YAZARA MAİL GÖNDER Orhan Veli, hangi İstanbul’u dinliyordu?..

YAZARLAR

Ben de gözlerimi kapadım, Metin Belgin'i dinlerken.. Bu insanı güldüren, duygulandıran, coşturan, hüzünlendiren, neşeye boğan, yazıldığı devirde edebiyat dünyasını allak bullak eden dünya güzeli dizeler, topu topu 36 yıl süren bir yaşam süresinden çıkmış..
Ya 36 değil de, mesela 13 Nisan'da onun doğduğu gün ölen Günther Grass gibi, 87 yıl yaşasaydı..
Neler kaybettik kim bilir?.. Kayıp ne kadar büyük olursa olsun, ne kaybettiğinizi bilirseniz, bir şekilde hazmeder, sindirirsiniz.. Ama bilmiyorsanız..
Yazdıkları, yazacaklarının habercisiyse eğer.. Daha yaşadıkça, daha gördükçe, daha olgunlaştıkça neler yazardı Orhan Veli?. Düşünmeyin daha iyi..
Neler kaybettik, Ankara Belediyesi'nin açıp da, kapamayı unuttuğu bir çukur yüzünden.. Neler kaybettik, beyin kanamasını fark etmeyip, Orhan Veli'yi sarhoş sanan doktorların gafletinden..
İş Sanat "Gün olur, alır başımı giderim" koymuştu, 13 Nisan gecesi Orhan Veli ve Müşfik Kenter anısına düzenlediği programın adını.. Müşfik'i İş Sanat sahnesinde de, Kenter Tiyatrosu'nda da defalarca izlemiştim, o tek kişilik Orhan Veli oyununda..
Gece de Müşfik'le başladı zaten.. Arkadaki parçalı beyaz perdeye Müşfik'in görüntüsü düştü.. Sonra sesi duyuldu..
"Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda.."
Sonra yandan Metin girdi sahneye.. Belgin.. Ayakları titriyor muydu, bana mı öyle gelmişti.. Oyundan sonra, kuliste sordum..
"Zangır zangır titriyordum" dedi.. Müşfik'in, Büyük Müşfik'in yerine sahneye çıkmanın heyecanı, coşkusu, korkusu.. Kolay mı?.
"Yüreğine sağlık Metin" dedim.. Yüreğin yeterdi, kutlamam için.. Ama harikaydın da..
Metin de harikaydı. Serdar Yalçın'ın düzenlediği Orhan Veli şiirlerini terennüm eden soprano Deniz Likos ve bariton Zafer Erdaş da..
İstanbul'u çok yazmış Orhan Veli..
"İstanbul'da Boğaziçi'nde/ Bir fakir Orhan Veli'yim" diyen şair, ne yazacak ki, zaten..
Sinema önemli o zaman.. Yollar sinemaya göre tarif edilir.. "İstanbul'un orta yeri sinema" diyor şair.. Şimdi AVM'lerin orta yeri sinema, üstat..
"Damlara bakan penceresinden/ Liman görünürdü/ Ve kilise çanları / Durmadan çalardı, bütün gün/ Tren ses, duyulurdu yatağından arada bir."
En son ne zaman duydunuz İstanbul'da çan sesini.. Ya da yatak odanızın yanından geçen treni?.
Ya Galata Köprüsü..
"Dikilir köprü üzerine,
Keyifle seyrederim hepinizi.
Kiminiz kürek çeker, suya suya;
Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz çimacıdır halat başında;
Kiminiz kuştur, uçar, şairane;
Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
Kiminiz bulut, havalarda;
Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
Şıp diye geçer köprünün altından;
Kiminiz düdüktür, öter;
Kiminiz dumandır, tüter.."
O köprü şimdi leş, Balat'a atılmış.. Yenisi mi?. Uğruna şiir değil, küfür bile yazılmaya değmez..
"Tak takıştır,
Sür sürüştür,
İnadına gel,
Piyasa vakti,
Muhallebiciye."
Muhallebiciye giderken bile özel giyinen, makyaj yapan, kuaföre giden İstanbul kızlarına, şimdi baktım bir de.. İş Sanat'ta Orhan Veli Gecesi'ne gelirkenki hallerine.. Kılıklarına.. Sabah kalkmışlar.. Bir blucin.. Bir tişört.. Hadi Yallah!..
"Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra."
Yelkovan kuşları var mı hala, şu ada senin, bu ada benim konmadan sürüler halinde uçan, durmadan Büyük Ada ile Kavaklar arasında gidip gelen.. Bir efsanedir oysa Yelkovan kuşları.. Osmanlı Sarayında padişahtan hamile balan cariyelerin bebekleri, doğar doğmaz, bir damla ana sütü bile emmeden, Boğaz'ın kenarından suya bırakılırmış.. Yüzlerce prens, şehzade ölmüş öyle.. Ama hiç yaşamadıkları için tek günahları yokmuş. Cehenneme gidemezlermiş. Tek sevapları olmadığı için de cennete.. O yüzden ruhları, Boğaz'ın üstünde sonsuza dek, öyle uçarlarmış işte.. İstanbul cehennem olunca, taşınmış olmalılar!.
"İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı"
diyor, Metin.. Ben de gözlerimi kapıyorum.. Dalıyorum "Hangi İstanbul'u dinliyor Orhan Veli" diye..
"Sucuların hiç durmayan çıngırakları" mı kaldı şimdi?
"Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular"
artık ne kadar İstanbul, şair bilir misin?. Ben çocukken, "İstanbul" demekti onlar, oysa.. Gözlerim kapalı düşünüyorum.. Orhan Veli Günther Grass gibi 87 yıl yaşasa.. Bugünlere gelse.. İstanbul'u dinler miydi, gözlerini kapayıp?. Gürültüden, karmaşadan başka sesi olmayan İstanbul'u dinler miydi?. Yoksa gözleriyle beraber, kulaklarını da tıkayıp, rüyaya mı dalardı benim gibi?. Bir daha geri gelmeyecek güzel günleri özleyerek..
O şairin bir taşına tüm Acem mülkünü feda ettiği o Tanrı'nın insanoğluna en büyük lütfu İstanbul'u hayal ederek..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.