YAZARA MAİL GÖNDER Zero.. Yokluk.. Ama hem de nasıl, Başlangıç!.

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Dünden beri size yazdığım bir hafta sonu programı önerisi aslında.. Biz yaşadık.
Harikaydı. Ayni yolu izleyebilirsiniz..
Serpil Bacı, Nazan Hocam (Ölçer) ve ben Müzede Changa'da buluştuk öğle üzeri..
Müzede Changa, dünyanın en güzel restoran yerlerinden bir başkası.. Boğaz'ı, müzenin bahçesindeki ağaçların yeşilleri arasından seyrediyorsun..
Yeşil ve mavi iç içe.. Peyzaja bakarken, "En büyük sanatçı Doğa'nın ta kendisi" diyorsunuz.
Ama Müzede Changa, manzara satmıyor..
Changa bu ülkenin ilk ve belki de tek gerçek füzyon lokantası.. Füzyon fizik terimi aslında.. "Birleşme" demek. Füzyon mutfağı da farklı mutfakların lezzetleri birleştirip, hiçbirine benzemeyen yepyeni bir yemek yaratmanın adı. Füzyon adı altında, hiçbir şeye benzemeyen rezillikler yapanlara çok rastladığım için uzak dururdum.
Sonra nurlar içinde yatsın Ercan Arıklı bir gün "Yürü Changa'ya gidelim" deyince suratım buruştu. "Boş ver patron" dedim.. "Bana güven, seveceksin" dedi.
Sıraselviler'de kat kat bir dükkana gittik..
Ercan haklı çıktı. Changa ile öyle tanıştım.
Sıraselviler sapaydı. Ama Sabancı Müzesi terasında bir dükkan daha açınca, hem yakına geldi, hem de, her Müze ya da The Seed Konser Salonu ziyaretlerimde uğrak yerim oldu..
Şimdi ilk dükkan kapanmış.
Changa sadece Müzede..
Ve bu Müzede Changa'nın bir özelliği var.. Müzede hangi sergi varsa, ona paralel mezeler, ana yemekler ve tatlılar ekliyorlar, menülerine.. Nazan Hocam orada yaşadığı için iyi biliyor. Ortaya her şeyi o seçti. Ama ne güzel seçmiş..
Daha yarıya gelmeden Serpil'le "Ana yemekleri iptal mi etsek" diye konuşur olduk.. Öyle bir lezzet müzesiydi Changa, gelen o karışık tatlı tabağının son zerresine kadar.. (Burayı doktor hocalarım okumamış olsun..) O lezzeti iki misline çıkaran şey de, ayni anda Nazan Hocamı dinlemek..
Sabancı Müzesi'nin Sanat Yönetmeni Prof. Nazan Ölçer dünyada tanınmış bir sanat uzmanı. Onun büyük itibarı sayesinde, dünyaca ünlü sergiler İstanbul'da açılabiliyor. Kimler kimler gelmedi ki, Boğaz'a.. Hem de terör olayları yüzünden, sanat eserlerinin sigortası acımasız boyutlara yükselmişken.
Kaybettiğinde yerine bir daha koyamayacağın eserin sigortası yüksek olsa ne fark eder ki.
Nazan Hocam, hepsini ikna etmeyi başarıyor, yıllardır..
Hatırlayın, ne "Ölümsüzler"i izledik, orada..
Bir de, öyle tatlı anlatıyor ki.. Nefes almadan dinliyoruz..
Serginin adı Zero!..
1950'li yıllarda bir gurup genç Alman sanatçısı bir araya gelmişler..
Savaştan yenik çıkmış ülke.. Bitik, yıkık..
Yorgun.. Ne ararsan, "Yok!.."
Etrafta sadece "Yok" var, yani.. Nasıl bir cümle olduysa artık.. "O zaman 'Yok'tan başlayalım" demişler.. "Yok"un matematik ifadesi, Sıfır.. Zero..
Ama Sıfır, yani Zero, o devirde başlayan Uzay Savaşında çok başka şeyler ifade eden bir sözcük, ayni zamanda..
Önce Yuri Gagarin'i, sonra başkalarını, daha başkalarını Uzay'a götüren, insan oğluna "Sonsuz"un yolu açan roketlerin fırlatılışı, geriye sayımla başlıyor.. "On.. Dokuz.. Dört.. Üç.. İki.. Bir..
Sıfır!.. Zero!.."
Zero yokluk.. Ama Zero, uzaya ilk adım, sonsuza başlangıç ayni zamanda!..
"Yokluktan bir sanat yaratalım.
Sanat insanın beynindedir madem, o zaman ne bulursak, onu kullanalım..
Onlarla yaratalım"
demiş gençler.. Her türlü özürü bir kenara atarak..
Başlamışlar..
Başlamışlar da, eserlerini sergileyecek galeriyi geç, yer bile yok.. İçlerinden birinin evini, sergi evi yapmışlar. "Bir gecelik sergi" açmışlar, o evde, Düsseldorf'ta.. Sonra bir gece daha.. Bir gece daha.. Hepsinde yeni eserler, hepsi bir gecelik..
Ünleri duyulmuş..
Amsterdam'da bir galeri onları davet etmiş..
Eserlerini trene yükleyip o zamanın kara trenleriyle saatlerce gitmişler.. Sergi açılmış..
O eserleri yeniden paketleyip, trenle gene Düsseldorf'a getirmek tonla para..
Hepsini galeriye hediye etmişler. Galeri de onları deposuna atmış.. "Şimdi değerleri milyon" dedi, Nazan Hocam.. "Amsterdam'daki galerinin kısmetine bak" dedim.. "Keşke bize gelselerdi!.."
(Civarında dolaşıyoruz ama, hala işin özüne giremedik. Ama öyle keyif aldım ki, yaşadığım günden, o keyifle yazıyorum, uzuyor.. Yarın devam..)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.