereksiz bir yenilgiye uğramamak için oynar havasında göründü. Hücum futbolu oynamak bir yana, ciddi ciddi saldırmadılar bile.. İki tarafın da görüntüsü "Maç 0-0 bitsin, razıyız" havasındaydı.
Juve, giderek buna inanırken, Mancini'nin "Uyutma içinde gol planı"nı fark edemedi.
Bu berbat sahada oyun kurmak, hele tedbirli oynayan Juve önünde top sürmenin, pas vermenin nerdeyse imkansız olduğu orta sahayı olumlu geçip gol akını yapmak nerdeyse imkansızdı.. Peki, üstelik "0-0'a razı" havada, rakibi uyandırmadan oynarken, gol nasıl atılacaktı?. Taktiğin bam teli, zurnanın zırt dediği yer işte burasıydı. Orta saha, hatta sallama bir uzun ve yüksek topla geçilecek, bu işi çok iyi yapan Drogba, sallama topu gol pası olarak indirecek ve bu indirişi "Biri" değerlendirecekti..
Kimdi bu "Biri.."
Hafif kilo almış, kondüsyonu fevkalade yetersiz, doğru dürüst antrenman bile yapmamış, maç boyu ortalarda görünmeyen Sneijder'ın sonuna dek oyunda tutulmasının sebebi tam da buydu, işte. Bir pozisyon için orada olacaktı. Oyun kurmaya ihtiyacı olmayan Galatasaray'ın "Bir pozisyon"u en iyi değerlendirecek adamlara ihtiyacı vardı gol için.. O zaman, "Biri" en başta Sneijder olacaktı. Oyun boyu ihtiyaç duyulmayacak, fakat kader anında yeteneklerini ortaya koyacak bir yıldız.
Sonra Burak, Selçuk, Melo.. O uzun toplu akında Drogba zaten ilerde beklerken, ileri çıkan kimse o..
Maçın bitimine 10 dakika kala Umut'un oyuna alınmasının sebebi de buydu. "Biri" adaylarını bir daha arttırmak.. Ne varki Umut, o uzun topu Drogba'ya şandalleyen adam oldu, Galatasaray'ın uyutma taktiği içinde beklediği "Kader anı"nda..
Mancini, hesaplarını bu an için yapmıştı.. Bu hesap içinde iki adama şiddetle ihtiyacı vardı.. Picador, boğayı dağıtan atlı adam, Drogba.. ve Matador.. Kılıcı bir defada boğanın kalbine saplayıp zaferi getirecek yıldız.
Boğa güreşlerinde bu son hamleye "Gerçek anı" derler.. Bir saattir uyutulmuş boğayı tek vuruşta öldürme hünerinin ortaya çıkacağı an..
Mancini'nin planladığı ve Sneijder'in gerçekleştirdiği, işte tam buydu..
Bir saatir uyutulan boğa, "Gerçek anı"nda, o an için oyunda tutulan iki yıldızla bitirildi.
Peki, gerçek anı değerlendirilemese ne olacaktı?. Real ve Juve'nin olduğu gurupta Avrupa Ligi'ne kalmayı başaran Mancini'yi kim eleştirecekti ki.. Mancini alçak gönüllü medyamızın "Buna da teşekkür" diyen manşetleri görür gibiydi zaten. Taktiği tam da onun için işte "Fevkalade akıllı"ydı..
......
Not: Bugün aslında Göbeklitepe'ye devam edecektim. Galatasaray maçı sarkınca program değişti. Göbeklitepe'ye devam edeceğiz merak etmeyin. Özürlerimle..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.