Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

İki ödül gecesi izlenimleri..

Biri geçen haftanın sonunda, ikincisi bu haftanın başında iki ödül gecesine katıldım.
Siemens 18. Opera Yarışması birincisi.. 6. Donizetti / Andante Dergisi ödülleri de ikincisi..
İkisi de iki idealist kurum sayesinde gelenekselleşti..
Siemens'i de, bu ülkeye 14 yıldır zerre kâr etmeden hizmet veren Andante dergisini de (Klasik Müzik dergisi para kazanır mı?) bir kez daha tüm yüreğimle kutlarım..
Gelelim gala geceleri izlenimlerime..
Bu ülkenin Bedii Faik, Çetin Altan kadar başarılı "Kısa Fıkra" yazarı, ilk meslek ağabeylerimden, nurlar içinde yatıyor olmalı, Şinasi Nahit "Bu memleket uzun laftan battı" derdi.
İki gecenin de ortak yanı, müziğin değil, lafın uzatılmasıydı.
Siz hiç bir Oscar gecesinde mesela şöyle bir laf duydunuz mu?.
"Leonardo DiCaprio, bu ödülü, çok zor doğa koşulları altında dublor kullanmadan başarı ile oynadığı, gerçek bir ayı ile boğuştuğu için kazanmıştır!." Her iki törende de ödül alanların kazanma sebepleri bitmez tükenmez laflarla anlatılınca salona esnemeler indi. İlgi azaldı.
Donizetti ödülleri sunucusu "Gecemizin açıklanan sürede bitmesi için, ödül alan herkese 1(Bir) dakika konuşma hakkı veriyoruz" dedi ve o andan itibaren de gecenin en çok konuşanı oldu.
Siz hiç ödülü alıp gidenin arkasından "Şimdi falanca ödülünü filan sebeple aldı, gidiyor" diye bir anons duydunuz mu hayatta.. Alırken anons, giderken anons..
Her halde geri zekalı olmalıyız. Anlatmasa farkına varmayacağız..
"Bir dakka" diye mikrofona gelen biri cebinden daktilo ile yazılmış 3 A4 sayfası metni okumaz mı?. Adam orayı dershane falan sanıyor olmalı..
Bir de tabii, ödül vermek için gelenlerin konuşma merakları..
Öf ki öf!.
Siemens'te açış konuşmasını yapan sevgili dostum, kardeşim, canım Yekta Kara'nın da mikrofon zaafı var.. Lafı öyle uzattı ki..
Oysa Siemens Genel Müdürü ne kadar kısa ve özlü konuşmuştu.
Donizetti de, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da, Andante Genel Yayın Yönetmeni, derginin ve ödüllerin her şeyi Serhan Bali de özlü ve tatlı konuştular.
Demircan "Kulak kesilirseniz, her şeyin ve her yerin müziğini duyabilirsiniz" dedi.. "Bu salonun, sokağın, caddenin, gök yüzünün, İstiklal Caddesi, Galata Kulesi'nin, Haliç'in bir müziği var..
Hayatın müziği, notalı, notasız kulağımıza akar.. Sanatçılar içinde akıp gittiğimiz sesler dünyasını hepimiz için duyulabilir yaparlar.." Serhan, "Ben, yıllardan beri, Duke Ellington konuşurmuşum da haberim yokmuş" onu öğretti bana..
Duke Ellington "Sadece iki tür müzik vardır. İyi müzik, bir de öteki müzikler.." Ben de hep ayni şeyi söylerim, tercihlerimi soranlara, bilirsiniz..
"Bir iyi müzik vardır benim için.
Bir de kötü müzik.." İki tarafta da ortak bir eleştirim daha var. Yıllardır yazıyorum. Bir daha yazacağım..
Bu tür gecelere sadece Klasik Müzik, ya da Opera meraklıları değil, ödül alanların eşi dostu, çevresi de gelir. Salonun yarısından fazlası bu tür müziği belki de ilk kez dinleyenlerden oluşur. Ödül almak için sahneye gelen sanatçı, bunu bilerek parça seçmeli" demiştim..
The Seed'daki Siemens galasında ödül alan 4 sanatçı ikişer arya okudular ama, Yekta Kara'ya ve jüride yabancı opera müdürlerine okudular. 1955 yılından beri bu ülkede izlemedik opera bırakmayan benim bile ilk defa duyduğum zor parçaları seçerek, o salonda kaç kişiyi etkilersin.
İş bitmiş.. Ödülünü almışsın. Artık jüri yok. Salondaki "Sıradan" insanların seni yadırgamadan, sıkılmadan, neşeyle ve keyifle dinleyeceği şeyler seçeceksin..
Siemens galasındaki 8 parça arasında böyle seçilmiş bir tane bile yoktu..
Donizetti Galasında ise, Yılın Oda Müziği Topluluğu seçilen Semplice Kuartet işi biliyordu. Harika bir Karahisar Kalesi yorumlayıp, salonu yıktılar..
Beethoven 132 çalmayı bilmiyorlar mıydı?.
Ve de büyük usta Tuncay Kurtoğlu.. Önce gecenin ayıbı, 1.50 boylular için seçilmiş ayarı olmayan garip mikrofonu kurmaya çalışan arkadaşa kibarca "Gerekmez" dedi.. Sonra ortaya gelip.. "Hey hey!.. Gene de hey hey" diye bir Adnan Saygun Köroğlu'suna girdi ki, içimden "Keşke mikrofon kursalardı.
O zaman sesi kısabilirdik" dedim, dışımdan gülerek..
Koca Tuncay o sesle Wagner okuma özürlü mü?. Ama işi biliyor.. Salon deprem gibi sallandı ve ilk ve son defa bir sanatçı "Bis" yapmadan gönderilmedi sahneden, iki gecede de..
Ödül izlenimlerim mi?.
Siemens hakkında fazla bir şey diyemem.
İlk dörde giremeyenleri bilmiyorum çünkü..
Ama ödül alan dört sanatçıyı ikişer şarkı ile dinledim. Uzman değil, 60 yıllık bir opera izleyicisi olarak görüşüm, erkek sanatçılara haksızlık edilmiş.
Birincilik ödülü bence Tenor Gürkan Gider'in olmalıydı. Bas bariton Uğur Yılmaz'ın hakkı da üçüncülük değildi.
Donizetti de Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Ayşegül Sarıca'ya gitti. Hatta geç kalmış bir ödüldü, Muhteşem Ayşegül için..
Özel Başarı Ödülünü İstanbul Devlet Senfoni'ye veren jüriye sormak isterim.
"Bu orkestra, bu yıl hangi özel şeyi yaptı da seçtiniz?." Sahnede uyuyan, aralarında lafa dalan, "Bitse de gitsek" diye çalanlara "Uyarı" verilir, Serhan, ödül değil..
Onunla kalmayıp, o orkestranın müdürü, obuacı Sezai Kocabıyık'a da "İDSO'da yüklendiği müdürlük görevini özveriyle sürdürdüğü için ( Mesela sahnede yaptıkları ile seyirciyi eşek yerine koyan iki üflemeciyi savunmak gibi) bir de "Üflemeli Çalgılar Yorumcusu" ödülü vermeyi de zerre anlamadım.
Ödülünü alınca da solo bir yorum yapmadı zaten. Bir kuarteti Obualı Beşli'ye çevirdiler, arada üfledi, o kadar.
Orhan Ahıskalı en keyifle dinlenecek ödüllerden birini kazandı. "Yılın Kemancısı" seçildi ama uzun uzun laf ebeliği yapıp, çalmadan gitti. Niye çalmadı onu da anlamadık.
Gecenin en neşeli sanatçısı Ayşe Deniz Gökçin'di.. Neşesine salonu da katmayı başardı. Onu 2014 ilkbaharında Aksanat'ta izlemiş, hem yorumculuk, hem de yaratıcılığına hayran olmuştum.
Yazmıştım da..
Çok daha ilerilere gitmiş Ayşe.. Gurur duydum..
Çok sevdiğim Yalçın Tura'nın babası ile yarışan oğlu Hasan Tura'yı da "Yılın Bestecisi" olarak dinlerken gururlandım.
Baba oğul gibi, Çanakkale Gazisi dede Tura da müzisyenmiş meğer. Tura, İstanbul Müzik Festivali için bestelediği Çanakkale adlı yapımına dedesinin "Şehidin Türküsü" adlı yapıtını da yerleştirmiş.
Piyanonun başına geçip tenor'a eşlik etti. Türkü de yorum da nefisti.
Sevgili Serhan'a bir tavsiyem daha var. Ödül galasını bir konser gibi düşünüp, sıralamayı yapsın.
O gece o konser çok daha sıcak başlayabilirdi.
Açılışı Ayşe Deniz yapsa, neşesini, keyfini en başta salona bulaştırırdı..
...ve de final Tuncay Kurtoğlu ile yapılmalıydı.. Ben sanatçı olsam, o seyircinin önüne Tuncay'dan sonra çıkmak istemezdim.
O salondan o Köroğlu ile ayrılmak da tüm seyircinin gecesini "Unutulmaz" yapardı..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA