YAZARA MAİL GÖNDER "İstanbul'un çıldırtan trafiği!."

YAZARLAR

Başlıktaki deyiş bana ait değil.. Yani aslında milyonlarca İstanbullu'ya ait de, bu şekilde manşete çıkan Milliyet gazetesi. Mert İnan bir haber yapmış..
İstanbul'un çıldırtan trafiğinde, 29 dakikalık bir yere 100 dakikada gidiyormuşuz.
Bu ortalama tabii. 30 saniyelik yere, hem de her Allah'ın günü 45 dakikada gittiğimiz yerler de var..
Abartmıyorum..
Bir akşam, saat 18.00 sularında, yıllardan beri zebellah gibi boş duran Tatlıcı Kulelerinin önünden, Boğaz Köprüsü sapağına gidin bakalım. Giderken de kronometrenize basın. Araba ile 30 saniyede, yaya, 3 dakikada gidilecek bu 80 metrelik yolu geçen hafta, Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki bir konser için karşıya geçerken tam 45 dakikada aldım. İtiraf ederim, bu rekorum. Normalde, 30- 35 dakika sürüyor..
Gülüyorsunuz değil mi?.
Biz ağlanacak halimize hep güleriz, zaten..
Bu yıllardır böyle..
Dünyanın her hangi bir uygar kentinde, böyle bir aksaklık ortaya çıktı mı, hemen ilgililer oraya koşarlar.
Durumu görürler. Sonra oturup neler yapılabileceğine karar verirler. Bir şeyler yapılır da..
Bizde, olayla kimse ilgilenmez.
Hiç kimse.. Bu yüzden küçük, minik dokunuşlarla biraz olsun iyileşebilecek sorunlar bile çözülmez. Rezillik her gün daha da kötüye gider..
Siz çıldırırsınız.. Ama o ilgililer çıldırmaz. Çünkü, İstanbul'un "güya" sahipleri Vali, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı ve onların altındaki trafikle ilgili makamların hiç ama hiç biri, orada vatandaşın çektiği sıkıntıları yaşamaz. Gidecekleri zaman önceden haber verilir.
Rotalarında önlemler alınır. Işıklı, sinyalli eskortlar yolları açar. Bizim sahiplerimiz (Burada Afrika usulü "Efendi" anlamına kullandım) anında geçer giderler ve vatandaşın neler çektiğinden haberdar bile olmazlar.
Gazetelere yansıyan şikayetlere de zerre aldırış etmezler. Çünkü onlar için vatandaş önemli değildir. Başkentten ziyaret eden "Büyükler" rahat etsin, yeter onlara.. Görevleri orda başlar ve biter..
Mert'in haberi, "İstanbul'un oto ritmi" adlı bir çalışmaya dayanıyor.
Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu TEM ve E-5 ve bağlantı yollarındaki tam 112 rotada, araçların geçiş hızlarını ve varış sürelerini araştırmış.
İstanbul Trafiğinin yüzde 84'üne ait istatistikleri de tespit etmiş.
Yoğun saatler, sabah 7-9, akşam 18-20 arasında 300 bin araçtan 30 saniyede bir alınan verileri kaydetmişler. Ortaya çıkan korkunç sonuca bakar mısınız?.
Trafikte geçen her saatin, yani 60 dakikanın 40 dakikası kayıp.. Ziyan.
Vakitten, ömürden ziyan. Laçka olan sinirden, sağlıktan ziyan.. Sadece sabah saatlerinde araç başı kayıp 10 lira 80 kuruş. Sadece Avrupa- Asya koridorunda aylık zarar 2 milyon 185 bin lira. İstanbul'un trafik gecikmesi sebebiyle yıllık kaybı 6.5 milyar lira..
Bütün bu dehşet veren rakamlara, bu kenti yönetenlerin tepkisi ne?.
Sıfır!..
Hiçbir tepkileri yok..
Olan söylesin diye bas bas bağırıyorum, yıllardır, aylardır..
Bir Vali, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, Trafik Müdürü, Zabıtası çıksın da "Ben şunu gördüm. Emir verdim. Düzeldi" desin, diyebiliyorsa..
Bin defa dedim ki, "Ankaralı büyüklere eskortluk dışında sokağa çıkmazsanız, hiç bir şey yapamazsınız. Çözüm makamda çay kahve değil, İstanbul sokaklarında dolaşmakta.."
Yahu Dördüncü Murat bile, İstanbul'un dertlerini tespit edebilmek için tebdil gezermiş.. Bin hikayesi var..
Bir Vali, bir Belediye Başkanı, bir Emniyet Müdürü, kimselere haber vermeden sivil bir araba ile trafiğe çıksa, rezilliği görecek.
Alınacak çok kolay önlemleri de alacak..
Tabii, bu büyük ve de durmadan büyüyen kentin trafik sorununu kökünden çözmek mümkün değil. Ama "Aptallık, ihmal, umursamazlık" yüzünden yapılan ve artan hatalar var. Onları halletmek saatlik iş. Yeter ki biri görsün ve biri emir versin..
Şaka etmiyorum..
Bu makamlarını saydığım muhteremlerden birisi, bir saatini bana ayırırsa, ona bir küçük emirle düzeltilebilecek yığınla rezilliği gösterebilirim.. Ona İstanbul Trafik Müdürlüğünün nasıl gayri ciddi çalıştığını, nasıl gözleri önündeki rezilliklere göz yumup, vatandaşa "Burası Teksas, bildiğinizi okuyun" duyusunu yerleştirdiğini kanıtlarım.
Kanıtlayamazsam kendimi Köprü'den atarım. Tamam mı?.
Hodri meydan!.
Halep orda, arşın burda?.
Çıkın bakalım ortaya..
Çıkın da öğreteyim size, İstanbul'un gerçekten sahibi olsaydınız, bu kentin trafiği için hem de en kısa vadede neler yapılabilir, orta ve uzun vadeler için hangi önlemler alınabilirdi?.
Ama işinize gelmez. Haklı olduğumu bildiğiniz için, saklanır, susar oturursunuz!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.