YAZARA MAİL GÖNDER Selçuk Sun’lu “Güzel” günler!.

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Selçuk Sun'u onunla bir Avrupa Turu yapan, yakın dostu Dr. Ahmet Kurtaran, anlatıyor.

***
Büyük Ankara Oteli gece kulübü, o yılların bir sanat ve sohbet mekânı idi. Devrin ünlü sanatçıları burada sahne alır, gelip geçerlerdi. Ancak kulübün demirbaşı ve adeta simgesi Erol Pekcan 3'lüsü; piyanoda Tuna Ötenel, basta Selçuk Sun ve davulda Erol Abi, müzik severlere hoşça saatler yaşatır, şimdilerden farklı, güzel bir müzik dinlerken karşınızdakiyle konuşabilir, söylenenleri duyabilirdiniz.
Daha sonra TRT'de haftalık "Ankara Hatırası" programına başlayınca, bu değerli müzisyenlerle uzun zaman beraber çalıştık. Ancak sevgili Erol Abi ve Selçuk'u daha yakından tanımamız, Aralık 1975'te Salzburg, Münich, Liege, Brüksel, Waragem gibi kentleri kapsayan Avusturya, Almanya, Hollanda, Belçika'ya yaptığımız Turizm- Tanıtma Bakanlığı Moda- Sanat Turnesinde oldu.
Olgunlaşma Enstitüsü'nün kaftanları, simli Türk geleneksel giyim kültürü, Anadolu folkloru eşliğinde Avrupa'ya tanıtıldı. Devrin en güzel mankenleri, Gezin, Sezin, Mine, Nuran, Fatoş, İnci, Figen bu giysileri, biz Modern Folk Üçlüsü vokalleri ve Erol Pekcan davul ile Selçuk Sun bası eşliğinde sunduk, Oldukça da büyük sükse topladı, ülkelerin TV ve basınında Türkiye adına güzel bir rüzgâr estirdik.
Edirne'den çıktık yola, ilk durak Avusturya, Mozart'ın kenti Salzburg. Selçuk başından uyarmış, "Ben koca kontrbassımı getiremem, gidilen yerlerden bulunsun" diye. Mozartium Senfoni Orkestrası basçısının prova çalgısı, o gece Selçuk için temin edilmiş.
Provada Selçuk şöyle bir basa baktı, 2-3 teline dokundu "Bu ne ya, kontrplaktan mı yapmışlar" dedi ve kenara koydu.
İlk gece, Avusturya protokola verilen gösteri büyük alkış aldı. Gösteri sonrası birimizin odasında toplanıp, biraz konuşup biraz müzik yapmak adettendi. Bası veren müzisyeni de davet ettik nezaketen.
Kırmadı bizleri geldi, klasik bir eserden bir bölüm çaldı. Bu kere sıra Selçuk'ta, dünyanın en mütevazı insanlarından.."Hadi Selçuk" diye, biraz gaz, biraz da bam teline basaraktan, çalmaya ikna ettik.
Selçuk ufak tefek bir fiziğe sahipti. Kollarını sıvadı, yayı eline aldı.... ve oldukça zor konçertonun çok zor bölümünü çalmaya başladı.
Avusturyalı koca adam, koltuğunda büzüldü, bir süre öylece kala kaldı... Sonra ayağa kalktı, önünü ilikledi...
İngilizce "Çok özür dilerim" dedi, "Böyle bir enstrümanı bu düzeydeki bir sanatçıya gönderdiğim için.. Ama bu ayıbımı telafi etmek istiyorum. Halen, Berlin Filarmoni'de bir bas kadrosu eksik, sizi hemen oraya tavsiye edebilirim."
Selçuk'un, Türkiye'de Norveçli bir hanımla mutlu bir evliliği, biri yeni doğmuş iki de çocuğu vardı. Kısa süre duraladı. Kolay değil, Berlin Filarmoni, Karajan şefliğinde dünyanın en iyi orkestrası, o zaman.
Muhtemeldir ki tüm bunları, müzik yaşamını, sevdiklerini, arkadaşlarını aklından geçirdi ve düzgün İngilizcesi ile "Çok teşekkür ederim, ülkeme dönmek ve yaşamıma orada devam etmek istiyorum" diyebildi...
82 yaşında kaybettiğimizi üzülerek öğrendim. Demek ki o öneri geldiğinde, daha 40 yaşları civarındaymış. Bir müzisyen için en verimli yıllarındaydı ama istemedi.
Daha sonra o da bizler gibi İstanbul'a taşındı. Sık sık bana uğrar, "Hocam Cadillacları parlatalım" derdi. Kullandığı takma dişlere bu adı takmıştı.
Türkiye büyük bir müzisyenini, bizler ise candan bir dostu kaybettik.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.