Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Velime- Müftü Muharrem Erginbilgiç ailesinin en büyüğü Necati Dayımızı kaybettiğimiz pazar akşamından başlayarak telefonum durmadı. Dostlar sağ olsun.. Birbiri ardına aradılar. Hepsine yetişmem, hepsine cevap vermem imkansızlaşınca bir karar almak zorunda kaldım. Pazartesi sabahından itibaren hiç bir telefona, hiç bir mesaja yanıt vermedim. Zaten istesem de veremezdim. Bir yandan işler, bir yandan, cenazeye katılmak üzere İzmir'den ve Ankara'dan gelen Uluçları ağırlama görevim vardı.
"Hepsine, her şey bittikten sonra köşemde teşekkür ederim, beni anlar ve mazur görürler" dedim. Bu yazı işte o..

***

Ailemizin en büyüğü ve temel direği, sonuncu dayımızı da salı günü uğurladık.
Aile!..
Apartmanlar icad edilmeden, insanlar 70 metrekareye mahkum edilmeden önce, aileler geniş evlerde yaşarlardı. Geniş, iki katlı, bahçeli evler.. Bu evler, Büyük Aile'nin temeliydiler.. Büyük anneler, büyük babalar, torunlar, eski öykülere bakın hep bir aradaydılar.. Bu yüzden aile bağları sımsıkı olurdu.. Biz, o yaşamın sonuna yetiştik. Kışları küçük ailemizle, babamın peşinde dolaşırdık, ama yazları ya Çavuşköy'e, babaanneme, ya Kilis'e, anneanneme gider, büyük ailenin keyfini, mutluluğunu yaşardık. Büyük aile, büyük sevgi, büyük güven demekti.. Hele üçüncü kuşağı oluşturan biz torunlar, yani kalabalık kuzenler için nasıl bir oyun imkanıydı, hele Kilis..
Babamın erkek kardeşi yoktu. Amcamız olmadı hiç.. Ama dayı, teyze bakımından zengindik..
Dedem Müftü Muharrem Efendi, iki defa evlenmişti. Anneannem Velime Hanım da öyle.. İkisinin birlikte 5 çocukları olmuştu. Üç dayım, bir teyzem vardı ordan. Dedemin ilk eşinden iki teyzem daha vardı. Anneannemin ilk eşinden de bir teyzem.. Yani toplam 4 teyze.. Anneannemin kardeşleri de ailenin dayılarıydı. Bir de, aslında eniştemiz olduğu halde Paşa Dayı diye anılan Aşir Atlı tabii..
Kilis'te bayram oldu mu, dedemin büyük evinde, tüm bu dayılar, teyzeler, çocukları toplanırdı.. İki sofraya sığardık, kim bilir kaç kişi.. Bir defasında saymaya kalkmıştım da anneannem "Uğursuzluk getirir" diye durdurmuştu beni..
Benim sayamadığımı bir gün İstanbul'da biletçi saydı.. Yıllar sonra, ailenin o zaman en büyüğü Paşa Dayıma gitmek için toplandık. Büyük bir kalabalığı Altı Yol'daki evinde Necati Dayım ağırladı.. Üç oda bir salon evde, onlarca kişi.. Yerlere yataklar serildi yetmedi. Sonra büyüklerin briç oynamasına karar verdiler. Onlar masanın başında sabahı ettiler biz küçükler uyurken.. Paşa Dayının elini öptük.. Çıktık, Erenköy'deki evinden. Durağa geldik, tramvaya bindik.. "Biletler beyler" diye bağırdı biletçi.. Babam "Say içerdekileri, hepsi bizden" dedi. Saydı biletçi ve 35 bilet verdi babama..
Bunlar, günümüz gençlerine masal gibi gelir.. Şimdi, bırak büyük aileyi, küçük aile bile bir araya gelmiyor..
Anlatıyorum ki, belki, çok uzak ihtimal belki özenen çıkar da, ailesini hiç değilse özel günlerde toplar..
Bakın Amerikalılara.. Dünyanın en içe dönük, kendileri için yaşayan insanlarıdır. Gittim, içlerinde yaşadım, gördüm.. Ama yılda iki kez, Noel'de ve Şükran Günü'nde iki elleri kanda, dünyanın öbür ucunda olsalar, bir masa başında toplanırlar, öğlen yemeğinde...
Dedem ölünce, ailenin büyüğü, kuzen Kışlalılar'ın babası Hüsnü Dayı oldu. O ölünce kardeşi Nuri.. O da ölünce, annemin kardeşi Cemal Dayı devraldı bayrağı.. Ondan kardeşi Hayati'ye.. Ondan da sonuncu dayımız Necati'ye.. Necati dayımla, ikinci kuşak bitti, Velime/ Muharrem sülalesinde.. Sıra üçüncü kuşağa geldi.
Şimdi artık en büyüğümüz, ağabeyim Öcal.. Bayrak onda.. Bizim gibi birbirlerine çok bağlı ailelerde kolay değildir bu görev. Hele Necati Dayım gibi bir muhteşem adamdan sonra..
Yıllardır, Bayram geleneklerini Uluçlar için yeniden başlatan ağbim bu işin altından kalkar, inanıyorum..
***

Aile bu kadar geniş olunca, ölüm ilanı hazırlamak kolay olmadı tabii. Gürcan'la ağbime düşmüş iş galiba.. Herkesi yazsalar, Sabah'ın iki sayfası eder.. "Aile adlarını yazalım" demişler.. Ama dedim ya "Maaşallah!.. Öyle yaygınız ki, gene de Beşe ailesini unutmuşlar. Anneannemin ilk eşinden Mukadder Teyzemin, Necati Dayımın ablasının Beşe ailesinin adı geçmemiş.. Sevgili kuzen, can Aynur kusura bakmasın artık. O acı ve telaşlı günlerde eksiklere kızılmaz..
***

Dayım için ilk tören kurucusu olduğu Spor Yazarları Derneği'nde yapıldı. Böyle törenlerde üç beş kişi olur genelde.. Kalabalıktı. Gelenlerin çoğunu göremedim, duydum, inanın..
Cami avlusunda ise adım atacak yer yoktu. Yürüyemedim, inanın..
Kimler kimler yoktu ki?. Aslında "Yokmuş ki" demem lazım. O kalabalıkta göremedim, sonra duydum çünkü..
Galatasaray'ın yaşayan en büyük başkanı Selahattin Beyazıt ordaydı.. Ama Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım yoktu. Necati Bilgiç'in oğlu Gürcan, Aziz Yıldırım'ın satılık kalemlerinden olmamıştı çünkü. Onu eleştirmişti çünkü.. Sadece ve sadece kendisi için Fenerli, kin, öfke ve nefret adamı Aziz Yıldırım'ın, özde Fenerli, sadece Fenerbahçe için Fenerli, gelmiş geçmiş en büyük Fenerli Necati Bilgiç'in cenazesine gelmeyişi daha iyi oldu aslında..
Haluk Ulusoy, Federasyon Başkanı olduğu dönemde dayımın en acımasız eleştirdiği adamdı. Ama ordaydı, ders verir gibi.. Tabii anlayana.. Anlama yeteneği olanlara..
Üçüncü durak Basınköy'deki eviydi, dayımın.. Uğranıp helallik alındı. Son defa kabristanda buluştuk. Cami ile Kanarya Mezarlığı İstanbul'un iki ucunda.. Gidip gelmemiz 6 saat sürdü.. Buna rağmen Kabristan kalabalıktı. Bir kez daha Necati Bilgiç'in nasıl sevildiğinin kanıtı oldu, o insanlar..
"Ne mutlu sana dayı" dedim içimden, bir kürek toprağı kabrine atarken.. "Ne mutlu sana, böyle uğurlanıyorsun.. Bu kadar seveni olanın mekanı cennettir.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER