Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Başlık tırnak içinde.. Çünkü benim değil. Pazar günkü Hürriyet'te Kanat Atkaya'nın köşe başlığı.. Hafta sonu okuduğum en duygulu, en hüzünlü, hem de nasıl en içerikli yazıydı.. Hem de 14 Şubat'ta, Sevgililer Günü'nde, hemen herkes romantik yazılar yazmışken, öne çıktı Kanat'ın satırları..
Hani Beyoğlu'nda iki eski bina çökmüştü ya geçen hafta.. Onlardan birinin altında Köfteci Hüseyin dükkanı vardı ya..
Onu anlatıyor Kanat.. 80/90'lı yıllar.. Fitaş'ta matineye gittiğinde hemen arka sokaktaki Köfteci Hüseyin'de köfte piyaz yermiş. Zaten başka şey yok.. Başka zaman da yok. Ocağın başında oturan Hüseyin Bey, üçe doğru köfteleri bitirir, dükkanı kaparmış.
"Ama ne köfte! Kâğıt üzerinde gelen o mükemmel köfteden bugüne kadar kaç porsiyon yemişimdir hesaplamam mümkün değil" diyor Kanat!
Yıllar sonra Hüseyin Bey ölmüş ama, oğul, babasının yüzünü kızartmadan sürdürmüş mesleği.
..Ve insanın ağzını sulandıran satırlarla anlatmış onu da..
"Mis gibi köfte, yanında isteğe göre soğan, biraz kırmızı lahana, çıtır çıtır taze ekmekten oluşan 'o enfes mönüyü' bir kez tatma şansına erenler bir daha muhakkak gelecektir zaten, kaçarı yoktur."
Binanın yıkıldığı haberini alınca, yıkılmış Kanat da.. Onu da anlatmış, okuyanı hüzne boğarak ve "İnşallah en kısa zamanda yeniden açılır" duasına ortak ederek..
Buraya kadar güzel.. Çok güzel de, o final niye Kanat?.
"Yıkılan bir binadan, sevilen bir köftecinin hikâyesinden bahsetmemi 'böylesi yoğun bir gündemde' gereksiz veya abartılı bulanlar çıkabilir.
Ancak her şeyin hızla vasatlaştığı, uyduruklaştığı, sahteleştiği bir düzende, işini layıkıyla yapan esnafın mumla arandığı günümüzde, Köfteci Hüseyin'e saygı duruşunda bulunmak, yıkılan bir binadan kişisel bir tarih dökümü çıkarmak boynumun borcudur.
O borcu biraz olsun ödemeye çalıştım, durum bundan ibaret."
Bu adeta özür diler gibi izahat niye?. Herkesin birbirine saldırdığı, herkesin, kendinden olmayan herkesi ötekileştirip sövdüğü, sosyal medya denen bölme ve linç etme ortamı, kin, nefret ve öfke satırlarından geçilmezken, "Vay be gene ne güzel geçirmiş" dedirterek alkış almaktan başka işe yaramayan yazılar yazmanın marifet sayıldığı günümüzde bize insanlığımızı hatırlatan, en güzel, en yüce duyguları, herkesin gözünden kaçan sıradan bir olayın içine yerleştirip anlatan o enfes yazıyı kaleme almak niye ayıp olsun ki?.
O yoğun gündemi yıllardır, yüzlerce yazanlar, ne işe yarıyorlar, bir düşün.. Yüzlerce,binlerce yazıyorlar.. Aldıran var mı?.
Bir iç boşaltma, ya da taraftar rahatlatma öfkesi, sövmesi mi, daha yerinde olurdu yani, bize "İnsan" olduğumuzu hatırlatan, sevgiyi, hüznü, duygusallığı yaşatan, hepimizi "Hangi ırktan, hangi inançtan, hangi düşünceden, siyasetten olursak olalım, Köfteci Hüseyin'i severdik"te birleştirip "Biz" olduğumuzu düşündüren, bu sevimli satırlardan..
Hüzünlü bir pazar, bir dinlenme gününde..
Hem de Sevgililer Günü'nde!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER