YAZARA MAİL GÖNDER Arda!.. Eksilen bir "Dost" daha..

YAZARLAR

Arda.. Arda.. Arda..
Ötesini yazmak içimden gelmiyor..
Bir "Arda" yazıyorum..
Duruyorum.. Bir "Arda" daha..
Bir daha.. Bir daha..
Ötesini yazmazsam, yazıyı bitirmezsem, sen hep burda kalacaksın gibime geliyor..
Burda.. Gazetedende.. Bizim kapının önünde.. Hani sigara molası verenler inip toplanıyorlar ya, orda işte.. Ordasın sen..
Ama ben bu yazıyı bitirip inince..
O zaman götürecekler seni gazetenden.. Dostlarından..
Meslektaşlarından.. Bizden.. Son defa gideceksin.. Sonsuzluğa gideceksin..
Bu yazıyı bitirip indiğim zaman..
Yazı bitmezse, hep orda kalacaksın ya.. Ne kadar uzatırsam, o kadar çok kalacaksın ya..

***

50 yıl olmadı belki ama yaklaşık yarım asır be Arda..
Ben Ankara'da otururdum o 60'lı yılların sonları, 70'li yılların başlarında da, yazları İstanbul'a gelirdim.. O zaman İstanbul'un en popüler, en sosyetik, en özde semti Moda'ya.. Kuzen Doğan Şener orda otururdu çünkü.. İstanbul'un en güzel kızlarının yaşadığı semtte..
Gençlerin sevgilisi Hey Dergisi'nin Genel Yayın Müdürüydü Doğan.. Sen de onun sağ koluydun, işte.. Evde de komşusu..
Atıfet Sokak'ta otururdu Doğan.. Sen de o sokağın tam karşısındaki sokakta..
Moda Deniz Kulübü'nün bir arkasında..
Cumartesi geceleri erkekler smokin, kadınlar tuvaletle gelirlerdi kulübe.. Biz de saati 2.5 liraya sandal kiralayıp, denizden bakardık, ağzımızın suyu aka aka.. Biz kim, Moda Deniz Kulübü'nün kapısından girmek kim?.
Ne var ki, genellikle Lozan Plajı'nda toplanan ve İstanbul'da ilk defa bikini giyen Moda'nın güzelleri de senden sorulurdu..
Hepsini tanırdın, hepsi de seni tanır ve severdi.. Ben de seni ondan mı severdim acaba?.
Sanatçı bir ailenin oğlu olarak sen de sanatçıydın aslında.. Harika kalemin vardı. Gitar falan da çalardın..
Kızları toplardın evinin bahçesinde, sonra bizi çağırırdın..
Gel de bu adamı sevme..
Sonra televizyon devri başladı. Doğan, Hey'e kardeş bir televizyon dergisi çıkardı..
Sen Yazı İşleri Müdürüydün. Ben de Ankara temsilcisi.. Böylece müdürüm oldun.. Sevdin de bu işi ha.. Yıllar sonra, gelmiş geçmiş en unutulmaz, en muhteşem Haber Dergisi Nokta'nın Yazı İşleri Müdürü olduğunda, ben Yazı Kurulu'ndaydım. Gene müdürümdün yani..
Nokta harikalar yarattı..
Olaylar yarattı.. Efsane oldu.. Okul oldu.. Kimleri kimleri yetiştirdi..
Sonra.. Sonra Ercan'ı kaybettik.. Bizi "Gelişim Takımı" yapan Ercan'ı..
Gelişim'in "G"si yok artık..
Ama Gelişim Takımı deyince, onlarca toplanıyoruz hemen, dünyanın neresinde olursak olalım..
Yazarlığının doruklarına çıktın, Ercan Arıklı'nın yaşamını anlatan kitabında..
Biyografi miydi, roman mı yoksa?. Bir yaşam bu kadar mı güzel anlatılır..
Yıllar sonra, bir gün Kahraman Sadıkoğlu "Gel bir kahve içelim" dedi bana Ortaköy'de rastlayıp.. "Gel" dediği yer Savarona..
Önce gezdirdi.. Sonra oturduk, anlatmaya başladı.. Deniz Kuvvetleri'nin hurdaya ayırdığı, madeni aksamı jilet, tahta aksamı kereste olmak üzere sökülmek üzere iken Atatürk'ün yatını nasıl kurtardığını..
İnanılır gibi değildi Kahraman'ın anlattıkları.. Akıllara seza bir savaş vermiş ama Savarona'nın arkasındaki dev Türk bayrağı ile dünya sahillerinde salınmasını sağlamıştı..
Galatasaray'ın Monaco'da Real Madrid'i yenip Süper Kupa'yı kazandığı maçın ardından, stattan fırlayıp ellerimizde Türk ve Galatasaray bayrakları ile sahile koşmuştuk, 2000 yazında, bir gün..
Kazım Baba, Orhan (İkisi de nur içinde yatsın) Ünal, ben.. Orhan görmüştü ilk..
Bize işaret etti.. Monte Carlo koyunun açıklarında, o dev Türk bayrağını dalgalandırarak, bir deniz kızı gibi salınıyordu Savarona.. Koydaki en güzel tekneydi.
Herkes de ona bakıyordu.. "Bu anlattıkların sende kalmamalı" dedim, Kahraman'a.. "Savarona'nın öyküsü yazılmalı ve her ziyarete gelen konuk okumalı.." "Ben yazamam ki" dedi, Kahraman.. "Sen anlat, yeter" dedim.. "Ben yazacak birini tanıyorum.."
Ercan'ı yazan Arda, Savarona'yı hem de nasıl yazardı..
Yazdı da.. Bu kitabı hala almadı, hala okumadıysanız yazık!.
***

