YAZARA MAİL GÖNDER Otel var, otel var!.. Otelden otele..

YAZARLAR

Wes Anderson, Stefan Zweig'in öykülerinden esinlendi, oturdu ücra bir turistik bir oteli yöneten patron vekilinin öyküsünü yazdı, sonra da filme çekip adını "Budapeşte Oteli" koydu..
Nuri Bilge Ceylan, Anton Çekof öykülerinden esinlendi, oturdu ücra bir turistik otelin patronunun öyküsünü yazdı, sonra da filme çekip adını "Kış Uykusu" koydu.
İki film arasındaki benzerlik bu kadar.. Ayrılık..
Bir defa, Wes Anderson'un filmi, seyirciyi başından sonuna sürükleyen bir öykü anlatıyor. NBC'nin filminde ise öykü yok. Öykülerden yola çıkmış bir filmde öykü yok..
Gittiyseniz gördünüz.. Gitmedi de eleştirileri okuduysanız anlamanıza yeter..
Yorumcularımız filmin öyküsünü (!) anlatıyor.
"Kapadokya'da ölü sezonda bir otel.. Bu otelin bir patronu var. Haluk Bilginer.. Yörede babasından kalan yerleri de kiraya vermiş. Rantiye yani.."
Ee!..
"Bir kız kardeşi.. Eşinden yeni boşanmış, kardeşinin oteline taşınmış.."
Eee!..
"Bir de kendisinden hayli genç eşi.."
Eeee!..
O kadar.. Hiçbir eleştirmende gerisi yok. Çünkü yok.. Filmde bir şey olmuyor ki, yazsınlar..
Başta Haluk Bilginer, filmdeki herkes oturduğu, durduğu yerden konuşuyor durmadan..
Haluk Bilginer'le kardeşi Demet Akbağ arasındaki yarım saatlik konuşmayı yazdım. Bu konuşma filmin değil, Demet'in sonu oluyor zaten. "Benim edecek lafım kalmadı" deyip ortadan kayboluyor. Filmin ikinci yarısında ne görünüyor, ne adı geçiyor, ne de NBC, ona ne olduğu hakkında bir işaret veriyor.
İkinci yarı, karısı Melisa Sözen alıyor sazı eline, Haluk Bilginer'e eşlik etmek için.. Bir yarım saat de o konuşuyor.
İmam Serhat Kılıç'la Haluk bir kaç defa konuşuyorlar.
Haluk'la kahyası Ayberk Pekcan sık sık konuşuyorlar.
Ama bana sorarsanız, filmin doruk konuşma sahnesi, Haluk'un arabasının camına taş atan küçük çocuğun (Ki o filmde en az konuşup, en çok söyleyen kişi bence) babası rolündeki Nejat İşler'le Melisa Sözen arasında geçen sahne.. Aslında Yeşilçam'ın klişe sahnelerinden biri.. Benzerini onlarca kez izledim. Ama, hani derler ya, "Anlatmadan anlatmaya fark var" diye.. Bu sahne yeter, NBC farkını göstermek için..
Bir klişeden bir anıt sahne çıkarabilme farkıdır bu.. ..
Ve de tabii, Haluk, eski arkadaşı Tamer Levent ve öğretmen Nadir Sarıbacak arasında, av gecesi, ateş başında geçen üçlü konuşma.. Vay ki vay!..
Peki, öyküsü yok, ama lafı çok bu film ne anlatıyor?. Daha doğrusu NBC, ne demek istiyor?.
Eleştirmenlerin hepsi bunu anlatmaya çalışıyor yazılarında.. Uğur Vardan, Hürriyet'te "25 soruda Nuri Bilge Ceylan Sineması" diye şifreleri verdi bir sayfa.. Bir sayfa da "Aydın Bey ve Acıklı Hikayesi" diye filmi anlattı.. Ama "Hikaye ne" onu Uğur da anlatmadı. "Filmin konusu şöyle" deyip paragraf açtığı halde "Öykü"yü anlatamadı. Nasıl anlatsın.. Yok ki!.
Peki o zaman Kış Uykusu ne?. Niye ben üç gündür, Kış Uykusu'nu konuşuyorum?.
Önceki gün, 20 yıldır süren salı yemeğimizi yedik. Masanın etrafındakilerin çoğu benim maç gurubumdan. Hemen hepsi futbol meraklısı.. O masada yemek boyu devam eden Dünya Kupası'nın lafı geçmedi. Millet Kış Uykusu'nu tartıştı, görmeyenler dahil..
Bu ne demek?. "Yarın da devam edeceğiz" demek tabii..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.