YAZARA MAİL GÖNDER Kültür burada.. Öğrenciler nerede?..

YAZARLAR

Yani içimde nasıl coşku dolu bir gururla, bir çöküş ve hüzün duyusu bir aradaydı anlatmam zor.. Gururun sebebi, benim gençlerimdi.. Dünya çapında dört genç Türk yıldızı..
Soprano Simge Büyükedes.. Mezzo Soprano Asude Karayavuz.. Tenor Mert Süngü.. Bas Bariton Burak Bilgili..
Daha dün, Türkiye'de öğrenciydiler. Bugün dünyanın en ünlü operalarında söylüyorlar.. Milano Scala'da.. New York Metropolitan'da.. Dresden Operası'nda..
Dünyanın dört bir yanında konuk olarak sahneye çıkıyorlar, konserler veriyorlar.. Dördü de öyle pırlanta..
..Ve onlara eşlik eden dünya çapında bir konser piyanisti Vincenzo Scalera.. Jose Carreras'dan Andrea Bocelli'ye kimlere kimlere çalmış bir virtüöz.
Yani, Kültür Üniversitesi Akıngüç Kültür Merkezi'nden resmen "Beşi bir yerde" vardı, perşembe gecesi.. Bu beşliyi bir araya getirmek, insanın hayatında belki bir kere ya olur ya olmaz..
Bir ay evvel bu köşede haber verdim üstelik bu muhteşem konseri.. Ve beklediğimden de muhteşem bir konser dinledim. Harika bir repertuarla..
Doyamadık. Bitmesini istemedik.. Sabaha kadar dinlerdim inanın..
Dört Türk genci, Leyla Gencer'in izinden gidiyor, adımızı dünyaya duyuruyor. Nasıl gurur duymaz insan.. Nasıl coşmaz..
Peki bu burukluk.. Peki bu hüzün..
Sahneye bakıyorum..
"İşte benim Türkiyem.. İşte benim yarınlarım" diyor ve coşuyorum..
Ama dönüp yarıdan fazlası boş koltuklara bakınca, çöküyorum..
Bu okul öğrencileri, üniversitelerin adının ne anlama geldiğini bilmiyorlar.. Üstelik fakültelerinden biri "Sanat ve Tasarım" iken. "Sanat Eğitimi" diye bir bölüm mezunlar verirken, koskoca üniversite, minnacık bir salonu dolduramıyor..
Dünya ayaklarına gelmiş. Üç otuz para bile değil konser.. Ve üç beş kişi izliyoruz..
Bu konser Boğaziçi'nde olsa, salonda ayakta duracak yer bile kalmaz, içeri giremeyenler, bahçede yerlere oturup, özel kurulan dev ekranda canlı naklen yayını izlerlerdi, buz gibi havada.. Kaç kez şahit oldum.
Bu üniversiteyi hangi amaçlarla kurduğunu çok iyi bildiğim idealist eğitimci Fehamettin Akıngüç adına üzülüyorum. Bu inanılmaz ekibi, bir Yeni Yıl Konserinde buluşturmayı başaran Kültür Merkezinin Sanat Yönetmeni Ece İdil adına üzülüyorum..
"Sahnedekiler benim yarınlarımsa, bu koltukları boş bırakanlar kim, peki" diyerek kendi adıma üzülüyorum.
Aklıma 1961 yılı geliyor. 52 yıl önce.. Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi'nde, La Scala'dan konuk gelen sopranomuz Leyla Gencer konser verecek. Sabah sekiz buçukta gittik, Ahmet'le (Kışlalı).. Kapılar henüz kapalı. Önü tıklım.. Dokuzda açıldı.. Daldık, ancak onuncu sırada yer bulabildik. Saat 10'da koridorda yerler dahil, her ter doluydu.. Beş saat, aç susuz Leyla'yı bekledik, yüzlerce öğrenci..
Konser başladığında benim iki dizimde iki, Ahmet'in iki dizinde daha iki, oturuyorduk. Yani iki koltukta altı kişi.. Öyle doluydu salon. Ama kimse şikâyetçi değildi. Öyle mutlu, öyle coşkuluyduk.. Leyla, arka arkaya alkışlarla, beşinci mi, altıncı mı geri dönüşünde ağlıyordu mutluluktan..
Yıl 1961.. Unutmayın..
Ve yıl 2013.. Koskoca Kültür Üniversitesi'nin minnacık salonunun dörtte üçü boş.. Hem de dünya çapında yıldızlarımızın, bizim dünya gururlarımızın, dünya çapında konseri varken..
Ne diyeyim ki..
İdil Hocam, 7 Ocak'ta Fazıl Say Konseri var, programında. Ben senin yerinde olsam iptal eder, Serdar Ortaç koyar, biletleri de yarım saatte satardım..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.