Eşi Selda arayıp "Çok ağır hasta..
Gidiyor" dediğinde inanmadım.. Sonra seninle konuştuk.. "Nasılsın" dedim.. "Çakı gibiyim.. Dim dik ayaktayım" dedin.. Seni her aradığımda, coşku, neşe dolu sesinle öyle derdin hep.. "Beni yollamaya çalışanlar var. İnanma..
Aslan gibiyim.."
Bir gün sızlan.. Bir gün şikayet et.. Hep ayni, coşku, ayni yaşama sevinci dolu ses.. Moralim bozuk olunca arar oldum seni, düzelsin diye.. Öylesiydin.
Perşembe öğleden sonra, divana uzanmış gazetelerimi okuyorum..
Takvim en üstte.. Açtım.. Her zamanki gibi doğru senin sayfana.. "Arda'nın Günlüğü-3" o günkü yazının başlığı.. Okuyorum.. "Artık biliyorsunuz, iki seksen yatmaktayım.
Zihnim ise faal mi faal.
Tıp literatürüne geçer mi bilmem mesela dün şunu keşfettim; sürekli ağzınız kuruyorsa aman dikkat, kötü bir hastalık olabilir! Nitekim kuruyan akarsularımız misali benimki de böyle başlamıştı.
Şimdi katlanarak devam ediyor."
İki tane Son Mohikanım vardı bu meslekte..
Sen ve Savaş!.. Savaş'ı yitirmiştik..
Sen de yataktaydın işte.. Daha ötesine geçemeden, İPAD'im "Zır" dedi..
Gazeteden mesaj gelmişti. Başlığa baktım..
İnsan Kaynaklarından.. Tıkladım açıldı.. "Arda Uskan'ı kaybettik.."
Öyle kala kaldım.. Ne kadar bilmem..
Meğer, seni kaybetmeden dakikalar evvel "Faal mi, faal" dediğin zihnin hala çalışıyor ve oğluna "Arda'nın Günlüğü-4" yazını dikte ettiriyormuş.. Dünkü Takvim'in manşetindeydi, o da.. "Demek ki insanoğlu üç gün boyunca tek lokma yemeden ve bir bardak suyla durabiliyormuş. Da neden öyle haldır haldır ömür boyu yiyip içmişiz acaba?
'Peki senin beynin, gücünü nereden buluyor da o çenen hiç kapanmak bilmedi' derseniz, Allah'ın hikmeti.
Demek ki bedenin enerjisini aldı ama iyiyi de kötüyü de düşüneyim diye canım organımı serbest bıraktı.
Mesela ilk kez 'Acaba ölecek miyim?' dedim kendi kendime az önce? Klavye başındaki oğlum itiraz etti, 'Hayır baba bunu yazmayacağım, lütfen güzel şeyler anlat...' 'Yaz o vakit, ben senin o ananla ilk tanıştığımız gün...'
İlk kez "Acaba ölecek miyim" demişsin kendi kendine.. İlk kez yenilgiyi kabullenir gibi olmuşsun ama gene de yazını bitirip ölmüşsün be Arda.. "Ağaçlar ayakta ölür" derler ya öylesi.. Son Mohikan da böyle ölür işte..
Nokta..
***

Şimdi aşağı ineceğim. 10 kat aşağı..
Sen oradasın.. "Ne bitmez yazıymış.. Nerde kaldın" der gibi ordasın..
Son defa..
Sonsuzluğa..
***

Bugün başka yazı yok.. Bende Arda'daki güç yok çünkü.. Kusura kalmayın sevgili okurlar..
Benim yazım yerine, Arda'ya bir Fatiha okuyun, bugünlük!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.