YAZARA MAİL GÖNDER "Safiye Ayla ve Zeki Müren'i kaçırdım!.."

YAZARLAR

"İki ukdem var" dedi, dünyaca ünlü müzik adamımız, orkestra şefimiz Gürer Aykal, adına düzenlenen gecede konuşurken..
"Safiye Ayla, senfoni orkestrası eşliğinde dört şarkı söylemek istemişti. Orkestrayı da ben yönetecektim. O müthiş sese eşlik edecek olmak beni nasıl heyecanlandırmıştı. Ama Safiye Ayla, şarkılarını senfoninin çalmasını sağlayacak orkestrasyonu yazdıracak parayı bulamadı. Yapamadık.."
Parayı bulamayan Safiye Ayla, dikkat buyurun.. Gelmiş geçmiş en büyük kadın seslerden biri.. Köşk'ün, Ata'nın özel şarkıcısı nerdeyse..
Gürer (Ne mutlu bana, bu dünya çapında sanatçının, ilk adı ile söz edecek kadar yakın dostuyum.) "Bugünün gençleri, Safiye Hanımın niçin senfoni eşliğinde söylemek istediğini iyi düşünsünler" diye bir ara notu koyup devam etti.
"Zeki Müren, Muhlis Sabahattin'in Ayşem Opereti ile sahneye çıkacaktı. Benden orkestrayı yönetmemi istedi. Düşünmeden kabul ettim. Zeki Müren büyük bir deha.. Onunla sahne paylaşmak.. Ama Zeki Müren'le yapımcılar arasında anlaşmazlık çıktı. O da kaldı.. 'Keşke' dediğim iki olaydır, bunlar, hayatımda.."
Harika konuştu Gürer.. Öyle önemli şeylerin altını çizdi ki..
"Biz müzik sanatçılarını alaturkacılar, alafrangacılar diye birbirimize düşürmek isterler.. Oysa hepimiz bu ülkenin müziğini yapıyoruz. Hepimize yer var, fazla fazla.. Benim konservatuarda hocam Adnan Saygun için müzik, Anadolu türküleriydi mesela.. Zamanın Aşıkları, başta Veysel en yakın dostlarıydı. Muzaffer Sarısözen hocamdı. Makamsal müziği, geleneksel Türk musikisini, Ruşen Kam hocamızdan öğrendik.
Atatürk'ün yeni başkent Ankara'da ilk kurduğu okul, Musiki Muallim Mektebi idi.. Çok sesli müziği öğretecekleri yetiştirecek kurum.
Çok seslilik, Anadolu'nun eşsiz müzik kültürünü dünyaya yayacaktı. Çok seslilik ayrıca, simgesel bir sosyal anlam taşıyordu.."
Gürer Aykal'ın dünya üzerinde yönetmediği büyük orkestra nerdeyse yok.. Amerikan orkestralarında devamlı şeflik yapan ilk Türk..
"Bana 'Amerika'da orkestra yöneten, Amerika'da devamlı orkestra yöneticiliği yapan ilk Türk' diyorlar.. Hayır, gurur duymuyor, tersine utanıyorum. Keşke ilk değil de yüzüncü olsaydım. Bugün Amerika'da orkestra yöneten yüz Türk şef olsaydı, Türkiye- Amerika ilişkilerinde denge çok daha başka bir düzeyde kurulurdu" dedi..
Gürer, Türkiye'de de çok sesli müziğin yayılmasına öncülük etmiş.
"Opera ve Bale sadece Ankara ve İstanbul'da vardı, ben Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü olduğumda. Ne talihliyim ki, o zaman, Kültür Bakanı da Ahmet Taner Kışlalı idi. Bu talihi değerlendirdim, İzmir Opera ve Balesi'ni kurdum.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni'ye Müdürken, gene talihliydim. Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Bülent Ecevit Başbakandı. Gittim, Antalya Senfoni'yi kurdum."
Ben insanları yaşarken, onlarla birlikte anmanın güzelliğine inananlardanım. Öldüğünde tabutu sahneye koymanın kime ne yararı var?.
Gürer için bu "Saygı" gecesini Mesut İktu Hocamın önerisi ile, Süreyya Operası Konser Düzenleme Kurulu/ Murat Katoğlu, Yekta Kara, Ayşegül Sarıca ve İktu, organize ettiler. Sanatsever yöneticilerimizden Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk de destek oldu. Hepsine teşekkür..
Konuşmalardan sonra gecenin güzelliği başladı.
Önce Pelin Halkacı (Keman) ve İrin Şentürker (Piyano) Saygun'un Demet adlı yapıtını seslendirdiler. Hele üçüncü bölüm, Sepetçioğlu'nda, harikuladeydiler.
Ardından Gürer Aykal'ın kurduğu İstanbul Sinfonietta nefis bir Ulvi Cemal'le doldurdu, salonu..
Sonra gecenin kraliçesi geldi sahneye.. Gülsin Onay.. Daha sahneye girerken, şıklığı ile çarptı bizleri.. Seslendirdiği iki Chopin, hele Grand Polonez.. Tanrım olmaz böyle şey?. Gülsin'i ilk dinlediğim günü hatırladım..
2003.. Londra.. Ünlü Wigmore Hall.. Hüseyin Özer dostum beni hava alanından almış, "Sana sürprizim var" diye bu dünyanın en ünlü klasik müzik salonlarından birine getirmişti. Gülsin o gece, İngilizleri fethetmişti..
Adetidir, her konserini Adnan Saygun'la bitirir. (Obama'nın başkanlık töreninde çalan dünyanın bir nolu çelisti Yo-Yo Ma da mutlak bir Saygun'la bitirir, konserlerini.. Yani bazı Atatürk düşmanlarının iddia ettiği gibi Adnan Saygun, Türkün Türke propagandası değil, dünyanın kabul ettiği bir sanatçıdır.)
Gülsin, Saygun'dan iki prelüd çaldı finalde ve Süreyya Salonu bir daha yıkıldı.
Öylesi gururla ayrıldım ki, salondan, Mesut Hocamı, Gülsin Onay'ı yanaklarından öperek kutladıktan ve Gürer'le sarmaş dolaş olduktan sonra..
"Ben ne mutlu bir adamım.. Gürer'im var.. Gülsin'im var" diye bağırmak geliyordu içimden, Kadıköy sokaklarında..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.