YAZARA MAİL GÖNDER Habercilikte "Ucuzculuk" olmaz!. Olamaz!..

YAZARLAR

HaberTV'ler için dün yazdıklarımı ağır bulanlar hemen tepkilerini gösterdiler.. "Sen yazılı basına baksana.."
Bakıyordum.. Yazıyordum da.. Ama artık umudumu kestim.. Yazılı basın haberciliği bitireli yıllar oldu..
CD benzeri Compact (Kompakt/ Yoğun/ Az yere çok şey sıkıştırmak) gazeteciliği başlayınca, haber yazmak bitti. Haber yazacak yer kalmadı zaten..
Kocaman bir başlık.. Altında spotlar, spotlar, spotlar.. En altta not.. "Haberimiz bilmem kaçıncı sayfada.." Açıyorsunuz bilmem kaçıncı sayfayı.. İlk sayfada spotta okuduklarınız aynen tekrar.. Bitti.. Hepsi o.. O zaman muhabire, iyi yazan, konusunda uzman olan muhabire ne gerek var?. Üstelik böylesi pahalı.. Oysa bu spot haberi, üç otuz paraya razı stajyerler de yapar..
Peki haber nerden gelecek?.
Ajanslar ne güne duruyor..
Bu dediğim 90'lı yılların sonlarında başladı..
O zamanki patronum çok da iyi gazeteciydi ha..
Çekirdekten yetişme..
"Niye usta muhabirlerimiz, iyi gazetecilerimiz yok, haber peşinde koşan, özel haber yapan, atlatma manşetler çıkaran, öteki gazetelere fark atan?. Niye böyle kocaman kocaman manşetler, devasa fotoğraflar, sonra iki satırla haberin tümü" dedim..
"Hıncal, haber pahalı" dedi.. "Hürriyet dahil, bütün gazeteler maliyetlerinin altında satmak zorundalar. Tek gelir reklam. Reklam pastasının en büyük bölümü de televizyonlara gidiyor artık.. Gazeteler yaşamlarını devam ettirebilmek için maliyetlerini düşürmek zorundalar. En pahalı kalem, haber.. Çünkü ucu açık.. İş başlarken o haberi sonuna dek izlemenin kaça mal olacağını bilemezsin. Böyle bir mali lüksü, yazılı basın artık kaldıramaz. O zaman haberi ajanstan izleyip, kısacık vermek tek yol.. Peki farkı nasıl yaratacaksın o zaman?. Yazarlarla.. Ne kadar pahalı olurlarsa olsunlar, yazarın maaşı belli.. Yıl başında bütçene koyar, ayarlamanı yaparsın. Haberde böyle bir imkanın yok. Anlatabildim mi?."
O anlattı da, ben hala anlamış değilim.. Gazete haber demektir benim kafamda çünkü.. Fark yaratmak da özel haberle olur.. Amma velakin o iş bitti. Hemen tüm gazeteler kompakt gazeteciliği seçtiler. O iş bitti.. Bit- tiiii!.. Gene de zaman zaman öfkeme kapılıp, kendi gazetem dahil yazılı basın için de ağır eleştiriler yapıyorum, işe yaramayacağını bile bile..
Böylece geriye tek haber kaynağımız kaldı, Haber Televizyonları.. Şimdi onlar da işi ucuza döktüler, sözleşmiş gibi..
Sabahtan akşama haber TV'lerine bakın.. Siyasiler konuşmasa, bunlar saatlerini nasıl dolduracak merak edersiniz.. Laf Allah laf.. Bir de BBC, CNN, Euronews gibi yabancı kanallara bir bakın, konuşma kaç kez ve kaç saniye haber oluyor..
"Televizyon haberciliği canlı yayındır" ilkesi var ya.. Bizimkilerin canlı yayını, siyasilerin konuşmaları..
Geçen gün Amerikan Televizyonlarının tüm komedyenleri dalga geçtiler..
Başkan Obama konuşuyor diye bir kanal, yayını kesmiş, Obama'ya bağlanmış..
O ülkede Obama ayda yılda bir konuşur ya "Önemli bir durum var" diye heyecanlanmışlar.
Kestikleri yayın bir ara bizde de denenen bir yarışma.. "Kaç Para /The Price is Right!."
Vay efendim, Obama konuşuyor diye The Price is Right nasıl kesilirmiş?. Bin kanal var, yayını kesen de bir, üstelik..
Geçen gün, Başbakan Yalova Mitinginde konuşuyordu. Yalova seçimleri tekrar edilecek ya.. Bir yerel seçim konuşması.. Bütün haber kanalları anında bağlandı..
Ben Başbakan olsam isyan ederim "Yüzümü eskitmeyin" diye.. Her fırsatta bağlanıyorlar, sadece Başbakana değil.. Herkese.. Çünkü konuşanı yayınlamak en ucuz habercilik. Maliyet nerdeyse sıfır..
Yalova konuşmasında tüm haber kanallarını taradım.. Hepsinde ayni görüntüler. Meclis TV'sinden alınan yayın gibi.. Belli biri, bir ajans, ya da TRT kamerasını kurmuş, hepsi ondan naklen.. Maliyet sıfır.. Daha ucuz yayıncılık var mı?.
