YAZARA MAİL GÖNDER Kral Byzas ve İstanbul'un kuruluşu!..

YAZARLAR

"Haçlı Seferleri dizisi tahmin ettiğimden daha çok ilgi uyandırdı.
Özellikle Bizans hakkında hemen hemen hiçbir bilgisi veya merakı olmayan kişilerden doğrudan veya sizin aracılığınızla aldığım mail ve telefonların tümüne cevap veriyorum.
Özellikle öğrencilere, kitaplarımdan birini imzalayıp gönderiyorum" diyor, Radi Usta (Dikici) bana yolladığı notta.. Sonra da bu hafta başlayan yeni dizisinin gerekçesini açıklıyor..
"Okurlarımızın artık Bizans, Byzantium kelimelerinin nereden geldiğini bilmeleri gerektiğini düşündüm. Şimdilik iki hafta sürecek yazı ile bunu ve İstanbul'un ne zaman, nasıl kurulduğunu anlatacağım.
Kaynak olarak yeni çıkan ve İstanbul'un 2600 yıllık tarihini anlatan "Dört İstanbul" kitabımı kullandım.
Umarım M.Ö 657 yılından başlayarak İstanbul'un dört kuruluşunu ve ayrıca Osmanlı dönemini de (başka tarih kitaplarında kolay kolay bulamayacakları özellikleriyle) ileriki haftalarda okurlarımıza sunarız."
Söz Radi Ustada..

***

Megara Kralı Byzas bir haftadır hayatının en sıkıntılı günlerini yaşamaktadır. (Yüz yıl kadar önce ataları gördükleri baskı üzerine İtalya'dan kaçarak Yunanistan'a gelmişler ve kıyıda Salamis ismini verdikleri küçük bir şehir kurmuşlardı.
Ancak bu küçük şehir dışarıdan gelecek saldırılara açık olduğu için daha içeride, Atina şehrinin yaklaşık 30 km. batısında bir yer seçerek başkent olarak inşa edip yerleşmişler ve ona da Megara adını vermişlerdi.
Bazı küçük çatışmalar dışında M.Ö. 660 yılına kadar barış içinde yaşamışlar ve zenginleşmişlerdi.
Her iki şehrin toplam nüfusu yaklaşık 25 bini bulmuştu.
İki hafta önce Atina şehrinin elçileri Byzas'ı ziyarete gelmişler ve bu bölgede birlik sağlamak için altı ay içinde Megara'nın Atina Şehir Devletine katılmasını istemişlerdi.
Özellikle Atina Şehir Devleti son on yıl içinde çok zenginleşmiş ve güçlü bir orduya sahip olmuştu.
Byzas, Atina'ya karşı koyma şansının olmadığını çok iyi bilmekteydi.)
Byzas, mütevazı sayılabilecek minik sarayın salonunda çoğu yaşlıların teşkil ettiği 30 kişilik meclisi toplantıya çağırır.
Toplantıda durumu açık açık anlatır. Ancak böyle bir talebi içine sindiremediği sözlerinden anlaşılmaktadır. Yapılan müzakereler sonunda meclis üyelerinin çoğunluğu Atina ile birlikte yaşama fikrini uygun görürler.
Ondan sonraki bir hafta boyunca geçmişi düşünen Byzas için geceleri uyku diye bir şey kalmamıştır. Yine uykusuz bir gecenin sabahında 30 yıllık eşi Eirene, kocasına, "Lütfen derdini benimle paylaş," der.
"Atina bizim kendisine katılmamızı istiyor. Bunu bir türlü hazmedemiyorum.
Üç tane yetişkin oğlumuz var.
Böyle bir şey yaparsam onların yüzüne nasıl bakarım."
"Zor bir durum içinde olduğunu anlıyorum. Ama benim aklıma başka bir şey geliyor.
Neden Delfi'deki Apollon Tapınağı'nın kâhinine gidip durumu anlatmıyorsun. O akil ve yol göstericidir."
Byzas oturduğu yerden fırlayarak karısına sarılır, "Sen olmasaydın acaba ben ne yapardım," der.
O gün hazırlıklarını tamamlar.
Üstüne sade bir kıyafet giyer ve yola düşer.
Delfi'deki Apollon Tapınağı üç günlük yoldadır. İlk iki gün kolaydır.
Atıyla gidebilecektir. Ancak son gün atını bırakıp tapınağın bulunduğu dağa tırmanması gerekmektedir.
Üçüncü gün ancak karanlık basınca tapınağa varabilir.
Ancak tapınağın merdivenlerini tırmanırken, binanın sütunlar üzerine yükseltilmiş giriş bölümünün altındaki "Kendini Bil" (Nospe te ipsum) yazısı dikkatini çeker.
Kapıda karşılayan bir görevli hemen içeri alır.
Tapınaktakiler, yiyecek bir şeyler ikram edip yatacak yer gösterirler. Hiç kimse, "Kimsin, nereden geldin?" diye bile sormaz.
Ertesi sabah erkenden kalkar, oradaki görevliye ismini verir ve baş kâhin ile görüşme isteğini iletir. Görevli yarım saat kadar sonra dönünce, "Beni takip edin," der. Uzun koridorlardan geçerler. Sonunda bir kapıyı açar ve içeri girmesini işaret eder.
Burası küçük pencerelerinden içeriye ışık sızan büyük bir salondur. Gözleri güçlükle en az yirmi basamakla çıkılabilen bir platform üzerinde bir koltukta oturan uzun beyaz sakallı kâhini seçer. Diz çökerek onu selamlar.
Derinden gelen bir ses "Sizi dinliyorum," der.
O da başından geçenleri anlatır.
Kâhin, "Yarın aynı saatte gel," der. Sonra sanki birden her taraf kararır ve Byzas kâhini göremez olur. Görevli kapıyı açarak onu dışarı alır.
Ertesi sabah huzura varınca kâhin boğuk bir sesle şöyle der: "Tanrı senin alnına başka şeyler yazmış. Onu yerine getirmelisin.
Halkını alıp uzun bir yolculuğa çık..."
Bir an susar. Sanki bir önceki ses değişmiştir. Byzas onun ağladığını düşünür.
Hıçkırır gibi bir hali vardır.
Yeniden konuşmaya başlar.. "Zor günler görüyorum, çok zor günler... Ama sakın yılma. Cesur ol. Kuzeye doğru git... Kuzeye, unutma... Bir boğazdan içeri gir. Sonra Körler Ülkesi'nin karşısına yerleş...
Körler Ülkesi... Unutma Körler Ülkesi. İşte orası senin dünyan... İşte orası senin evin..."
Gene susar.. Az sonra gene boğuk bir sesle devam eder.
"Dünya seni binlerce yıl anacak."
(Dünya binlerce yıl sonra Byzas'ı anıyor gerçekten..
Nasıl?. Neden?. Haftaya..)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.