YAZARA MAİL GÖNDER Opera binası olmayan ülkede, Opera harikaları..

YAZARLAR

2013 yılında, yani 21. Yüzyılda, Türkiye'nin bağımsız bir opera binası yok, iyi mi?. Buna rağmen, Devlet Operası harikalar yaratıyor.. Buna rağmen, Türk Opera sanatçıları, yönetmenlerden performansçılara, dünyanın dört bir yanında harikalar yaratıyorlar.. Salonsuz ülkemizde başardıklarının tek kelimelik adı var..
Mucize!.
Hafta sonu Ankara'daydım.. Üç gün üst üste üç mucize yaşadım.
İlki, cumartesi gecesi, Ankara Ticaret Odası'nın (İTO) salonundaki, Ankara Operası Yeni Yıl Konseriydi.
İTO'nun salonu 2500 kişilik.. Biletlerin satışa çıkması ile tükenmesi arasında geçen süre ise 2.5 saat!. 2.5 saatte 2500 biletin bittiğine inanmak mümkün mü?. İnanmayanlar "El altından kendileri almışlardır" demişler öfkeyle.. Aslında imkansız.. Satışları bilgisayar yapıyor. Özel şirketin bilgisayarı. Müdahale mümkün değil..
İlgi böyle büyük olunca, sonucu tahmin edersiniz. Karaborsada 3 bin liraya bilet satılmış, o gece..
Ertesi gün, Türk Ocağı'na, Etnografya müzesi salonuna gittik. Ben 1980 sonu Ankara'dan ayrılırken, orası Üçüncü Tiyatro idi. Şimdi, salonu tiyatrodan geri almışlar. Haftada iki temsile izin veriyorlar..
Orası benim kutsal salonumdur. Tek sıra localardan oluşan balkonun en ortasında, Atatürk'ün Locası olduğu için.. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde çağdaş müzik, opera, Atatürk'ün eseridir bu ülkede. Başkent yaptığı Ankara'da kurduğu ilk okul, bugün konservatuvar olan Musiki Muallim Mektebidir. İlk Türk Operası Özsoy'u yazdıran da odur. O ilk temsili o locadan izlemiştir. O loca, Atatürk'ten beri el değmeden durur. Ben lise öğrencisi olarak ilk gittiğimde üst balkondan izlemiştim temsili.. Paramız oraya yetiyordu ancak. Ama üst balkonun en önünde olduğum için biraz sarkınca, Atatürk'ün locasının içini de görmüş, nasıl heyecanla anlatmıştım, eve döndüğümde anneme..
Şimdi, müze yönetimi üst balkonu seyircilere kapamış. Tarihi binada yapılan incelemeler sonucu, mühendisler öyle karar vermişler.
Türk Ocağı'nda Anadolu Sesleri adlı bir müzikli gösteri izledik.. Tam 92'nci temsil iyi mi?.
Ankara Devlet Operası'nda bir gösteri, 92'nci temsile ulaşıyor, kimsenin haberi yok..
Bunca gazete.. Bunca gazetenin Ankara eki.. Bunca televizyon. Bunca televizyonun kültür sanat programları ve bu enfes gösteriden kimsenin haberi yok.. Buna rağmen, 92'nci temsilde boş tek yer yok. Tersine, sandalyeler taşıyor, sağdan soldan, koridora yerleştiriliyor, beş on kişi daha izleyebilsin diye.. Medya bu kadar ilgisizken, o salon nasıl böyle tıklım tıklım doluyor, her defasında, peki?.
Çünkü genç Cumhuriyet'in genç başkentinde, kuşaktan kuşağa iyi yetişmiş bir seyirci var.. Onlar kendi imkanları içinde izliyor, duyuyor, duyuruyor ve salonları dolduruyorlar..
Üçüncü gecemde, Büyük Tiyatro'da idim. Opera ve Balemiz bu salonu Devlet Tiyatrosu ile ortak kullanıyor. Haftada dört temsil Opera'nın..
Büyük Tiyatro'ya Yarasa için gittik. Operetler kralı Johann Strauss'un en ünlü eseri.. Valsler ve polkalarla dolu, komik opera..
Gene tıklım tıklım doluydu salon.. Hatta gene kapıların içinde ayakta izleyenler vardı..
Bu mucizelerin ardındaki mütevazi isim, Aykut Çınar.. Hani bizim Üç tenorumuz var ya.. Yaşamdan Dakikalar adlı, artık yaşamayan programımızda tanıttığımız üç tenordan biri.. (Ötekiler Şenol Talınlı ve Ayhan Uştuk.) Aykut, Ankara Devlet Operası'na müdür olduğu zaman üzülmüştüm açıkçası.. Ben, faal sanatçıların imza işleriyle meşgul olmalarına üzülürüm hep..
Aykut sahneye çıkamıyor, doğru.. Mesela Yarasa'nın kadrosunda o da var, ama temsili geçin, bir tek prova yapmaya dahi fırsat bulamamış..
Neye fırsat bulmuş peki?.
İşte bu mucizelere..
Öyle harika repertuar hazırlamışlar ki, her opera, operet, müzikal, bale ve konser doluyor. Daha şimdiden geçen yılın seyirci sayısını 7 bin geride bırakmışlar. Rekorlar kırmışlar..
Her temsilin sonunda, sanatçılar ve yapımda payı olanlar sahneye geldiler, dakikalar boyu alkışlandılar.. Yanımda oturan kız kardeşim Serpil her defasında "Asıl sahneye çıkması, asıl alkışlanması gereken, bunları başaran adam, Aykut Çınar.. Niye saklanıyor" dedi.. Aykut, her temsilde kulisteydi..
Teşekkür ettiğimiz aydınlığı, gölgede durup, lambayı tutarak sağlayan adam olarak, hep arkada ve hep sessiz..
Yarasa'da orkestrayı aslında Devlet Operası'nın ayni zamanda Genel Müdürü olan Rengim Gökmen şefim yönetecekti, ama, o gece o da, dünyanın sayılı operalarından birinde, Verona'da konuk şef olarak orkestra yönetiyordu.
O da uluslararası gururlarımızdan biriydi.
Bitti mi?..
Hayır.. Yeni başlıyoruz.. Ankara'daki üç muhteşem günü de anlatacağım size tabii..
Yarın..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.