Yahu, gazeteler ortak yayın yapıyor, birine bakınca (Okuyacak pek şey yok zaten) hepsine bakmış gibi oluyorsun tamam da, televizyonda ayni şeyi yapmak ayıp değil mi, reklamlarla milyarları götürürken..
Reklam dedim de..
Yahu yalan söyleyen "Haberci" olur mu?.
Kız gözümün içine baka baka yalan söylüyor.. "Bir ara verelim" diye.. 15 dakika bekliyorum, bitmez tükenmez arayı.. Nihayet görünüyor ekranda 15 dakikadır beni bekleten yalancı "Noktalıyoruz" diyor..
Ben de onu noktalıyorum tabii.. Yahu her gece yalan söyleyen birinin verdiği haberlerin doğru olduğuna nasıl inanırım ben.. Üstelik yalan söylediğini biliyor. Yalan söylediğini benim bildiğimi de biliyor, ama herkesin bildiği yalanı söylemekten zerre utanmıyor.
Hadi dizi televizyonları, reklamlardan yüzde 5 komisyon aldığı için her türlü rezilliğe, seyircinin aldatılmasına, dolandırılmasına göz yuman RTUK yüzünden gemi iyice azıya aldılar, canlı maç yayınları dahil her türlü iğrençleşmeye bizi alıştırdılar ama bir haber televizyonun yöneticisi "Yalan söylemek, seyirciyi aldatmak bizi bitirir" demez mi?.
Ama kimsenin umurunda değil.. Haber TVleri kimsenin, ama kimsenin umurunda değil..
Örnek..
Sabah evden çıkarken, "Ne var, ne yok" diye alt yazılara bakıyorum.. Hepsi o sabahın gazetelerinden yürütme bayat haberler ama, gece önemli bir şey olmuştur. Son Dakika, mon dakika diye veriyorlar ya.. "Var mı" diye..
Gözüme alt yazıda bir imla hatası ilişiyor..
"Türkiye Cumuhriyeti" yazıyor mesela.. Ya da maddi hata, gözden kaçmış belli..
"Falanspor: 2- Filanspor: 0" diye. Oysa maçı bir gece evvel izlemişim. 2-1 bitmiş..
Gece yarısına doğru eve dönüyorum.. Ekrana bakıyorum, alt yazılara..
"Türkiye Cumuhriyeti" ve de "Falanspor:2-Filanspor:0" aynen dönüp duruyor, yanlışlar, 16 saatten beri..
Yahu bu televizyonu izleyen bir tane Allahın kulu yok mu, o kurumda, patronundan hademesine.. Biri bakıp "Yanlış" demez mi?. Ben bir minik hata yapayım, bin tane mail geliyor Yasemin'e.. Seyirci telefonlarını açan, yanlışı öğrenen ve o alt yazıları hangi dünyanın hangi en ucuz adamı yazıyorsa artık ona telefon edip "Düzelt" diyen de mi yok?. O kanalın artık inandırıcılığı kalır mı?.
Yahu bir haber TV'sinde "Yanlış" 24 saat döner mi?.
Sinek ufak mide bulandırır. Bizim çorbamızda sinek değil, hamam böceği kaynıyor yahu!..
O TV'nin patronu olsam, daha o gün kaç kişi kovulurdu bilir misiniz?.
Kimse, ama kimse umursamayınca, kimse de bi zahmet kıçını kıpırdatmıyor..
Bir Amerikalı ünlü sinema oyuncusu ülkemize gelmiş.. "Madsen İstanbul'da" başlıklı haber yayınlıyorlar..
Yahu haberin adı üstünde
"Madsen İstanbul'da.." Ama görüntüde İstanbul yok.. Eski filmler gibi üzeri çizilmiş görüntülerle bir arşiv filmini kim bilir YouTube falan bir yerlerden büyük zahmete girip (!) bulmuşlar. Üzerine "Arşiv" diye de yazmadan -ki arşiv filmine bu uyarıyı koymak, temel kural, ilkedir- utanmadan onu veriyorlar, görüntü diye.. Yuttuk.. 24 saat sonra.. Ertesi gün ayni saatlerde ayni eski film, ayni seslendirmeyle tekrar, tamı tamına tekrar yayınlanıyor, gene "Madsen İstanbul'da" başlığı ile ve hala Madsen'in İstanbul'dan tek görüntüsü yok.
Yahu bir muhabir, 3G'li cep telefonu yeter, kameraman bile gerekmiyor artık.. Ayıptır be!..
Yahu bu nasıl seyirciyi "Eşek" yerine koymaktır?.

***

Gene ağır oldu değil mi?.
Ama öfkemi başka türlü gidermeme imkan yok.. Benim kadar öfkeli yüz binler olduğuna da inanıyorum, bu haber kanallarına mahkum.. Çünkü bir tane "İyisi" yok ki, ona dönelim.. Bu karbon kopya ucuzluklara mahkumuz, ne kadar sövsek de, dövsek de..
Çok doluyum dostlar..
Yarın da devam edeceğim..

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.