YAZARA MAİL GÖNDER Avukatlık nasıl bir meslektir, öğrenin!.. Yeryüzünde iki

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Yıl 1957.. Brooklyn'de bir fakir evdeyiz. Elinde fırçayla bir orta yaşlı adam oturuyor. Karşısında iki şövale dikili.. Birine ayna dayalı, ötekine, tuval..
Ne yapıyor bu adam?.
Selfie!..
Yıl 1957'deyiz unutmayın. O zaman selfie nasıl yapılır, başka?.
Casuslar Köprüsü işte bu sahne ile başlarken, Steven Spielberg, bugüne yaptığı o muhteşem mizahi gönderme ile "Bu filmi, bugünleri düşünerek izleyin" diyor, seyircisine.. Ve daha bu sahne ile niçin "Spielberg" olduğunu kanıtlayıp, filme imzasını atıyor..
1957, benim gazeteciliğe başladığım sene.. O yılların en büyük olayıydı, Ruslar'ın, Amerikan Casus uçağı U2'yi düşürüp pilotu Francis Powers'ı esir almaları.. Powers, sahip olduğu çok gizli bilgiler yüzünden, vurulan uçaktan paraşütle atladığı, Ruslara esir düşerken de, kendisine verilen zehiri kullanıp intihar etmediği için Amerikan kamuoyunda "Hain" ilan edilmişti.
Ayni günlerde, iki hain de Amerika'da vardı.
Biri, İngiltere'ye göçmüş bir Rus anne ve babanın oğlu, Rudolf Abel. Abel, FBI'ya göre bir Albay rütbeli bir Rus casusuydu. Yakaladılar. Tam da Soğuk Savaş ve McCarthizm döneminde, bir Rus casusunu kimse savunmak istememişti. Baro, Avukat James Donovan'ı görevlendirdi.
Ne çalıştığı kurum, ne ailesi, ne de onu görevlendiren devlet Donovan'dan ciddi bir savunma istemiyordu. Maksat laf olsun, torba dolsun, Abel bir an önce elektrikli sandalyeye otursundu, çünkü..
Yargıç Byers de kararını peşinen vermişti zaten..
Ama Donovan "Abel'in itham edildiği suç beni ilgilendirmez, ben görevimi inandığım gibi yaparım" deyip, savunmaya başlayınca, Amerikan halkı, onu da "Hain" ilan etti.
Donovan, Amerikan yasalarına göre, izin alınmadan yapılmış baskınlar sonucu elde edilmiş delillerin geçersiz olduğunu ileri sürünce Yargıç, itirazı reddetti.
Orada Donovan'ın Yargıca bir sözü var.
"Bakın, ben İrlanda asıllıyım. Siz Alman.. İkimizi "Amerikan" yapan şey, Anayasamız'dır. Bu yasada yazılanları uygulamalıyız.."
Rus Casusu Abel, tüm ülkeye meydan okuyarak kendisini savunan avukatına bir gün bir çocukluk anısını anlattı..
"Çocukken, evimize bir adam gelirdi. Babam bana 'Bu adama dikkat et' derdi. Hep dikkat ederdim. Hiçbir şey yapmazdı.. Bir gün, sınıra yakın evimizi partizan muhafızlar bastı. Annemi dövdüler, babamı dövdüler, babamın arkadaşı bu adamı dövdüler. Adama dikkat ettim.. Her vurduklarında yere düşüyor, sonra ayağa kalkıyordu. Daha sert vurdular. Gene ayaklarının üzerinde dikildi. Daha sert.. Gene dikildi. Sonunda muhafızlar adamı döve döve öldürmekten vaz geçip gittiler. Ona 'Stoikiy Muzhik' dedik.. Sizin dilinizde "Dik duran adam" anlamına gelir. Sen işte öylesin.."
Gerçek olayları, o yılları benim gibi yaşamış olanlar bilir. Anlatmama gerek yok. Bilmeyenler için daha iyi.. Filmi daha heyecanla izlerler..
Ama izlesinler. Son yılların en güzel, günümüzün en anlamlı, en çok ders alınacak filmi, çünkü.
En İyi Film Oscar adayı kesin olur, hatta alır da.. Spielberg bir kez daha En İyi Yönetmen heykelini kaldırabilir. Abel'i oynayan Mark Rylance, kesin En İyi Yardımcı Oyunsu Oscarlısı olacak. Senaryo yazarları, sanat direktörleri, kostümcüler, daha kimbilir kimler aday olur, bilemem..
Ama Casuslar Köprüsü mutlak görülmeli. Bu kısa yazımda, günümüze kaç gönderme yaptım, gördünüz.. Filmin nerdeyse tümü öyle.. Hele biz bir Rus Keşif Uçağını, yani onların U2'sini indirmişken..
Sakın, ama sakın kaçırmayın..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.