YAZARA MAİL GÖNDER Gazetecilik evriliyor mu, devriliyor mu?.

YAZARLAR

Geçen hafta başında Mango, özellikle gençlere bu yaz ne giydireceklerini anlatan bir defile yapmış..
Haberi hemen bütün gazetelerin magazin sayfalarında okudum..
Ama nasıl?.
Hiçbir haberde bu moda defilesine ait tek kare fotoğraf yoktu. Hiçbir haberde, bu yaz modası hakkında tek satır bilgi yoktu.. Giysiler, etekler, bluzlar, pantolon ve şortlar, aklınıza ne gelirse hiç birinde, bu yaz bir yenilik var mı anlatılmıyordu.
Moda renk demekti mesela.. Bu yazın rengi ne olacaktı, yoktu..
Ne vardı peki, hatta yarım sayfayı bulan Mango Defilesi haberinde..
Sıkı durun. Katılan ve resimleri hemen her gün, yılda 365 bin kez yayınlanan sayıları da beş onu geçmeyen sosyetiklerin (!) fotoğrafları..
Kimler gelmiş defileye.. Ne giymişler?.
Onların kılıklarının eleştirileri hatta..
Bu nasıl gazeteciliktir, Allah aşkına biri söylesin bana..
Bakın ben bu ülkenin ilk moda gazetecilerinden biriydim..
Yankı'da çalışıyorduk. Yankı gerçek haber dergisiydi. Her konunun sayfaları vardı, Türkiye muhabiri olduğu Time'dan örnek almıştı M. Ali Ağabey ama, yaptıkları ile Time'a da örnek olmuştu. Yankı'da "Seks Sayfası" vardı mesela, Time'de olmayan..
Yıllar sonra, Time bu konuyu makale yaptı, hiç unutmam. "Bizde olmayan bir sayfayı, Türkiye'deki benzerimizde gördük. Biz de başlıyoruz" diyerek.. "Back of the book" denirdi, dergicilik dilinde, güncel siyasal ve ekonomik haberlerin dışında kalan, magazin ağırlıklı sayfalara.. "Kitabın arkası" bana aitti, Yankı'da..
Moda da kitabın arkasının konularından.
Sadece dünya haberlerini çevirilerle derlemekle yetinmez, Ankara'daki tüm defileleri izler ve de yazardım. Tabii gençlik yılları.. Tüm mankenleri tanıma, onlarla arkadaş olma imkanı veren bu işi müthiş de gönüllü yapardım.
Fransız usulü podyumda arka arkaya yürümek şeklindeki defilecilikte bir gün Vakko müthiş bir devrim yaptı. Bugün Victoria's Secret'inkiler gibi ilk "Şov Defile"yi, Bay Vitali istedi. Yapımcı kimdi, tahmin edemezsiniz?. O zaman genç bir akustik mühendisi olan Bedrettin Dalan..
Ya yönetmen?.. Oğuz Aral..
Kafasındaki müthiş mizahı podyuma koyan adam.. Sunucu Halit Kıvanç.. Ve de Türkiye'nin en ünlü top modelleri..
Mankenliğin bir meslek olarak ortaya çıkışında bu defilenin rolü büyüktür.. Sonra büyük ajanslar geldi.. Aydan Adan, Başak Gürsoy, Gaye Sökmen..
Halit Ağabey, mankenler yürürken, giysileri ve o yılın modası hakkında bilgiler de verirdi.. Etekler kısalıyor, payet işlemeler var, bel daralıyor, dekolte derinleşiyor, omuzlar Chanel, renkler pastel yeşil, mavi, falan filan..
Ben dikkatle seyreder, Halit Ağbi'nin verdiği bilgileri de derler, haberi yazardım.
O zamanlar firma adı geçirmek ayıp sayıldığından İstanbul uzun süre Moda işine sarılamadı.
Sonra "Haber" yani "Ne ve Kim" soruları ağır basınca, bu aptal yorumdan vazgeçildi. Defileler, sunan firmalar, sunulan moda ile, fotoğraflı haberler olmaya başladılar..
Ardından Kamil Sükun'un çıkardığı Vizon Dergisi'nin bugün hala efsane olan Vizon Şovlar başladı. Kamil, en ünlü yerli moda firmalarını ayarlardı. Erkan Özerman da Paris'ten mutlak dev bir dükkanı konuk ederdi.
Vizonşov biletlerinin nasıl karaborsaya düştüğünü iyi hatırlarım..
Sonra firmalar, başta Vakko, Mudo ve Beymen, defile işinden vazgeçtiler. Mankenlik para getirmez oldu. Manken firmaları işi, reklamlar için foto modelliğe, reklam ve dizi oyunculuğuna döktüler..
Kırk yılda bir yapılan defilelere yabancı mankenler getirilmeye başlandı.
Geriye kala kala İstanbul Moda Haftaları kaldı ama ondan da beklenen sonuç çıkmadı.
Moda haftasında moda sunumu arka plana düştü.. Çünkü ortada Moda gazetecisi de yoktu, böyle bir görevi isteyen de..
Paparazziler, podyumu değil, kenarda oturanları çekip çekip haber (!) yapıyorlardı.
Ama kimse kızmasın.
Podyumda da seyre değer bir şey ender oluyordu.
Garip makyaj ve saç modelleri içinde "Korkunç" hale getirilmiş kızlar, bir karış asılmış suratları ve boşluğa bakan gözleriyle dümdüz yürüyorlardı, kaz adımları ile.. Yürüyenin de manken denecek hali yoktu zaten.. Sokaktan geçen ilk on kızı toplamışlardı sanki..
Sevgili Dostum, bu ülkenin en başarılı şov defilelerini hazırlayan Uğurkan Erez'e "Bu ne rezillik. Adını koymaya sıkılmıyor musun" dedim, dayanamayıp.. "Ne istenirse onu yapıyorum" dedi..
Bence bahane değil. Bu işi bu ülkede en iyi bilen Uğurkan diretmeli, "Ben emir kulu değilim" demeli..
Asık, ifadesiz, buz gibi suratla yürümeyi marifet sanan mankenlerimiz (!) de, mesela bir Victoria's Secret defilesini her yemekten sonra 10 dakika izlemeli ve ordaki mankenlerin seyirci ile nasıl jest ve mimik ilişkisi kurduklarına, nasıl gülümsedikleri, güldüklerine bakmalılar..
Podyumda seyre ve fotoğrafı çekilmeye değer şeyler olursa, belki gazetelerimiz de, kenarda oturanların değil, podyumda olanların haberlerini yapmaya başlarlar yeniden..
Yeniden Moda yazarları doğar, bakarsınız..
Magazin Müdürleri, okurun defileyi izlemeye gelenleri değil, sezonun modasını merak ettiğini yeniden akıllarına getirirler, belki..
Gazetecilik yeniden başlar, belki!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.