YAZARA MAİL GÖNDER Sinan Akçıl'a, Baba dostundan..

YAZARLAR

Sinan Akçıl bu ülkenin en saygın isimlerinden birinin, Saim Akçıl'ın oğludur. Saim Akçıl'ı sanat çevreleri dışındakiler pek bilmez. Uluslararası bir sanatçıdır. Dünyada bilinen, tanınan bir orkestra şefidir. Varlığı ile bana gurur veren dostlarımın başında gelir.
Ben onunla Köln'de tanıştım, Türkiye'de değil.. Nurlar içinde yatsın, o zaman Deutsche Welle'nin Türkçe yayınları müdürü Mehmet Barı, "Hıncal bu adamı iyi tanı" diye sunmuştu, Prof. Akçıl'ı bana.. O gün, bugün, dünyadaki ve ülkemdeki bitmez tükenmez savaşını, başarılarını izledim, destekledim..
Sinan kardeşim, işte sen böyle bir babanın oğlusun. Gençliğini istediğin gibi yaşamakta özgürsün, kimse karışamaz.. Ama bir baba dostu olarak, ben "Sinan kardeşim, kimin oğlu olduğunu sakın unutma" demek istiyorum.
Dün sabah gazetemin eki Günaydın'ın kapak konusuydun.
Kız arkadaşın, en az senin kadar ünlü Ebru Şallı ile Asmalı Mescit'e gitmişsin. Gidersin. Yemiş içmişsin.. Tamam..
Peki ama gazetecileri görünce, Cadılar Bayramında Ku Klux Klan canileri gibi kara külahlara bürünmek, çok ayıp, çok rezil bir şey gibi saklanmaya çalışmak, yetmiyor "Bunları buraya sen mi çağırdın" diye mekan sahibini fırçalamak ne oluyor?.
Yahu Asmalı Mescit, magazin muhabirlerinin, yani hayatlarını sizi ünlü yapmak, ünlü tutmakla kazanan, aslında borçlu olduğunuz gazetecilerin bu kentteki üç nöbet noktasından biri.
İki ünlü kişi olarak, kör parmağın gözüne oraya gideceksiniz, sokaktan geçen herkesin göreceği bir masada oturacaksınız, sonra panikleyeceksiniz..
Ebru Şallı'yı, mutfaktan kaçıracaksın, çok ayıp bir şey yaparken yakalanmış gibi..
Bu kaçışların bizim meslekte tek anlamı vardır.. "Bu resimleri mutlak basın diye olay yaratıyorum. İşte size konu.. Haydi görev başına.."
Adam gibi, insan gibi, iki sevgili, iki arkadaş olarak baş başa yemek yiyip kalkıp gitseniz mi olay olur, ortalığı böyle dağıtır, olayı sen yaratırsan mı Sinan?. Sakın bana "Bilmiyorum" deme..
Bak Sinan?. Bu Baba Dostu da değil, Ağabey nasihatı..
Taşıyamayacağın kızla çıkma.. Çıktığın kızı da, gururla, iftiharla taşı.. Ne sen, kızı sokak ortasında bırakıp kaç, ne de onu garsonlara buldurduğun taksilerle, mutfaklardan kaçırt.. Centilmen, damını asla zorda bırakmaz, zorda terk etmez. Sonuna dek yanında durur. Suçlular kaçar ancak, Sinan!. Suç ortağını da kaçırır.
Saim Hocam sana "Erkeklik" diye bunu öğretmedi herhalde?.
Gazetecilerin kol gezdiği, oradaki binlerce insanın hepsinin elinde akıllı telefonun bulunduğu "Beni çekin" diye bas bas bağrılan yerlere gitme Sinan, yaptığından utanıyorsan..
Birlikte görünmekten utanılacak bir kadınlaysan, gözlerden ırak, bunca otel var!. Ağır mı oldu?.
Senin yaptıkların ne kadar ağır, onu düşün. Bir "Centilmen"e yakışır mı, onu düşün..
Sevgili Sinan,
Bu yazıyı çoktandır yazmak istiyordum aslında.. Bu ülkede benzeri olayları yaratan pek çok Kahraman(!) delikanlı için..
Seni yazdım. Neden?.
Kardeşim saydığım için..
"Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" demiş ya eskiler..
Belki bizim erkekliklerini sadece dizilerde, senaryo icabı gösteren kahramanlarımız da okur, ders çıkarırlar..
Taşıyamayacağınız kadınla çıkmayın Beyler.. Mecbur değilsiniz!.
Bir kadınla çıkıyorsunuz, onu baş tacı yapın. Her yerde!.. Her zaman!.. Sonuna dek!..
Gururla!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.