YAZARA MAİL GÖNDER Arda'nın Günlüğü

YAZARLAR

Sevgili dostum, can kardeşim Arda Uskan'ı geçen hafta kaybettik. Takvim'deki son yazıları muhteşemdi. Kanserin son aşamasında olduğunu biliyordu. Ölümün kapısında olduğunu biliyordu.. Ama dimdik duruyordu. Dimdik ve dalgasını geçerek.. Yazılarındaki ince mizah, onun yenilmezliğinin ifadesiydi, adeta..
Bu yazıları okumanızı istedim.. Sadece okunacak değil, kesip saklanacak yazılar da ondan..
Bir yandan gülümserken, bir yandan, göz yaşlarınıza engel olamayacaksınız..
Bu nasıl bir beyin, bu nasıl bir kalem, bu nasıl güçtür?.
Son yazılarına "Arda'nın Günlüğü" başlığı atmıştı. Girişine bakar mısınız?.
Kendisini yazardan saymayan o mütevazi duruşa..
..Ve de niye günlük yazmayı seçtiğini anlatış.. Ölümünü hissedince günlük yazmaya başlayan Oğuz Atay'ı örnek verirken satır aralarında haber de veriyor.. "Yakındır" diye, hazırlıyor, biz sevenlerini, kendi sözleri, kendi kalemiyle..
İşte o ilk satırlar..

***

'Yazarın günlüğü' deseydik ne ayıp etmiş olurduk di mi? Tam da 'Kadın buysa, evdeki kim' durumu! Ama oldum olası şu 'yazar günlüklerine' pek heveslenmişimdir. İlki Anne Frank ve hatıraları... Yahudi olup, Alman zulmü görmemek bile kanıma dokunmuştu okuduğumda.
Sonra yerli - yabancı bir sürü hatıratla karşılaştım ve 'anı yazmanın' şuuruna varıp vazgeçtim. Hoş ne kadar iyisini de yapsanız, bir kısım 'bana ne'ciler indinde 'sadece özel hayattan bahseden, lüzumsuz' varlıklarsınız.
Ama mütecessis okur tipi öyle değil, kafada kaç kıl var anlatın sabaha kadar dinlerler. Onlardan biri de benim işte. Kurgu romanlar yerine, iki satır karalanmış gibi duran yapmacıksız ve gerçek hayat hikayelerine gönlümü kaptırmam da bu yüzden.
Hele de Oğuz Atay gibi birinin, ölümle son bulan hatıratı söz konusu ise. 'Günlük' ne zaman yayınlandı bilmiyorum, ben kitap olmadan Nokta Dergisi'nde haber yapmıştım; "Oğuz Atay'ı bugün pek bilinmeyen 'günlükleriyle' tanıtmak istiyoruz. 1970'te yazmaya başladığı notları 3 Ekim 1977'de Londra'da sona eriyor. Yani ölümünden iki ay önce."
Üstadın son sözleri de şuydu; "Ameliyathanenin kapısında 'Şimdi bir iğne daha yapacağız, hemen uyuyacaksın' dediler, pek inanmadım. Ama gene de düşündüm; Şimdi dedim 'Uyusam ve ameliyatta ölsem hiçbir şey duymayacağım.
Hepsi bu kadar. Çok kötü hissetmedim..."
Şimdi anladınız mı, yazının başlığına 'Arda'nın günlüğü' demek bile ne büyük hıyarlık!
(Yarın. Arda'nın Günlüğü başlıyor.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.